Jacobin’e not: Ekomodernizm ekososyalizm değildir – Ian Angus (Climate&Capitalism)

Jacobin, sol cilalı bir ekomodernizmin sözcülüğüne mi soyunuyor? Umarım değildir ama emareler iyi değil.

Ian Angus, jeomühendislik, nükleer enerji, karbon depolaması ve diğer teknolojik düzeltmeleri iklim değişimine çözüm olarak sunan sol dergiye karşı çıkıyor.

“‘Bilim ve teknoloji uzun vadede tüm sorunlarımızı çözebilir’ demek büyüye inanmaktan daha beter.” — István Mészáros

Harika haber! Kendisini “Amerikan solunun siyaset, ekonomi ve kültürde sosyalist bakış açıları sunan öncü sesi” olarak tanımlayan bir derginin kapitalizmin dünyanın yaşam destek sistemlerine ölümcül saldırısına karşı mücadelede de öncü olması gerekir.

Ancak özel sayıyı ölçü alırsak eğer, Jacobin ne yazık ki yanlış yönde gidiyor. Eko-sosyalizm kavramı (bileşim konusunda bir miktar kararsızlığı gösterecek şekilde daima arada bir tire işareti ile) arada bir geçse de bu sayıda ekososyalist bir analiz veya programa benzer hiçbir şey yok. Kömür veya katran kumu madenciliğine dair tek kelime yok ve dünyanın en büyük çevre kirleticisi olan ABD ordusunu kapatmaktan söz edilmiyor. Bunun yerine nükleer enerjiyi, jeomühendisliği, yeni enerji şebekelerini, elektrikli otomobilleri vb. savunan makalelerle bir teknoloji övgüsüdür gidiyor.

Ama bu teknoloji aşklarına rağmen, yazarlar destekledikleri teknolojileri pek de anlıyor gibi değiller. Örneğin, Christian Parenti’nin makalesi. Başka bir yazısında da, ABD hükümetinin iklim krizini sistem değişikliği olmaksızın temiz teknolojileri destekleyerek çözebileceğini, dolayısıyla “gerçekçi olan iklim siyasetinin reformist siyaset” olduğunu yazmıştı. Bu makale de aynısını söylüyor, yani “devletin atacağı adımların ve kamu sektörünün” karbon yakalama ve sekestrasyonu (KYS) uygulayarak iklim değişikliğini çözebileceğini. Bize, yıllardır denizaltılarda yapıldığı için ve İzlandalı bilim insanları, yakın zamanda, CO2’yi, iki yıl içinde kireçtaşına benzer bir katılığa ulaştığı yeraltı bazalta enjekte etmenin güvenli bir yolunu geliştirdiği için, atmosferdeki CO2’yi gidermenin “oldukça basit” olduğunu söylüyorlar.

Etkileyici geliyor ama geçerliliği var mı?

150 denizcinin kapalı bir sistemde çıkardığı CO2’yi gidermenin milyarlarca tonu açık atmosferden gidermekle karşılaştırılabilir olduğu fikri biraz absürt olmanın ötesinde. Parenti, bunu ABD Donanması’ndan kontrol etmeliydi: donanma, şu an kullanılan sistemler “görece enerji yoğun” olduğu ve “malzeme kısa ömürlü olup değiştirilmesi gerektiği ve tehlikeli madde atıklarının idaresi karmaşık oluğu” için geçen yıl denizaltılarında yeni CO2 yakalama sistemleri için ihale açtı. Açık ki bu teknolojiyi küreyi kapsayacak şekilde genişletmek seçenekler arasında değil!

Dünyanın tümü üzerinde doğrudan havadan CO2 yakalayan yalnızca tek bir ticari tesis var. Science dergisine göre, yılda sadece 900 ton CO2 alıyor – kabaca 200 otomobilin ürettiği miktar. İnşa eden şirket, küresel CO2 emisyonlarının sadece yüzde birini yakalamak için 250.000 benzer tesis gerekeceğini söylüyor. “Oldukça basit” diye bir şey yok yani.

CO2’nin bazaltta depolanması üzerine İzlanda’daki deneye gelirsek, Parenti sadece başlıkları okuyup geçmiş gibi görünüyor. Jeofizikçi Andy Skuce, Bulletin of the Atomic Scientists’te, deneyi gerçekleştirenlerin sadece 250 ton CO2 gömdüğünü ve öncesinde gazın “akla hayale gelmeyecek miktarda su” içinde çözündürülmesi gerektiğini söylüyor – her ton CO2 başına 25 ton H2O. Bu yalnızca sürdürülemez olmakla kalmayıp, aynı zamanda, “İzlanda’daki sonucun diğer yerellerde büyük ölçekli olarak ne kadar iyi uygulanabileceği de bilinmiyor.”  Climate Progress’ten Joe Romm’un da söylediği gibi, “KYS’nin uygulanabilir, ekonomik, ölçeklenebilir ve hızla artırılmaya hazır olduğu henüz kanıtlanmadı.”

İklim değişikliğine yönelik teknik bir çözümü övme istekliliğindeki Parenti, teknolojinin bunu yapıp yapmayacağını değerlendirmiyor hiç, hükümetleri bunun mal olacağı 24 trilyon doları (ABD bütçesinin %133’ü) ödemeye nasıl ikna edebileceği ise apayrı mesele. Ne yazık ki, bu tür kafa karışıklıkları Jacobin’in bu sayısında oldukça yaygın.

Jacobin’in bu sayısında ifade edilen görüşler, “iklim krizini anlamlı bir şekilde yatıştırmanın temel olarak teknolojik bir mesele” olduğunu ve “akıllıca uygulanacak bilgi ve teknolojinin iyi, hatta harika bir Antroposen’e imkân verebileceğini” iddia eden Ecomodernist Manifesto’da da (Ekomodernist Manifesto) savunuluyor. Clive Hamilton bunu “seçici bir şekilde, optimo-filtreden belirli şeylerin geçmesine izin veren, ötekileri ise engelleyen veya önemsizleştiren bir tür inkâr veya en azından kaçınma hali” olarak tanımlıyor. Bunu başka şekillerde, Manifesto’yu yazan, ABD’deki yeşil karşıtı Breakthrough Institute’un açıklamalarında ve İngiltere’deki daha da ateşli bir çevre hareketi karşıtı grup olan Spiked-Online’da da görüyoruz.

Jacobin, sol cilalı bir ekomodernizmin sözcülüğüne mi soyunuyor? Umarım değildir ama emareler iyi değil. Yeni Jacobin Kitap Serisi’nin ilk kitabı olan Four Futures (Dört Gelecek, yazar Peter Frase), bilim kurgu filmlerine ve kitaplarına dayanan gelecek senaryoları sunuyor: Kitap üzerine inceleme yazısında Antony Galluzzo’nun da söylediği gibi, bu yaklaşım Frase’in “öngörülerinin teknolojik, ekolojik veya sosyal açılardan uygulanabilirliğini göz ardı etmesine imkan veriyor.” Serinin henüz çıkmamış ikinci kitabının yazarlarından biri ise, hem Breakthrough Institute hem de Spiked-Online ile birlikte çalışmış ve “In Defence of Stuff” (Şeylerin Savunusu*) ve “There Is No ‘Metabolic Rift’” (‘Metabolik Uçurum’ Diye Bir Şey Yok) gibi başlıklar taşıyan afallatıcı ölçüde yeşil karşıtı bir manzume olan Austerity Ecology & the Collapse-Porn Addicts (Kemer Sıkma Ekolojisi ve Çöküş Pornosu Bağımlıları) kitabının yazarı Leigh Phillips.

Jacobin’in bu sayısında Frase de Phillips de teknolojinin çok kapsamlı şekilde devreye sokulmasını savunuyorlar – Frase jeomühendisliği, Phillips ise nükleer enerjiyi destekliyor. Böylesi mega projelerin getireceği çevresel, sosyal ve finansal maliyetleri ikisi de tartışmıyor.  Jacobin’in iklim değişikliği konusunda danışmanları bunlarsa, kesinlikle yanlış yoldadır.

Ekomodernizm ekososyalizm ile uyuşmaz. Jacobin bunu kabul eder ve yolunu değiştirirse, iklim değişikliği ile mücadeleye önemli bir katkı yapabilir.

Bunu diliyorum ama çok da ümitli değilim.

Ian

(*) Şeylerin Hikayesi’ne atıf

Bu makalede çalışmalarına atıfta bulunduğum Andy Skuce, 14 Eylül’de kanserden hayatını kaybetti. Onunla hiç tanışmamıştım ama iklim değişikliği üzerine çok kıymetli internet sitesi Skeptical Science’taki ve başka yerlerdeki makalelerinden ve videolarından çok şey öğrendim, özellikle de bilim inkarcılarına yönelik sert eleştirilerinden.

Çeviri: Serap Şen – dunyadanceviri.wordpress.com