ABD yeniden hegemonya kurabilecek mi? – Aykan Sever (Yeni Özgür Politika)

Son söyleyeceğimi baştan ifade edeyim: Kuramaz! Bunun basit ama köklü bir nedeni var. Dünyanın geneline gelecek diye sunabileceği bir “ideolojisi” yok. “İnsan hakları ideolojisi” önemli ölçüde Trump’la birlikte ıskartaya çıktı. “Son düşünür”leri Fukuyama iflas bayrağını çekip kepenk kapattı. Son iki yüzyıla baktığımızda ise asıl olarak dilbilimci olan Noam Chomsky’in dışında dikkate alınan bir düşünürü yok. O da bilindiği üzere Amerikan değerlerine militan bir tarzda karşı çıkıyor.
Elbette ABD’nin yeniden emperyalist hiyerarşide birincil-belirleyici pozisyonunu onarmak için ekonomik-askeri-politik-kültürel alanlarda birçok avantajı var. Fakat bütün bunlar Snowden’ın deyişiyle “…bir kelimenin sonunda ne söyleyeceğini dahi hatırlayamayan” Trump’ın “Önce Amerika!” nakaratlarına eşlik eden Avengelist-Siyonist saçmalıklar ve Sebastian Gorka, Stephen Bannon gibi demagoglarla bir dünya düzenine dönüşme olasılığı taşımıyor. Muhtemelen bunun farkında olan Amerikan yönetimi hegemonya yerine militarist bir düzen kurma yöneliminde. Bunun ise “gelecek-yaşam” diye tanımlanamayacağı şüphe götürmez gerçeklerden biri. Kolombiya’nın NATO’ya dahil edilmesi de böyle bir yönelimin yeni hamlesi.
Geçtiğimiz hafta onaylanan 709.2 milyar dolarlık  ABD “Savunma” Bütçesi bu yılın da kanlı geçeceğinin açık göstergesi. Trump yönetimi ve temsil ettiği silah sanayinin kendisine fazla güvendiği ve aynı zamanda sermayelerini katlayabilmek için dünyanın farklı çekişme alanlarında, diplomasi yerine bu güçlerini illaki sınamak ve göstermek istedikleri görülebiliyor. Nitekim bu doğrultuda daha geçen hafta “ticaret savaşına son verdik” dedikleri Çin karasularına bu hafta başı savaş gemileri göndermekten çekinmediler. Benzer bir gelişmenin G. Kore-K. Kore yönetimlerinin geliştirdiği diplomasiyi sabote etme doğrultusunda da gündeme geleceğini tahmin etmek zor olmasa gerek.
ABD’nin bu militarist adımları “rakipleri” arasındaysa tepkiyle karşılanmaya başladı. Merkel’in Çin, Macron’un Rusya ziyareti, ticari ve siyasal yakınlaşmaların dışında İran konusu ve “serbest ticaretin savunulması” açıklamalarıyla pekiştirildi. Merkel ve Çin Başbakanı Li Keqiang açıklamalarından sonra Putin de “liberal ticaretin korunması” gerektiğini söyleyerek destek çıktı. Putin’in işaret ettiği bir başka şey de yaklaşmakta olan “dünyanın şimdiye kadar görmediği büyüklükte bir sistematik kriz”. Şimdiden Arjantin ve Türkiye’de uç veren bu gelişmenin Güney Afrika, Kolombiya, Meksika ve Endonezya’yı da etkisi altına alması bekleniyor.
Lafı Amerika yeniden hegemonya kurabilir mi diye açmıştık, bitirişi ise sadece ABD değil, kapitalizmin bütününe rahmet okuma dileğiyle kapatalım. Çünkü başta Arjantin olmak üzere krizin uç verdiği ülkelerde farklı biçimlerde de olsa şimdiden ciddi direnişler gündeme gelmeye başladı. Dünyadaki toplumsal hareketler dünyayı değiştirme pratiğine dair asırlık birikime sahip. Burada emekçilerin kendi gücüne güvenmesi belirleyici önemde. Yoksa gücün ihtişamına kapılarak şu ya da bu gerekçeyle (aslında bir yekun oluşturan) emperyalist-kapitalist zincirin dahilindeki bir sermaye odağının cazibesine kapılmak da mümkün.