Bir insanlık göçü (1) – Laura Weiss (Jacobin Magazine)

Orta Amerika’dan ABD sınırına yürüyen göçmen kervanı, Amerika’nın göç ve dış politikalarındaki başarısızlıkların yanı sıra güvende olmaya çalışan sığınmacıların gittikçe seçeneksiz kaldığını vurgular cinsten. Onları kollarımızı açarak karşılamamız gerek.

Geçtiğimiz haftanın manşetlerine yerleşen göçmen kervanı, Guatemala’dan Meksika’ya geçtikçe büyümeyi sürdürüyor. Geçen haftanın başında yaklaşık 1,600 kişilik bir grup Honduras’ı terk etmişti fakat şimdi binlerce kişi onlarla birlikte yürüyor. Pazar günü itibariyle 7,000 insan önceki gün Guatemala-Meksika sınırını geçtikten sonra Tapachula’ya vardı. Varır varmaz gün boyunca 32 derece sıcakta 53 km yürümenin getirdiği yorgunlukla yığılıp kaldılar. Ardından kimisi otobüslere doldurulup fuar alanlarından birine kurulmuş geçici barınakta kaderlerini beklemek üzere gönderildiler.

Eylem stratejisi olarak kervanlarda yürümek yeni bir şey değil ama boyutuyla ve medyanın ilgisiyle sonuncu kendisini öncekilerden ayırmış durumda. Meksikalı göçmen hakları örgütleri Pazar günü verdikleri demeçte “şu anda yaşanan, tanık olduğumuz şeyin hiçbir emsali yok” diyorlar. Birbiriyle çelişen haberler bölgenin kaos içinde olduğunu gösterdikçe, vaziyet hızla gözler önüne seriliyor.

Trump kervanı durdurmazsa Honduras’a verdiği yardımı keseceğini söyledi, çeşitli yollarla aileleri ayıran önlemleri tekrar almakla ve ABD-Meksika sınırını göçmenlere kapatmak için orduyu seferber etmekle tehdit etti. Pazar günü “suçluların ve Orta Doğuluların” kervana katıldığını ve ABD’de yapılacak seçimlere iki hafta kala insanlara korku vermek için Demokratların finanse ettiğini iddia etti. Bu suçlamalar Dış İşleri Bakanı Mike Pompeo’nun şu açıklamayı yaptığı gün geldi: “Grup içinden belli kişilerce provoke edilen şiddet eylemlerinden ve kervanı örgütleyen bazı kesimlerin gözle görünen politik motivasyonlarından derin kaygı duyuyoruz.”

Meksika’nın tepkisiyse karmaşık. Geçen hafta 500 federal polis Meksika-Guatemala sınırına gönderildi ve bu hamle Trump’un şu neşeli tweet’iyle karşılandı: “Teşekkürler Meksika, sizinle çalışmayı dört gözle bekliyoruz!” Cuma günü göçmenler Tecun Uman, Guatemala ve Ciudad Hidalgo’yu ayıran köprüyü geçmeye çalışınca, Meksika polisi biber gazıyla insanları durdurdu ve kervan geri çekildi. Kimisi teknelerle Suchiate Nehri’nden geçmeyi tercih ederken diğerleri tekrar toplandılar.

Sonraki girişimleri başarıyla sonuçlandı. Haftasonu Buzzfeed News için çalışan Karla Zabludovsky’nin ifadeleriyle, helikopterler zemine alçak bir şekilde uçuş yaparken bazı toplum polislerinin göçmenlerin geçmesine izin verildiği veya görmezden geldiği tespit edilmişti. Yine de birçok göçmen federal polislerin tehditlerine ve tacizlerine maruz kaldı. Çeşitli raporlara göre Meksika’nın güney sınırından çok daha büyük gruplar geçiyor.

Cuma günü yeniden Meksika göçmenlik bürosundan memurların bazı göçmenleri geleneksel fuar alanlarından birine kurulmuş geçici barınağa götürdüğüyle ilgili haberler çıktı. Meksika federal polisinin iddiasına göre bu alan “gözaltı merkezi” değildi fakat Meksikalı göçmen hakları örgütlerinden bir grup Cumartesi günü göçmenlere yönelik baskıları suçlayan bir demeç verdi.

Açıklamaları şöyleydi: “Hükümetin geçici barınak diye duyurduğu yerler uygun bir şekilde hazırlanmamıştır ve buraya nakledilen ilk grupların ihtiyaçlarını dahi karşılayacak asgari koşullardan yoksundurlar.” Kızılhaç’ın Jalisco şubesi göçmenlere insani yardımda bulunuyor ve Cumartesi itibariyle alana 200 çadır ve 400 battaniye getirmiş durumda.

Göçmenlere sunulan kaynakların eksikliği, hazırlıkların ve koordinasyonun olmayışından öte, kimisi insanların barınaktan çıkmasına izin verilmediğini söylüyor. Diğerleri Meksika hükümetince kayıtlara alınma korkusuyla fuar alanına gitmemeye karar vermiş durumda. Ya alıkonulup sınır dışı edileceklerini ya da ABD’ye girmelerinin engelleneceğini düşünüyorlar.

Meksika hükümeti şu an göçmenleri kayıt altına alıyor ve onlara sığınma haklarıyla ilgili bilgiler veriyor. Geçen yıl Meksika, Chiapas Tapachula’daki Fray Matias İnsan Hakları Merkezi’nin koordinatörü Salva La Cruz’a göre, yıl boyunca 15,000’e yakın sığınmacının başvurusunu işlemden geçirdi. 2014’teki bir iki bin kişilik sayıya kıyasla, bu zaten rekor bir başvuru sayısıydı.

Meksika’nın küçük mülteci bürosu son yıllarda epey büyüdü ve BM Sığınmacılar Yüksek Komiserliği’nin hem personelinden hem de teknik donanımından yararlandı. Ancak gittikçe büyüyen sığınma taleplerini karşılama konusunda zorlanıyor. BMSYK geçen zaman içinde Tabasco, Tenosique’de küçük bir ofis açmasına rağmen, La Cruz’un ifadesiyle “tamamen dolup taşmış” durumdadır. Gazeteci Karla Zabludosky’ye göre, sadece bu hafta sonu binden fazla kişi sığınma başvurularını teslim etmişlerdir. Ancak çoğu yerel muhabir Rafael Sanchez Rodriguez’e göre, Tapachula’dan kuzeye devam etme niyetinde.

Kervanlar hem Orta Amerika’nın kuzey üçgeninde insanları göçe zorlayan yapısal sorunları, hem ABD’nin göç ve dış politikasındaki hataları, hem de sığınmacıların bölgede güvende olma seçeneklerinin daralmasını yansıtmaktadır. La Cruz’un ağzıyla “bu olağanüstü insani faciaya yönetimin her düzlemde yanıt vermesini talep etmek zorundayız.”

Daralan Seçenekler

Orta Amerikalı sığınmacıların dertlerine uluslararası haber kanallarında rastlamamız en son 2014 yazında olmuştu. Üç aylık bir dönemde anne-babasız 70,000 göçmen çocuk, çocuklarıyla gelmiş eşit sayıda aileyle birlikte sığınmak için Honduras, Guatemala ve El Salvador’dan ABD-Meksika sınırına dayanmıştı. Akla kıyamet senaryolarını getiren metaforlar kullanılıyordu: Sığınmacılardan bir “dalga” “sel” ve “taşkın” diye bahsediliyordu.

Obama yönetiminin tepkisi çok yönlüydü. Önce Güney sınırlarının sağlamlaştırılmasına daha fazla ödenek ayırması yani “seli” ABD sınırına varmadan önce durdurması için Meksika hükümetine baskı yapmıştı. Bu kısmen ABD hükümetince finanse edilen Güney Sınırı Planı’nı meydana getirmişti. ABD özellikle gözetleme ve tespit etmeye dönük kapasitelerin geliştirilmesiyle uğraşmış, yüksek teknolojili gözaltı merkezleri inşa etmiş ve Meksika’daki göç ofislerine personel göndermişti. La Cruz’a göre bu plan eskisinden daha aktif bir şekilde devam ediyor.

Obama yönetiminin 2014’teki göç krizine verdiği ikinci tepki, Honduras, Guatemala ve El Salvador’a güvenlik yardımlarının gönderilmesi ve kalkınmayı teşvik eden yatırımların yapılmasıydı. Sözde göçün “sebeplerini ortadan kaldırmayı” amaçlayan program, büyük oranda yoksulların koşullarını düzeltmek yerine serbest ticaretle ilgiliydi. Son olarak ABD’nin sığınmacıları işlemden geçirme kapasitesini arttırma gayretinde oldu. Gümrük ve Sınır Koruma’nın Orta Amerikalı Azınlıklar programı altında Orta Amerikalı çocukların ülkelerinden yaptıkları başvuruları işleme almaları 2016’ya kadar gerçekleşmemişti. Programın uygulandığı süre zarfında sığınma talebinde bulunan yüz binlerce çocuktan sadece küçük bir kısmı kabul edildi. Programla ABD’ye sadece 1,627 kişi girebildi.

Kabul edilse bile başvuruların işlenmesi aylar almaktaydı ve çoğunun bekleyecek durumu yoktu. Bir yıl sonra programın sınırlılıklarına yöneltilen eleştiriler ayyuka çıktı. Kasım 2017’de program Trump yönetiminin bir imzasıyla kapatılmış oldu.
Obama döneminde, sığınma talebinde bulunan bu çocuklar ve aileleri için birkaç güvenlik vanası vardı. Geçici Koruma Statüsü, 57,000 Honduraslının ABD’de kalmasına olanak tanımıştı fakat program 2020’de sona erecek. Eğer çocuklardan biri sığınmaya uygun bulunmazsa, katı hukuki şartları yerine getirip çetelerden uzak kalsa bile bir yargıç tarafından sınır dışı edilebilir. Bununla birlikte Guardian’ın 2015’te yaptığı habere göre, kişinin yaşamına kast eden bir tehdit söz konusuysa kişinin tehcir edilemeyeceğini belirten uluslararası sığınma yasaları pervasızca gözardı edilerek, en az seksen üç çocuk sınır dışı edilerek ölüme gönderilmiştir.

Durum zaten oldukça vahimdi. Şimdiyse tahayyül edilemeyecek kadar kötü. Ne kadar sınırlı olsa da bugün yumuşatıcı seçenekler bile yoktur. Dahası Trump öfke krizleri ve komplo teorileriyle dolu tweetler atarken, yüzbinlerce insanın yaşamı ve ölümü söz konusudur.

(Devamı yarın…)

Kaynak: Jacobin Magazine

Çeviri: Akın Emre Pilgir