Arkadaş Zekai Özger: Ankara’da üç yıldır korkunç bir yalnızlık içindeyim

Arkadaş Zekai Özger 8 Ocak 1948 tarihinde Bursa’da doğdu. Ankara SBF Basın Yayın Yüksek Okulu’nda okudu. Türkiye Radyo Televizyon Kurumu’nda kurgucu olarak çalıştı. 12 Mart döneminde ağır baskı ve işkencelere maruz kaldı. SBF, polislerce basıldığı bir gün başına aldığı ağır darbelerin üzerinden bir süre geçtikten sonra 5 Mayıs 1973’de beyin kanamasından sokakta ölü olarak bulundu.

Şiirleri Forum, Soyut, Yansıma, Yeni Eylem ve Yordam gibi dergilerde yayımlandı. Başlangıçta verili ortamdaki egemen söylemlerin, özellikle ikinci yeni akımı esintisini duyumsatır şiirleri; yaşama bilincinin, topluma ve insana bakışının gelişimi ile birlikte toplumcu gerçekçi çizgide, lirik, kırgın ve buruk bir sesle, ama inatla umudunu haykıran, konuşma diline yaslanarak çarpıcı bir akışkanlık kazandıran imge örgüsü ile özgün şiirler yazdı. Şiir yazdığı yıllardaki üniversite ortamının da etkisiyle ölüm konusunu sık sık işledi.

Özger’in ölümünün 44. yılında  arkadaşı Cavit Kürnek’e 1969 Mart’ında yazdığı mektuplardan bir bölümünü yayımlıyoruz.

Bursa’da doğmuşum, çocukluğum ve yeniyetmeliğimin ilk yılları bu kalleş kentte geçti, ben hiç çocuk olmadım diyebilirim, ya da bir çocuğun yaşayabileceği hayatı hiç yaşamadım./ çocukluğum acılarla, yoksullukla ve hastalıklarla geçti…

– Ben başkası için önemli bir insan olabilir miyim diyorum, ve artık başkası benim için önemli bir insan olabilir mi diyorum, ve artık ben kendim için bile önemli biri olabilir miyim diyorum.

– Burnumda o hep kahrolası bordo kokusu, bir haftalık alkolik olmuştum, bir hafta her gece içiyordum, her gece içiyor ve her gece ağlıyordum.

– Korkuyordum, kime yazsam kötü şeyler, çirkin şeyler yazacaktım. Kırıcı şeyler, oysa suçlu bile değildi onlar, suçlu ben miydim, neydi suçum, ne yapmıştım, günlerce bunu düşündüm, günlerce içtim ve bunu düşündüm, hayır ama. Suçlu ben değildim, belki doğanın kötü bir oyununun değişmez oyuncularından biriydim, ben koymamıştım bu oyunu sahneye, bana yalnızca oynamam buyrulmuştu. Ve de iyi oynuyordum galiba. Ki rolüm yirmibir yıldır hiç değişmemişti, hep yuh sesleri ve kötülük çiçekleri ile bezeli renksiz/ölü renginde ya da/ buketlerle donalı o gala gecesinin hala bitmeyen oyununu oynuyordum, kalabalık korkunçtu, kalabalık korkunçtu ve iğrençti, ‘niye bu denli güzel oynuyorsun’ diyerek tükürüğe boğuyorlardı beni, biliyordum korkunç kıskançtılar ve benim oyunumu çekemiyorlardı, hepsi elimden almak istiyorlardı rolümü, ‘en az sencileyin başarılı oynarız’ diye bağırıyorlardı, bırakmak istiyordum rolümü, istekliydim de buna, sah­neden her çıkışımda kulise, rejisör o hep tiz ve kadınsı sesiyle ‘git’ diye bağırıyordu, git. Bu rol senin, bu oyun senin üstüne kurulu, sen başoyuncusun, git ve o berbat, bayağı rolünü sürdür, kimse sencileyin başarılı ve kötü oynayamaz bu rolü diyordu, şaşırıyordum, hem başarılıymışım çok, hem kötü oynuyormuşum.

Böyle işte, suç benim de değildi, oynamam buyrulmuştu bana, oynuyordum.

– ama kalabalığı, o korkunç kıskanç, çirkin ve iğrenç kalabalığı hiç suçlamıyorum.

– deprem, burda hergün. Bastığım her yer sallanıyor.
/yoksa ben mi./

– Aslında ben iyi değilim biliyor musun, kötüyüm, çirkinim, dost tutmayan bir yüzüm var. Benim yüzüm, korkutan hep. Ve içimde hep o korku, ‘acaba’ diyorum… ‘Beni bir daha görse…’

– Bak. Dürüstçe söylemeliyim, senin her şeyini bölüşmeye hazırım ve aldığım her payı bir giz gibi tutarım içimde, ama seninle her şeyimi bölüşebilir miyim./biriyle her şeyimi bölüşebilir miyim./elbette böyle güçlü bir dayanışmaya gereksinmem vardır benim de. Ama insanlardan umutsuzum, bıktım yıpranmaktan, eskimekten, yorgunum, şimdilerde dinlenmeliyim biraz, yeni serüvenlerin olasılığına atılamam. Biraz toparlamalıyım kendimi.

– Elimde değil, böyleyim ben. Acılarla geçen çocukluğum, yaşayamadığım. Ve o hep yaşıyamadıklarımla yoğrulu geçmişim, yeniyetmeliğim. Gençliğimi eskiten rüzgar.

– Herkesten ayrı şeyler bekleme benden, ah. Ben herkesten biriyim./biri miyim./

-Yazdığımız her tümce bir yüreğin bir yüreğe bir şeyler sunması değil mi. Sindirebilmeliyiz bunları.

– Anlatıcak bir güzelliği olmadı çocukluğumun.

– Lise üçteyken ailem ayrıldı Bursa’dan. Lisedeki son yılımı evli olan büyük ablamın yanında geçirdim./ablam ve eniştem cahildirler, yoksuldular ama bir işçi yüreği gibi temiz yürekleri vardır, üç kız çocukları var. Ablam hep bir erkecik olsun der. Son umutları yeni doğumda.

– Çocukluğumda ve yeniyetmeliğimde hiç arkadaşım olmadı, (şimdi) Ankara’da üç yıldır korkunç bir yalnızlık içindeyim, intiharı (o hep bordo kokusu) düşündüğüm geceler çok oldu, ama bunu beceremeyecek denli güçsüzdüm./

– Arkadaşlıklarımı eskitmem ben./sürekli arkadaşlıklarım hiç olmadı./

– Her insan bir umuttur, ama her umut bir olasılıktır.

– Artık yeni insanlar tanıma isteğim yok./hiç değilse şimdilerde yok./üçgenin üç köşesi dolu./sahi benim bir üçgenim var. Köşelerini hiç boş bırakmam, bazen kendileri düşerler, yenilerini buluncaya değin boş kalırlar o zaman, bu benim, “sevgi üçgenim” bana en çok yakın olan/yakın olduğum ya da/en çok sevdiğim üç insanla doldururum köşelerini üçgenimin./ şimdilerde bir köşesinde sen de varsın./

-yarın Bolu’ya gidiyorum, boykot süresince evdeyim, artık güzel yemekler yiycem ve anneme ıhlamur ısıttırıcam.

Yorum Yazın