Çay üreticisi alın terinin karşılığını istiyor – Hopa Umut-Sen*

Ziraat Odası’nın taban fiyatının en az 3.10 TL olması gerektiğini söylediği yaş çayın alım fiyatı, Bakan Pakdemirli tarafından 3.03 TL olarak açıklandı. Enflasyon artışı ile birlikte bu oran üreticilerin maliyetini bile karşılamıyor.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli geçtiğimiz günlerde çay alım fiyatlarını açıkladı. Pakdemirli, bu senenin başında 2.90 TL olan çay alım ücretini 13 kuruş destekleme ile 3.03 TL olarak açıkladı. Çay Üreticisi en az 3.5 TL fiyat beklerken bu fiyatın çok altına düşmesi üreticiyi, gübre fiyatının yüzde yüz zamanlaması, işçiliğin pahalanması, gıda ve nakliye gibi ücretlerin yüzde yüz artması ile açıklanan fiyata isyan etti. Maliyetini dahi karşılamadığını belirtti.

ÇAYKUR’un üreticiyi görmeyen, şirketlere kapı açan tutumu bir kez daha alenen ortaya çıktı. Taban fiyat, toplama biçimleri üzerine üreticilerin iradesine dayalı olarak kurulan Hopa Çay Kooperatifi üreticileri ile görüştük.

Bu senenin yaş çay alım fiyatı açıklandı. Bir üretici olarak bu fiyatlandırmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Halis Çelik: Devlet açıkladığı yaş çay taban fiyatı ile geçen seneye göre %24 zam yaptı. Fakat üreticiler açısından bu tabi ki yeterli değil. Enflasyonu, üretim maliyetlerini düşününce yeterli değil. Çünkü biz burada senede bir defa olmak üzere gübre atıyoruz. Azot gübresi atıyoruz. O 1200 liradan 2200 liraya çıktı. Yani %100 zam geldi. Mazotun fiyatları belli. Burasının coğrafi şartları belli, dağlık bir bölge. Dağın bir noktasından merkezi satış noktasına araçlarla getiriyoruz çayı. Burada işte akaryakıt kullanıyoruz. Onların fiyatları yüksek. İşçi maliyetleri arttı. Yani üretici geçen seneden daha kötü bir durumda. Sattığımız üründen kazanç elde edemiyoruz.

Harun Vayiç: Şimdi çok yabana atılacak bir fiyat vermedi. Ortalama %26 gibi bir zam yaptı. Onun arkasındaki sıkıntı, toplama sıkıntısı, çay verme sıkıntısı. Kendiliğinden maliyeti düşüyor. Gübre fiyatları da arttı zaten. Geçen seneye 1000 liraya aldığın gübreyi 2100 liradan alıyorsun. Her ay ödemeyince 50 TL üzerine koyuyor. Mesela ben şahsen gübre aldım, eylüle kadar ödemem gerekiyor. Martta aldım, her ay için 50 lira üzerine koyuyor. İşçi gücü olarak da genelde gürcü işçiler çalışıyor. Bizim 100 liramız onların 45 lirasına denk geliyor. Önceden gündelik olarak 100, 150 liradan çalışırken şimdi 300,350 liraya çalışıyorlar. Çayı kilo ile topluyorlar zaten. Çay 800, 600 lira civarı diyorlar. Yani 1 ton çayın 600 lirasını işçiler alıyorlar. Yemesidir, içmesidir 800 lirayı buluyor ortalama. Şimdi çayı devlete verdiğin zaman 2.9, destekleme ile 3.03 TL’ye denk geliyor. Desteklemeyi zaten aşağı yukarı bir sene sonra alıyorsun. 2.86 gibi bir ödeme yapacak devlet. Devlet 13 kuruş destekleme olarak veriyor. Desteklemeyi de bu seneninkini 2020’nin şubatında, martında veriyor. O zamana kadar enflasyon oranı da ne kadar getiriyorsa getiriyor işte.

ÇAYKUR’un kota uygulamasına dair de belirli sıkıntılar var. Bu konuyu biraz açabilir misiniz?

Halis Çelik: ÇAYKUR bir kota uyguluyor. Diyor ki; “Bir dönüm çayın varsa 500 kilo çay alacağım senden” Sınırlama getiriyor burada. Bir diğer şey ise günlük alımda kontenjan uyguluyor. Bunu da “ bir dönüm çayı olan 10 kilo çay verebilir. “ şeklinde yapıyor mesela. Öyle olunca da üretici serbest satış yapamıyor ve çayın hepsini ÇAYKUR’a satamıyor. Burada işte diğer özel firmalar var. Onlarda bir sene, bir buçuk sene sonrasına dair çay alıyorlar. Diyelim ki çay şu an 2.80 TL ise 2.30 TL’ye çay alıyorlar.

Şu anda ÇAYKUR’un üreticilere yaklaşımı da sermayeye yönelik. Sermayenin önünü açan politikalar uyguluyorlar. Sermayenin uzun vadeli üreticilerden çay alabilmelerinin koşullarını yaratıyorlar. İşte açıklama yapıyor kotayı yükseltiyor ama günlük kontenjan uyguluyor. Üretici çayını satamıyor. Üretici o zaman zorunlu olarak özele çayını veriyor. Hani ortada ÇAYKUR’un kolaylaştırıcı olduğu bir durum yok. Üreticinin taleplerine cevap vermiyor. Tamamen özel sektörün inisiyatifine bırakılmış durumda üretici.

Harun Vayiç: Devlet, “Çayın 500 kilosunu alacağım. Gerisini ben almayacağım” diyor. Üretici ise işçi çalıştırdığı için çayı bitirmenin peşinde koşuyor. Mesela bende 30 dönüm çay var bugün pazar günü yanlış hatırlamıyorsam 15 kilo çay alacağım. 30 çarpı 15 dediğin zaman 450 kilo çay vermem gerekiyor. 30 dönüm çaydan ben 20-22 ton çay topluyorum. Bunu 450 kilo vererek nasıl bitirirsin, ne şekilde bitirirsin, çok uzun sürer. Üreticide ister istemez “Ben şimdi 3 tane işçi tuttum 1000 ton çay topladım. 450’sini devlete vereceğim. Geriye kalan 550’yi ne yapacağım.” Özele vereceksin. Özelde “Ben senden 2.5 liraya 2020 yılının Ocak ayına alırım”,”Devlet fiyatına alırım, 2020 yılının Mayıs ayına alırım” diyor. Alttan alttan tefeci 1800 liraya nakit almaya çalışıyorlar. Karaborsaya giriyor. Herkes ne koparırsa. Mecbur kalınca diyorsun ki; “Allah kahretsin, ne olursa olsun. Satacaksın.” 2000 liradan çay sattığımı düşün. Bunun 800 lirasına ben harcadım zaten. Geriye kaldı 1200 lira. Gübreyi de düşündüğün zaman pek ahım şahım bir şey kalmıyor.

Bu sorunlara karşı üreticilerin bir araya gelebildiği bir kooperatif var Hopa’da. Bu kooperatif nasıl ortaya çıktı?

Halis Çelik: Kooperatifin ortaya çıkısı tabi ki bu özel sektöre karşı, bu fiyatların çok düşük olmasıyla, bu fırsatçılık karşısında üreticilerin örgütlü durması ve haklarını koruyabilmesi için ihtiyaç olarak ortaya çıktı.

Üç senedir aktif durumda, ondan öncesinde aktif değildi. Yöneticiler toplumsal örgütlenme konusunda ihtiyata sahip değildi. Yönetim değişti, toplumsal, kamusal yönünü hisseden insanlar geldi. Bu anlamda bir canlılık oldu. Bu da köylerde, ilçelerde çalışmalar yaparak insanların duyarlılığını arttırma çalışılmasına sebep oldu. Üye olan olmayan bütün üreticilere yönelik, şu anda ve gelecekte yaşayacakları sorunlara karşı örgütlü nasıl durabiliriz, sermaye karşısında sömürülmemek, direnmenin yöntemi.
Kooperatifin sonuçta 4000 bin üyesi var fakat hepsi aktif değil şu anda. Kooperatife çay vermiyor hepsi yani. Ama günde 40 ton yaş çay işleyebiliyor. Bu sorunların ortadan kaldıracak fiziki gücü yok bu anlamda. Fakat ÇAYKUR’un politikaları ve üreticilerin tamamen sermayenin eline bırakılmasında tek alternatif -küçükte olsa, bunların hepsini cevap veremeyecek de olsa- üreticilerin kendi geleceğini inşa edeceği bir zemin kooperatifleşme. İnsanların bu konuda duyarlı hale gelmesi gerekiyor.

Harun Vayiç: Bu kooperatif insanların bir araya gelip bir fabrika kuralım fikri ile ortaya çıktı. Bu sorun uzun süredir devam ediyor çünkü. İşte bir fabrika kurulmuş, aşağı yukarı 94, 95’lerde kurulmuş. Kooperatif aslında kendi çayımızı işleyelim, kendi çayımızı biz satalım mantığı ile kurulmuş. Aşağı yukarı günde 40 ton kapasiteli bir fabrikamız var. Doğrudan 40 ton çay işlemeye çalışıyoruz. Biz devlet fiyatına alıyoruz. Vadeye de 10. aydan başladık. Üreticiye kademeli kademeli yardımcı olmaya çalışıyoruz.

Kooperatifin mevcut bir yönetim kurulu var. Dışarıdan bu yönetim kurulu ile çalışan köy meclisleri, köy temsilcileri var. Her köyün aşağı yukarı bir temsilcisi var. Ulaşabildiğimiz her köyden temsilcimiz var. Bizim günlük kapasitemizde 40 ton olduğu için bizde bu üyeler üzerinden adil bir şekilde bunu dağıtmaya çalışıyoruz.