Beka mı Aşk mı? – Can CEBECİ

24 Mart 2019 Mahalli İdareler Genel Seçimlerine bir hafta kala son büyük miting, Reis’in önderliğinde Cumhur İttifakı tarafından Yenikapı’da yapılmış ve Reis son bir kez daha en içten duygularıyla Kayahan’dan “Siyah Beyaz” şarkısını söylemişti.‍ Daha önceki yazımda da bahsettiğim gibi ayrılık ve sağlıksız bir aşk üzerine kurulu olan bu şarkı aslında Reis ile seçmeni arasındaki tüm ruh halini yansıtıyordu. Ancak bu şarkı bazı kırgınlıkları giderememiş olacak ki seçim sonuçlarını etkilemeye yetecek kadar AKP seçmeni sandığa gitmedi ve rüzgâr Ekrem İmamoğlu’ndan yana döndü.

Eğer Reis ve sevdalıları arasındaki bu ilişki sağlıklı bir aşk hikâyesi olsaydı terk edilen kişi öz eleştirisini verir, terk edilmeyi kabullenir ve kırılan kalpleri onarmak için harekete geçerdi. Sonuç vermese de en azından başka kalplerin kırılmasının önüne geçebilirdi. Ancak şimdiye kadar ve her şeye rağmen Reis’e bahşedilen bu sonsuz sevgi, bu aşkın sağlıklı bir şekilde bitebilme ihtimalini çoktan yok etmiş durumda. Her ilişkide olmasa da günümüz toplumunda genellikle terk edilmeler sırasıyla Şok hâli – Kaybı inkâr etme – Derin Üzüntü – Suçlama – Öfke – Kabullenme aşamalarıyla yaşanır. Anlaşılan o ki Reis de ilk atlattığı şoktan sonra şu an Kaybı İnkâr Etme dönemini yaşıyor. Bu aşkın böyle biteceğine inanamıyor ve seçmenine bir daha gitmek, aşkı tazelemek istiyor. Bu panik havasıyla bu seçimin de şarkısı “kaybı inkâr etme” ve “derin üzüntü” arasında Emrah’tan “Götür Beni Gittiğin Yere” olabilir.

“Bu ask böyle bitemez, bırakma terk etme beni

Atma beni ölümlere atma beni zulümlere götür beni gittiğin yere

Aşkındır beni yaşatan, beni hayata bağlayan!

Atma beni ölümlere atma beni zulümlere götür beni gittiğin yere

Sensiz ben nefes alamam, buralarda hiç duramam

Tek basına yalnız kalamam.”

Ancak bu sefer durum biraz daha farklı… Reis’in korumacılığı ve despotluğu karşısında helal süt emmiş, imanı sağlam, kendisini yetiştirmiş, işinde gücünde daha sakin daha sevecen bir sevgili adayı var. Kendisinin de dediği gibi bir “umut” ve bu karanlık dönemde yeni hayaller kurduruyor. Ayrıca bu saf ve temiz delikanlının elinden işi (mazbatası) alındı ve mağdur bırakıldı. İmamoğlu, Belediye Başkanlığı’na dönse de dönmese de o artık Yeşilçam Filmlerindeki fakir ama onurlu çocuk, karşısında her şeye sahip bir zamanların fakiri ama şimdinin iktidarı “Reis” var. Kaderin cilvesi herhalde, bu çocuk konuşmasıyla, oturuşuyla, kalkışıyla Reis’in gençlik dönemlerine de çok benziyor.

Reis’e sonsuz sevgiyi veren seçmenin bir kısmının son dönemde yaşadığı hayal kırıklığı ve sıkışmışlık, 31 Mart’ta ilişkiye ara vermeyle sonuçlandı. Bu panik ve inkâr hali önümüzdeki seçimde ilişkiye ara verenleri yeni sevgiliye, 31 Mart’ta da son bir şans veren seçmenin bazısını da çekimser kalmaya itebilir. Yeter ki yeni sevgili adayımız bir hata yapmasın. İşin özü Gülben Ergenlere ve Şahanlara yakın zamanda Seda Sayanlar ve Acunlar da eklenebilir.

Diğer cephede de sevmelere doyamayan seçmen bu sefer aradığı aşkı bulmuşa benziyor. Aslında bu filmin sonu suskunluklarımızın, örgütsüzlüğümüzün, apolitikliğimizin ve hatta bu kadar da olmazların dip noktası… Düzenin aktörleri ise kazanmak için doğru adımları atmaya devam ediyor. İmamoğlu komşumuza gidip sakince kırmadan dökmeden mağduriyetin anlatılmasını istiyor, Saadet Partisi aday çıkarıyor, HDP yeniden oy vermeye hazırlanıyor, TÜSİAD, Ahmet Davutoğlu ve hatta Abdullah Gül bile konuşuyor. Belki bir gün bu işin asıl aktörleri olan bizler de yetkeyi yeni sevdalarımıza bırakmaktan vazgeçip sonuçlara katlanmak yerine sebepleri değiştirmeye çalışırız.