Cumhuriyet Gazetesi çalışanları 267 gün sonra hakim karşısında

Cumhuriyet’in 11’i tutuklu 17 yazar, çizer, muhabir, avukat ve yöneticisi, sansürün kaldırılışı nedeniyle Basın Bayramı olarak kabul edilen günde ilk kez hâkim karşısına çıkıyor.

“FETÖ, DHKP-C ve PKK propagandası yaptığı” iddiasıyla tutuklanan Cumhuriyet gazetesi yazar, yönetici ve avukatları 267 günlük tutukluğun ardından bugün ilk kez hâkim karşısına çıktı. 19 sanıklı dava, Çağlayan’da bulunan İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor. Davanın ilk duruşması, tutuklamalardan 9 ay, iddianamenin hazırlanmasından ise tam 3 ay sonra görülüyor. 4 gün sürecek davayı, çok sayıda yerli ve yabancı katılımcı takip edecek.

Dışarıdaki Gazeteciler İnisiyatifi ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın çağırısıyla bir araya gelen çok sayıda gazeteci ve yurttaş, Cumhuriyet çalışanlarına destek için İstanbul Adliyesi önünde basın açıklaması düzenledi.

Dava Twitter kullanıcılarının da gündeminde. Cumhuriyet davası Twitter’da #GazetecilereÖzgürlük etiketiyle gündem listesinin ilk sırasında yerini aldı.

Tutuklu Cumhuriyet Gazetesi çalışanları mahkeme salonunda alkışlarla karşılandı.

Duruşma salonuna girişler başladı. Kalabalık nedeniyle avukatlar salona sığmadı. Mahkeme başkanı KHK ile getirilen 3 avukat sınırlaması nedeniyle 57 avukatın savunman sıralarında yer alabileceğini belirtti.

Kimlik tespitinin ardından savunmada ilk sıra Murat Sabuncu’nundu ancak Sabuncu’nun savunma belgelerine cezaevinde jandarma tarafından el konulduğu için savunması yarına ertelendi.

Kadri Gürsel savunmasına başladı. Hakkındaki iddiaların asılsız olduğunu beyan eden Gürsel, 102 ByLock kullanıcısıyla irtibat kurduğuna dair iddialara yanıt verdi:

Gazeteciler meraklı insanlardır. Herkesle konuşabilirler. Bunun adı gazeteciliktir ve gazetecilik suç değildir. İletişim kurduğum iddia edilen 102 ByLock kullanıcısından 85’i bana SMS atmış, 17’si beni aramış. İletişim kuran ben değilim. Ahmet Altan’ı babası Çetin Altan’ın vefatı nedeniyle aradım, telefonu da açmadı zaten. 102 kişi iddiası tamamen asılsızdır. Yenigün Haber Ajansı imza yetkilisi ve Cumhuriyet Vakfı Başkanı değilim. Fezleke iftiralarla doludur.

Yayın danışmanlığımı iddia edilen yayın değişikliğiyle ilişkilendirmek de mümkün değildir. 34 gün yapabildim. 34 günlük yayın yönetmeninin Cumhuriyet Gazetesinin yayın politikasını esaslı şekilde değiştirmesi nasıl mümkün olur?

İddia makamı beş aylık yazarlığım 34 günlük danışmanlığımı dikkate almadan polis fezlekesine dayanarak ya ihmal ya da kötü niyet sergiledi. Yargılanmama sebep olan yazım sarsılmaz olgulara bağlı bir gerçekliği içermektedir.” Erdoğan babamız olmak istiyor” yazısı suç teşkil etmez. Demokratik ülkelerde cumhurbaşkanının ayrıcalığının olmaması gerekir.

Yazıyı darbeden üç gün önce yazma sebebim Erdoğan’ın Bulgar bakanın sigara paketine darbeden üç gün önce el koymuş olmasıdır. Bu yazının 12 Temmuz’da yayınlanması, Erdoğan’ın Bulgar bir bakanın sigarasını 9 Temmuz’da ekinden almasına bağlı. Erdoğan 15 Temmuz’dan altı gün önce sigara paketine el koymasa, yazım 15 Temmuz’dan 3 gün öncesine denk düşmezdi.

Daha önce Doğan Grubu’nda yayınlara çıkmam engellenebildi. Cumhuriyet’te bu mümkün olmayınca tutuklandım. İktidar-Gülen ortaklığını hep eleştirdim, öngörülerim doğru çıktı. Örgüte yardımda değil, gazetecilikte ısrar ettiğim için buradayım. Terör örgütü üyesi olduğum için değil; bağımsız, eleştiren, soruşturan bir gazeteci olduğum için tutukluyum. Hakkımda terör örgütünü destekleyen tek bir kanıt bulamazsınız. FETÖ “cemaat”ken de negatif tutum aldım. Beraatimi istiyorum. (sendika.org)

Av. Akın Atalay savunmasına başladı. 31 yıllık avukat olduğunu, ilk kez bir duruşmaya kravatsız geldiğini söyleyen Atalay, geçen hafta kravatlarını topladıklarını, sabah ise savunmasında kullanacağı kitaplara el konulduğunu aktardı. Av. Akın Atalay’ın savunmasının bir kısmı şöyle:

Bizi baskıyla, tehditle korkutamazlar. Örgütlerle ve devlet içinde yuvalanmış çetelerle gazetenin ilişkisi yoktur. Cumhuriyet’in tek faaliyeti gazeteciliktir. Son nefesimize kadar gazetecilik mesleğine, etik ilkelere, onurlu geçmişe leke sürdürmeyeceğiz. Boyun eğmeyeceğiz. Yayın politikasında laiklik ilkesi bulunan kadim bir gazeteye FETÖ suçlaması yapan Savcı Murat İnam, FETÖ’den sanık. İnam hakkında FETÖ üyeliğinden iki müebbet hapisle açılan dava sürüyor; ama hâlâ görevde. İki müebbetle yargılanan Savcı Murat İnam’ın iradesi ipotek altındadır. Bu iddianame baskı ile hazırlanmıştır. (sendika.org)

11’i Cumhuriyet gazetesi çalışanı ve yöneticisi, biri Twitter kullanıcısı 12 kişinin tutuklu bulunduğu 19 sanıklı Cumhuriyet davasının ilk duruşmasının ilk gününde son savunmayı karikatürist Musa Kart yaptı.

Ben bir karikatüristim. 35 yıldır karikatür çiziyorum. Karikatürist; uzun, dolaylı anlatımlar yerine, çarpıcı ve etkili bir dille doğrudan aktarır duygu ve düşüncelerini…

Bugün burada haksız, mesnetsiz, kabul edilmesi mümkün olmayan ve insaf ölçülerini çok aşan suçlamaların muhatabı durumundayım.

29 yıla varan hapis cezasıyla karşı karşıyayım. Ayrıca bu suçlamaları yapan savcının “FETÖ üyesi olmak ve darbeye teşebbüs etmek” gerekçesiyle yargılandığını da biliyoruz.

Evet, “Örgüt üyesi olmamak ve örgüt adına suç işlememekle birlikte, hareketleriyle örgütün çıkarlarına hizmet etmekle” suçlanıyorum.

Yanıtım, çok net ve kısa olacak: Bu suçlamayı aynen iade ediyorum.

Ne yazık ki, 15 Temmuz 2016 tarihinde ülkemiz, 249 yurttaşımızın ölümüne, binlercesinin de yaralanmasına neden olan bir darbe girişimine sahne oldu. Sonrasında darbe girişiminde bulunanlarla mücadelede sergilenen hata ve zaaflar, reaksiyonumun haklılığını teyit eder mahiyettedir.

Yıllar önce, Fethullah Gülen’in devletteki örgütlenmesine dikkat çeken karikatürler çizdim. Ne yazık ki ve de ne komik ki o yıllarda Gülen’in sağ kolu konumundaki insanların tanıklığıyla bugün yargılanıyorum.

Evet 23 yıldır Cumhuriyet Gazetesi’nde çizmenin onurunu yaşıyorum. Önyargısız bir araştırma yapılmış olsaydı her dönem, başta FETÖ olmak üzere bütün terör örgütlerine karşı çizilmiş en sert karikatürlerin altında imzam görülecekti. Ve son 6 yıldır birinci sayfada yayınlanan terör karşıtı bu karikatürler, gazetemin terör örgütleriyle yan yana gösterilmeyeceğinin bir başka kanıtı sayılmalıdır.

Esasen bağımsız aklın, sorgulayan özgür düşüncenin kendisini ifade etmeye başladığı bir dönemin sanatıdır karikatür.

Biat kültürüne, katı, kaba hiyerarşik ilişkiler üzerinde şekillenen ve şiddeti öne çıkaran yazılarla, karikatürün ve onu üreten insanların yan yana gelmesi eşyanın tabiatına aykırıdır.

Cumhuriyet Davası 2. Gün

11’i Cumhuriyet gazetesi çalışanı, biri Twitter kullanıcısı 12 kişinin tutuklu bulunduğu 19 sanıklı Cumhuriyet davasının ikinci gününde Murat Sabuncu, Bülent Utku, Güray Öz,Önder Çelik ve Mustafa Kemal Güngör savunma yaptı.
İkinci duruşmada ilk savunmayı Murat Sabuncu yaptı.

Sabuncu, savunmasının ardından mahkeme başkanı Abdurrahman Orkun Dağ’ın sorularını yanıtladı.

Mahkeme Başkanı: Can Dündar’dan sonra, Temmuz ve Ağustos arasında gazeteyi kim yönetti?

Murat Sabuncu: Ben üstlenebilirim. Cumhuriyet’te fluluk diye bir şey olamaz.

Mahkeme Başkanı: Terör örgütleriyle ilgili aranıza sınır konması için belirteciniz nedir? Hangi açıklamanın alınıp alınamayacağına nasıl karar veriyorsunuz?

Murat Sabuncu: Vakıf Yönetim Kurulu’nun belirlediği ana çerçeve ve temel ilke kapsamında Cumhuriyet Gazetesi’nde ayrımsız olarak şiddet savunulamaz. Terör eylemini gerçekleştiren örgüt terör örgütüdür.

Cumhuriyet’in tüm haberleri bu şekildedir. Bazen bir anda bir eylemin neden, kim tarafından gerçekleştirildiği konusunda bir belirsizlik varsa “eylemci” ya da “saldırgan” denir.

Mahkeme Başkanı: Vakıf yönetiminin herhangi bir haberin yayınlanıp yayınlanamayacağı konusunda gazeteye bir telkini olabilir mi?

Murat Sabuncu: Göreve başlamamdan tutuklandığım ana kadar hiçbir etki olmamıştır. Her attığım manşetle ilgili düşüncem vardır. Her gün sabah 06.30’da vicdanımla masama oturur vicdanımla kalkarım. Ben hayatım boyunca bağımsız oldum. Bir kez bile bana kimse böyle bir şey söylememiştir.

Mahkeme Başkanı: Hürşit Külter ile ilgili “devlet tarafından kaybedilmiş” sözünüzle ilgili bir bilginiz var mı?

Murat Sabuncu: Berfo Ana’yı Başbakan [Cumartesi Anneleri 2011’de dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşmüştü] kabul etti. Benim bir bilgim yok ama bilgi vermesi gereken karşı taraf. Belki Erdoğan biliyordu. Bilmesi gereken devlettir. 644 haftadır Cumartesi Anneleri evlatlarını arıyor.

Duruşma verilen aranın ardından Bülent Utku’nun savunma yaptı.

Utku’dan savcıya: Savunmamdaki ‘Allahın sopası’ başlıklı bölüm sizinle ilgili

Utku savunmasını yaparken duruşma savcısı Hacı Hasan Bölükbaşı “Beş dakikadır iddianameyle alakasız konuşuluyor” dedi.

Utku savcıya şöyle yanıt verdi:

“Savcı bey, savunmamda ‘Allahın sopası’ başlıklı bölüm var. Sizle ilgili. Biz nasıl FETÖ’nin ipliğini pazara çıkardıysak, sizin de Fethullah Gülen’i nasıl koruyorsunuz, onu anlatacağım.”

Savcı Bölükbaşı: Burada sanki savcılar yargılanıyor

Bülent Utku’nun savunmasının ardından savcı Hacı Hasan Bölükbaşı söz aldı. Bölükbaşı şöyle dedi:

“Yargılama konusu olay ve iddialar bir kenara bırakılıp soruşturma savcısı, iddianame savcısı, duruşma savcısı gündeme getirilmekte. Esasa ilişkin savunma göremedim.

“Tanışıyoruz. Basın savcısı olarak görev yaptım. Siz de biliyorsunuz Cumhuriyet ile ilgili çok sayıda şikayet geliyordu, resen açtığım soruşturmalar da oldu. Resen açtığım soruşturmalarda da takipsizlik verdiğim oldu. Bunu inkar edemezsiniz. Bunu açıklamak zorundayım.

“Burada sanki savcılar yargılanıyor.

“Vermiş olduğumuz binlerce karar içinde bir kararı çıkarıp mahkemede delil olarak sunuyorsunuz. Her Cumhuriyet Savcısı gibi biz de bağımsız, hukuki karar verdiğimizi düşünüyorum. Bu şekilde kişiselleştirip yargılamayı farklı mecralara göndermek istemiyorum. Diğer savcıların da görevlerini yaptıklarını düşünüyorum.”

Bülent Utku “Savcı beyin suçlamalara cevap vermediğimiz yönündeki görüşleri gerçek değil” yanıtı verdi.

Duruşmada  Utku’nun ardından Güray Öz savunmasını yaptı.

Önder Çelik savunmasında Vakıf Yönetim Kurulu’na seçildiğim için yargılanıyorum” dedi.

Öz’ün ardından Güngör savunma yaptı. Güngör’ün savunmasının ardından bu sefer Mahkeme Başkanı Abdurrahman Orkun Dağ, soruşturma savcısı Murat İnam ile ilgili açıklama yaptı.

Mahkemeden Murat İnam çıkışı

“Tüm sanıklarla ortak bir argümanınız var. Murat İnam meselesi. Mahkememize gönderilmiş olan iddianamenin altında İnam’ın imzası yok. Masumiyet karinesi herkes için, kendiniz için de başkaları için de… Nasıl ki sizin için FETÖ’cüsünüz, PKK’lısınız diye bir yakıştırma yapamam. Murat Sabuncu’nun yazıları Kadri Gürsel’in fikirleri okuyucuları için hala kıymetlidir. Murat İnam haka bir cumhuriyet savcısı. Görevden alınır alınmaz bilemem. Eleştiriler tamam ama bu kadar acımasızca olmamalı.”

Mahkeme Başkanı’nın sözlerinin ardından avukat Hasan Fehmi Demir şöyle konuştu:

“Bu bahsettiğiniz şahıs sıradan bir şahıs olsaydı dediğiniz geçerli olabilirdi. Ama siz daha ilk gün savunma hakkı kutsaldır dediler. Eğer Fethullahçılıktan yargılanıyor ve sizin soruşturmanızı da imzaya sunulana kadar yürütüyorsa, bu her fırsatta dile getirmek gerekir.

“Bunun burada dile getirilmesi beni de rahatsız ediyor. İnsan olarak rahatsız ediyor. Ama cumhuriyet savcısı bundan rahatsızlık duymuyor ki Akın Atalay’ın Fethullahçı da olsa herkesin adil yargılanma hakkı olduğuna ilişkin dosyada tweeti var. Herkesin daha da ağrına giden, böyle bir uygulamanın, böylesi bir adaletsizliğin bu sistem içinde olması ve kendilerinin bununla karşılaşmış olması. Yoksa isim önemli değil.”

Avukat Fikret İlkiz de şunları söyledi:

“İstanbul 9 Sulh Ceza Yargıcı [Tutuklama kararı veren hakimlik] önünde söz verdim. Her yerde her aşamada biz bunu tekrar tekrar anlatacağız. Ama bundan sonrası bakımından sorgusunu yapacağınız hiçbir sanık size İnam’dan bahsetmeyecektir. Ellerinde olsa bile bunu geçeceklerdir. Ben Murat İnam soruşturma dosyası anlamında, iddianamenin yazılması anlamında bahsedeceğim.”

Cumhuriyet Davası 3. Gün

Duruşmanın 3. gününde Hakan Kara, Turhan Günay, Ahmet Şık, Ahmet Kemal Aydoğdu, Bülent Yener, Günseli Özaltay  söz aldı.

Hakan Kara: Gazetecilik yapmak istiyoruz

Kara “Çoğulcu, katılımcı demokrasiyi, laikliği, sağlıklı bir çevrede yaşam hakkını, kadın-erkek eşitliğini, temel hak ve özgürlükleri savunan bir gazeteci olarak bu iddianamede yer alan tüm iddiaları reddediyorum” dedi.

Kara savunmasının  “Bizler demokratik bir toplumda fikirlerimizi özgürce ifade etmek ve gazetecilik yapmak istiyoruz” diye bitirdi.

“Vakıf üyesi ‘Bu haberi niye yaptınız?’ diye sorarsa istifa etmem gerek”

Kara’nın savunmasının ardından Mahkeme heyeti sorularını sordu.

Mahkeme Başkanı Abdurrahman Orkun Dağ : Vakıf’ta yayın politikasıyla ilgili, yayın politikasında usulsüzlük var diye konuştunuz mu?

Kara: Hayır olmadı. Vakfın yaklaşımı böyle değildir. Senet çerçevesinde bakar. Yayın müdürü görevini yapamıyorsa görevden alır. Bir vakıf üyesi gelip “Bu haberi niye yaptınız, detayında ne var?” diye sormaz. Sorarsa istifa etmem gerek. Cumhuriyet’in geleneklerine uymaz.

Kıdemli üye Hakim: FETÖ dışında DHKP-C ve PKK ile ilgili olarak bir savunma yapacak mısınız?

Kara: Tüm terör örgütlerine karşıyım. Hiçbiriyle ilişkim olmadı. Ama orada başka bir somut bir şey görmediğim için bununla yetindim.

Turhan Günay: Dört iletişim kaydı için 267 gündür tutukluyum

Kara’nın ardından Cumhuriyet Kitap eki Genel Yayın Yönetmeni Turhan Günay savunmasını yaptı.

Günay “Kitap fuarı için arandığım kişi, Kayseri’ye davet eden, kitap yazan, akademisyen….Sadece bu dört iletişim kaydı ve Vakıf yöneticisi gösterildiğim için 267 gündür tutukluyum” dedi.

Mahkeme başkanı: Sizden vurucu bir anlatım beklerdim

Savunmasının ardından Mahkeme Başkanı Abdurrahman Orkun Dağ “Sizden vurucu bir anlatım beklerdim ama yapmadınız” dedi.

Turhan Günay dosyaya annesinin ölüm kaydının girdiğini belirterek  “Ben iki yaşındayken annemi kaybetmişim Avukat bir kardeşim var. Annemin ölüm tarhini bilmiyoruz. Savcıya teşekkür ediyorum annemin ölüm kaydı var” dedi.

Günay: Editöryel bağımsızlığım mutlak

Mahkeme Başkanı Abdurrahman Orkun Dağ ve avukatlar Turhan Günay’a şu soruları yöneltti:

Mahkeme Başkanı: Gazete için müstakil olarak varlık gösteren Kitap Eki’ni yönetiyorsunuz. Kitap Eki’ni yönetirken ekin içindeki kapağındki resimler ve içeriklerden kime karşı sorumlusunuz?

Günay: Ben çok bağımsız çalışıyorum. Kimseye karşı sorumluluğum yok. İçerikten ben sorumluyum. Bana şimdiye kadar karışmadı, ben karar verdim.

Mahkeme Başkanı: Ekonomik zorluk olduğunda Vakıf’a mı bildiriyorsunuz?

Günay: Hayır müessese müdürüne bildiriyoruz. Sayfa arttırmamız gerektiğinde matbaa koordinatörüne bildiriyoruz.

Mahkeme Başkanı: Editöryel bağımsızlık mutlak mı?

Günay: Benim editöryel bağımsızlığım mutlak. İlhan Selçuk bir tek gün arayıp “Kapak ne yapıyorsun?” diye sormadı.

Avukat:  Yayınlarınızda DHKP-C ya da PKK’yı övücü yayın yaptınız mı?

Günay: Terör hepimizin sorunu. Terörü övücü yayın yapmadım. Benim için kitap tanıtımı önemlidir. Kitabın iyi yazılıp yazılmadığı önemlidir. “Dahi” anladımdaki “de”yi ayıramayan yazarın kitabını hemen bırakırım.

Ahmet Şık: Söylediklerim savunma değil, ithamdır

Günay’ın ardından Ahmet Şık söz aldı.

Şık konuşurken Mahkeme Başkanı “Burada bir yanlışlık var Ahmet Şık. Savunma kapsamında kal. Biz köşe yazısı yazmanızı değl savunma yapmanızı bekliyoruz” demesi üzerine Şık, “Tahammül ederseniz bunun savunma kapsamında olduğunu göreceksiniz” diye yanıtladı.

Ahmet Şık “Söylediklerim savunma veya ifade değil aksine ithamdır. Gazetecilik faaliyetlerimin suç olarak gösterilmeye çalışıldığı bir operasyona karşı söyleyeceklerim bundan ibarettir. Ve hiçbir şekilde savunma değildir. Ki bunu gazeteciliğe ve mesleğimin etik değerlerine hakaret sayarım. Çünkü gazetecilik suç değildir” dedi.

Ahmet Şık: Söylediklerim Savunma, İfade Değil, İthamdır

Ahmet Şık’ın konuşması sonunda salondakiler alkışladı.

Mahkeme Başkanı bunun üzerinebağırarak “Ne yapıyorsunuz! Şov yeri mi burası Mahkeme burası Salonun düzenini bozuyorsunuz” dedi. Daha sonra sakinleşerek “Şimdiye kadar ne güzel gittik. Neden böyle yapıyorsunuz?” dedi.

Aydoğdu: Jeansbiri ben değilim

Şık’ın ardından iddianamede “jeansbiri” isimli Twitter hesabının sahibi olduğu iddia edilen Ahmet Mustafa Aydoğdu söz aldı. Aydoğdu şunları söyledi:

“Adem Yavuzaslan isimli gazeteci ile 2008 yılında görüştüğüm söyleniyor. 2010 yılında şu an kullandığım numarayı aldım. Dolayısıyla kendisiyle 2008 yılında iletişim kurmam mümkün değil”

“Gaziantep’te gözaltına alındım ve ömrü hayatımda ilk kez geldiğim İstanbul’a getirildim. 1 hafta TEM şubede gözaltında kaldıktan sonra ilk sorgumda FETÖ’den alındığımı söylediler. Sonra sosyal medya hesabı ‘jeansbiri’ni kullandığım söylendi. Daha ilk anda bu hesabın bana ait olmadığını onlara kanıtladım. Gözaltındayken sorgularda bana Bylock’u bilip bilmediğimi sordular. Ben de 15 Temmuz’dan sonra öğrendiğimi söyledim. Onlar da ‘Tamam senin adın ByLock listesinde yok’ dediler. 22 Kasım’da savcılık sorgum yapıldı. Savcı ByLock’la ilgili bir şey sormadı. Sulh ceza hakimliği de sormadı. Sonra hesabın kullanıcısı olduğum için tutukladı.

“Aylık tutuk incelememde SEGBİS’le hakime bağlandım. Bana ‘Sen jeansbiri değilmişsin. Bunların okulunda çalışmışsın’ dedi. Ben de milli eğitime bağlı bir okulda çalıştığımı söyledim. Sonra hakim bana ‘ByLock kullanıyor musun’ diye sordu. Hayır cevabını verince ‘O zaman sen daha tehlikelisin kriptocusun’ dedi. Sonra hücreme geri döndüm. İddianame hazırlandığında gördüm ki bylock kullanımı ile suçlanıyorum

“Ben tutuklandıktan sonra gizli tanık aracılığıyla hakkımdaki bütün bilgiler, ÖSYM sonucum dahi yayınlanmış basında. Kpss ile atanamadığım için milli eğitim bakanlığına bağlı özel bir okulda çalışmaya başladım.

“Gizli tanık E.A isimli kişinin telefonuna bylock indirdiğimi söylüyor. Ancak söylediği tarih iddianamedeki tarihle uyuşmuyor.

“İddianamede bir hata var şahsımla ilgili. Yakalama ve tutuklama kararı yanlış. 20 Ekim 2016 tarihinde yakalama çıkarılmış 27 Ekim’de gözaltına alınmış. Kullandığım telefon, faturalar hepsi benim adıma buna rağmen bana değil baldızımın evine gidilerek ben aranmışım. Kendimle alaka kuramadığım için benle bir alakası yok dedim. Daha sonra arkadaşımın evine çay içmeye gittim 27 Ekim günü. Evden çıkıp kapının önüne çıktığım gibi gözaltına alındım. Arkadaşımın evi arandı. Arkadaşımın evinde para bulundu. Arkadaşım bu ev benim demesine rağmen arama sürdü. Sonra kapıcıya sorup orada oturmadığımı öğrendiklerinde benim evime gittik arama yapılması için. Aradılar evden hiçbir şey çıkmadı.

“Ben gözaltına alındıktan 1 gün sonra (28 Ekim 2016) siber suçlar rapor hazırlıyor. İlk tespit, tweetleri İstanbul’dan atmışsın sen ne zaman Antep’e gittin diye sordular. Ben de istanbul’a ilk kez gözaltı sebebiyle getirildiğimi söyledim

“IP tespiti dahi yapılmamış tamamen google’dan araştırıp ne haber buldularsa eklemişler. Mart 2015’te jeansbiri hesabını 4 bin TL’ye iphone aracılığıyla sattığımı söylediğimde ‘o hesap 20 bin lira etmez’ dediler.

“Son olarak 2010 yılında üniversiteden mezun oldum kpssyi kazanamadım ücretli öğretmenlik için bingöl meb’e başvurdum. Sonra özel bir okulda çalışmaya başladım. O okuldan da 13 Temmuz’da istifa ettim. 9 aydır tutukluyum ve bu gazetecilerin içinde bir öğretmenim. Bu davayla alakam yok.”

Yener: İper’in telefonunda ByLock olmadığı tespit edildi

Aydoğdu’nun ardından Eski Cumhuriyet Gazetesi Muhasebe Müdürü Bülent Yener söz aldı.

Bylock kullanımının ne olduğunu yayınlanan haberlerden biliyorum. Ne kullandım ve ne de beni arayanların telefonlarında bulunup bulunmadığını bilebilirim.

İddianamede Y.E.İ olarak kodlanmış olan Yusuf Emre İper Cumhuriyet gazetesi çalışanıdır ve tutukludur. Kendisinin telefonunda Bylock bulunmadığına dair rapor alındığını gazetemiz Avukatlarının verdiği bilgiye dayanarak, biliyorum. Diğer kişileri ve telefon edenleri ise tanımam, tanım da mümkün değildir. Talebim üzerine el konulan pasaportum Savcılık tarafından iade edildi ve teslim aldım.

Özaltay: Gazetenin yayın politikası laik, demokratik ilkeler çerçevesinde

Yener’den sonra son olarak gazetenin muhasebe müdürü Günseli Özaltay söz aldı. Özaltay şunları söyledi:

“Ne hukuken ne de başka bir nedenle, hiçbir gazetede ve şirkette Muhasebe Müdürü yayın politikası veya şirket Yönetimi’nden sorumlu kişi değildir. Muhasebe departmanı idari bir bölümdür. Gazetenin yayınından veya manşetinden ve yapılan haberlerinden sorumluluğum bulunmamaktadır.

“Ben hem Cumhuriyet gazetesinin çalışanı hem de bir okuru olarak öteden beri gazetenin laik demokratik ve hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde yayın politikası yürüttüğüne inanırım.

“Cumhuriyet gazetesini çıkaran Yeni gün Haber Ajansı’nın bütün işlemleri yasalara uygun olarak ve yeminli mali müşavirliğin denetiminde gerçekleştirilmiş ve gerçekleştirilmektedir.

“Yaptığımız işlemler hep şeffaftır ve şeffaf olarak devam edecektir.

“Şirkette maliye tarafından yapılan incelemelerde ve son Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapılan incelemelerde de ortaya çıktığı gibi muhasebe işlemleri yasalara uygundur.”

Cumhuriyet davası 4.gün

Çetinkaya: İleri sürdüklerimle Gülen yargılandı

İlk savunmayı Hikmet Çetinkaya yaptı. Çetinkaya “İleri sürdüğüm görüşlerim nedeniyle Fetullah Gülen örgüt kurmak ve yönetmekten yargılandı. Şimdi geçmişi unutmuş savcıların iddianamesiyle FETÖ terör örgütüne yardım ve yataklıktan yargılanıyorum” dedi.

Çetinkaya’nın savunmasının ardından soru cevap kısmı başladı.

Mahkeme Başkanı Abdurrahman Orkun Dağ: “Yazarlar Vakfı’nın toplantısına gitmesiyle ilgili, sizden başka Cumhuriyet’ten davet alan oldu mu, kişisel bir davet miydi?”Hikmet Çetinkaya : “Bildiğim kadarıyla olmadı.”

Mahkeme Başkanı: “Doğan Akın’a verdiğiniz röportajda “Dünya değişiyor FETO hakkında ne yazdıysam yazdı, adam 1998’den beri yurtdışında yaşıyor” demişsiniz. Tamam yurtdışında yaşıyor da Türkiye’den gerçekten gitmiş midir?” [Salondakiler güldü]

Avukat Fikret İlkiz: “Leyla Tavşanoğlu’nun röportajından bir cümle seçiyor ve ne demek istemiş diye soruyor. Bize bu savcılıkta da soruldu. Bu bizim beyanımız değildir, Zaman bizim beyanımızmış gibi yayınlanmıştır. Biz Zaman’ı cevap ve düzeltme konusunda hiç muhatap almadık. Çetinkaya’ya da başkası için söylediği bir cümle için bir ceza mahkemesinde ‘ne demek istemiş’ diye sorulması sonucunda hangi suç ile ilişki kuracağı konusunda şüphem var bu şüphem nedeniyle bu soruya itiraz ediyorum.”

Üye hakim Halit İçdemir.: “Yazarlar Vakfı’na katılım konusunda Akın Atalay ve Orhan Erinç’e “Gideyim mi?” diye sormuşsunuz. Bu izin almak için mi görüş almak için mi? ”

Hikmet Çetinkaya: “İzmir’e giderken de, Ankara’ya giderken de aynısını söylüyorum. Bu paylaşımdır.”

Avukat Bahri Belen, Çetinkaya’ya sordu: “Siz gazetenin en eskilerindensiniz. Gazetenin son üç yılında yayın politikası değişikliği oldu mu?”

Hikmet Çetinkaya: “Görmedim. Cumhuriyet’in bir anayasası vardır. Cumhuriyet “Yok Atatürkçü çizgiden, laiklikten ayrılıyormuş”… Bunlar kara propagandadır. Aslı Astarı yoktur.”

Aydın Engin: Gazeteciyim, işim bu

Çetinkaya’nın ardından savunmasını yapan Aydın Engin “Dokuz makalemle ilgili herhangi bir açıklama yapmayı anlamsız buluyorum. O yazılar zaten benim ek cümleler kurmama gerek bırakmayacak bir açıklıkla iddianameye cevap veriyorlar” dedi.

Engin’in savunmasının ardından soru cevap kısmına geçildi.

Mahkeme Başkanı: İsrail imamı Harun Toprak ile 13 iletişim kaydınız varmış. Açıklamanız var mı?

Aydın Engin: Duruşmanın başından beri ilgilimi çeken bir durum var. Başka arkadaşlarıma da yöneltildi, var olan bir cemaatle ona paralel kişilerle ilişki kurmanın suç olduğu savında savcı. Ben gazeteciyim, işim bu.

Harun Toprak bugün FETÖ olarak anılan örgütün ileri gelenlerindendir. Harun Toprak’la konuşmadan bu örgütü anlayamazsınız. Benim işim halkın haber alma hakkını ete kemiğe büründürmek. Ben cemaatte yer alan birçok kişiyle görüştüm. Övünerek de söylemiyorum. Bunun suç olduğunu düşünmüyorum.

Eğer ben cemaatin vitrininde ya da vitrinde olmayan insanlarla konuşmasan daha darbe girişimi olmadan, AKP ile sarmaş dolaş olmadan aralarındaki çatışmayı ortaya çıkaramazdım. Ben övünerek söylemiyorum Bu görevimdi.

Ben üç cemaat toplantısı izledim, Abant toplantısı. AKP Bakanları açılış konuşması yaptı, ama olur o kişiler gider gelirler. Ben orada yaşananları yazdım.

Son gittiğimde vitrindeki isimlerin olmadığını gördüm. Tüymüşlerdi. 15 Temmuz’da ben hiç şaşırmadım.

Ben Moskova, Leningrad’daki Ugam’daki cemaat okullarını ziyaret ettim. Cemaatin nasıl kadro yetiştirdiğini, nasıl sızdığını birilerinden duymadım kendim gördüm. Babası alkolik annesi hayat kadını olan bir Slav çocuğuna İstiklal Marşı ezberleten zararlı ve zehirli yöntemini kendim gördüm.

Aydın Engin: Abant toplantısını izlediğim için nasıl Cemaatçi oluyorum

Mahkeme Başkanı: Sizde 007 Bond ruhu izliyorum.

Aydın Engin: Gazeteciyim be sadece cemaatle yetinmedim. Aczimendlilerle ilgili ilk röportajı ben yayınladım, Cumhuriyet’te. Ödül aldım. Cemaatten bir yargıç bu görüşmeden kaynaklı beni 18 aya mahkum etti. Çünkü cemaat ile Aczimendiler rakipti.”

Ben Hizbullah’la da röportaj yaptım. Ben HDP kurultayı da izledim, Kürt hareketinden miyim? MHP kurultayı da izledim ülkücü müyüm? Abant toplantısı izlediğim için nasıl Cemaatçi oluyorum.

Yakın dövüş uzmanı Amerikalı askerlerin mücahitlere yakın dövüş öğrettiğini gördüm, yayınladım. Ben Taliban teröristi miyim, Hamas teröristi miyim? Gazetecilik mesleği ile teröristliği ayırmak lazım.

[Mahkeme Başkanının iddianamedeki yazıları hakkındaki sorusu üzerine]

Aydın Engin: 9 yazım iddianameye konmuş, yasa süre içinde bu yazılarla ilgili soruşturma açılmamış, iddianameye konmuş. Bence savcı Basın Kanunu’nun bazı maddelerini okumamış.

17 Aralık olayı patladığında Erdoğan darbe dedi. Benim mesleki alışkanlığımdan bildiğim Ankara’da uçaklar alçaktan uçar, belli meskenler tutulur, silahlı el koymadır. Ondan o zamanki Başbakan buna darbe deyince ben de dalga geçerim.

“Açıkça ‘benim bakanım çalmadı’ demiyorsunuz ‘bunlar bana darbe yaptı’ diyip çocuk gibi zırıldıyorsunuz” diye yazdım.

Mahkeme Başkanı: 15 Temmuz’u önceden gördünüz mü?

Aydın Engin: Kandırıldım mazeretinin arkasına gizlenmedim. Bir silahlı girişime başvuracaklarını 14 Temmuz’da sorsaydınız, “Hayır, silahlı darbeler dönümü kapandı” derdim. Bu nedenle hayır öngörmedim. “Çok sert YAŞ toplantısı olacak, ordudaki cemaate yakın kişiler ayıklanacak” derdim.

“Yurtta sulh cihanda sulh” ilkesi çok önemli, benimsenmesi gereken bir ilke. AKP’nin ikinci dönemine kadar “cihanda sulh” sağlanmış, kimseye savaş açılmamıştır. Ama “yurtta sulh” aynı şey değil.

1984 yılında hayatımıza giren Kürt sorunu keşke 2000’lerde çözebilseydik. Kürt sorununu silahla çözemezsiniz demekten kalemim bitti. “İspanya’nın silahla çözemediğini söz çözemezsiniz” dememize rağmen bizimkiler “silahla çözeceğiz” dedi.

Bu nedenle “yurtta sulhu” kastettim, çok da gurur duyduğum bir yazıdır.

Ama savcı bunu 15 Temmuz’daki Yurtta Sulh Konseyi ile bağlamış. Oradan bakarsak FETÖ’nün başı Pennyslvania’a da değil, karşımda duruyor. [Mustafa Kemal Atatürk büstünü kastediyor]

Tekrar söyleyeyim, kendilerine yönelik tasfiyeyi önlemeye çalışacaklarını biliyordum, 15 Temmuz’da geç saatlerde artık darbeyle önlemeye çalıştıklarını gördüm.

Orhan Erinç: Gazetecilerden savcı gibi davranması bekleniyor

Aydın Engin’in ardından Orhan Erinç savunmaya başladı.

Erinç “Bizim gazeteci olarak halkı bilgilendirmek için yaptıklarımızı kamu görevlilerinin karşı casusluk olarak okuduklarını anlıyorum. Gazetecilerden hakim savcı gibi davranması bekleniyor” dedi.

Erinç’in savunması duruşmaya saat 14.00’te verilen bir saatlik aranın ardından devam etti.

Erinç: Gazetede haberin yayınlanmasını engelleyecek güç yoktur

Erinç’in savunmasının ardından soru cevap kısmı başladı:

Mahkeme Başkanı: Vakıf, gazetenin, “Bizim anayasamız” dediğiniz vakıf senedine ya da gazetecilik evrensel ilkelerine uyduğunu takip eder mi? Takip ederse, sapma olursa müdahale edebilir mi?

Orhan Erinç: Vakıf yöneticiliği toplantılarla sınırlıdır. Toplantı bittiği anda hiçbir yönetim kurulu üyesi Vakıf yöneticisi diye ayrıcalık görmez. Vakıf yayın ilkelerinden sapma denen şey verilen haberin doğruluğu ya da yanlışlığıdır. İki lira vererek gazete alan okuyucuya dünyada olup biteni aktarır.

“Cumhuriyet’te şu haber çıkmaz” diye bir kural yoktur, laikliğe ve cumhuriyete aykırı olmadığı sürece. Yayın konusunda kısıtlama yoktur laikliğe ve cumhuriyete aykırı olmadığı sürece. Yayın yönetmeni toplantıya çağırılır ne yapıp ettiği sorulur başarılı olamazsa da işine son verilir.

Mahkeme Başkanı: Örneğin vahşi bir tecavüz haberi gelirse, görüntüler de varsa. Haber doğru ama haber bu şekilde yayınlanmasın diye Vakfın bir önerisi olur mu?

Orhan Erinç: Tecavüz olaylarında tecavüze uğrayan ya da tecavüz edenin, ya da yaşı 18’den az olanların isminin yayınlanması yasak. İsimlerin baş harfleri yazılır. Mutlaka haber girer ama nasıl girdiği önemli. Yayınlanmayacak haber yoktur, yeter ki yazmasını bilmeli. Gazetede bir haberin yayınlanmasını engelleyecek bir güç yoktur. Yapılabilecek tek şey “elimde çok haber var bunu yarın yayınlayalım” olabilir.

Avukat: Manşetin aynı olmasından ne çıkarılabilir?

Kıdemli Üye Hakim: Karşı gazete diyebileceğimiz bir Zaman Gazetesi var. Belli tarihlerde Zaman ile aynı manşeti atma durumunuz var. Bunun neden yapıldığı hususunu ya da bununla ilgili bir eleştiri oldu mu?

Orhan Erinç: 33 bin günde üç gün bu olmuş ve iddianameye girmiş. Çok ender olur. Bir ay önce spor servisi Takvim ile aynı manşeti attı. Tesadüftür bunlar. Çünkü gazeteciler kendi yazdıklarını gizleme konusunda çok dikkatlidirler.

Avukat Hasan Fehmi Demir: Manşetin aynı olmasından ne çıkarılabilir?

Kıdemli Üye Hakim: Soruları biz soruyoruz. Siz savunmanızı yaparsınız.

Avukat Hasan Fehmi Demir: Anlamlandıramıyorum. Zaman ile aynı manşet var bunun sonucu ne? İddianamede delil olarak var ama iki manşet aynı olursa ne olur?

Erinç: AA bize ambargo uyguluyor

Mahkeme Başkanı: Türkiye’de bütün gazeteler aynı haber ajanslarından mı besleniyor? Aynı havuzlardan mı haberler toplanıyor?

Orhan Erinç: Gazeteler mali durumlarına ve gazetecilik iddialarına göre abone olurlar. Çok satan bir gazete abone olmadığı bir ajansın vereceği haberle diğer gazetelerin kendisini atlatacağı korkusuyla tümüne abone olurlar. Maliyet açısından Cumhuriyet olarak iki ajansa üyeyiz. AA ise bizi abone yapmıyor, bize ambargo uyguluyorlar. Devletin haber ajansı herkese servis yapıyor ama bize yapmıyor.”

Tutuklu Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, aynı manşetler konusunda ek yapmak istediğini belirterek söz aldı:

Murat Sabuncu:  Manşetlerden biri “Devletin Kalbine Bomba”. O gün Ankara’da Genelkurmay’ın, Meclis’in olduğu yerde PKK bomba patlatıyor. Devletin kalbi orası. Gazetecilikte bu tip acı ama “rutin” olaylarda böyle bir başlık var.

Mahkeme Başkanı: Vakfın, Genel Yayın Yönetmenlerine “Arkadaş burada yayın yönetmenisin ama burada bizim bir senedimiz var, ilkemiz var, bunlar bizim anayasamız” diye bir yüklemesi var mı?

Orhan Erinç: Murat kardeşim masasında 60 gün senedi tuttuğunu söyledi ama o cümlenin baş tarafında benim kendisini çağırdığımı, atanmasını tebliğ ettiğimi, kutladığımı ve “anayasamız budur” diye vakıf senedin verdiğimi söyledi. Yani sizin sorduğunuz soruyu Sabuncu verdi. Cumhuriyet’i bağlayan tek şey senet ve vakfın kabul ettiği yayın ilkeleri. Cumhuriyet’in Genel Yayın Yönetmenliği çok önemli bir görevdir. Hem okurları hem de kızanlar tarafından eleştirilen bir yer.

Mahkeme Başkanı: Can Dündar, İlhan Tanır’ın sözleşmeleri sürüyor mu?

Mahkeme Başkanı: Kaçak diye bileceğimiz sanıklar var. Can Dündar, İlhan Tanır. Bu kişilerin gazeteyle sözleşmeleri sürüyor mu, lağvedildi mi? Yoksa hala gazetenin adamı mı?

Orhan Erinç: İlhan Tanır zaten çok kısa bir süre Cumhuriyet’te çalıştı, kendisiyle herhangi bir bağlantımız yoktur. Can Dündar da kadrolu olarak değil telifle yazı gönderir. Yazı gönderir, yayınlanacaksa ödeme yapılır.

Duruşma avukatların beyanları ile devam ediyor.

Cumhuriyet davası 5.gün

Karar: Yedi tahliye, beş tutukluluk devamı

Mahkeme Başkanı Abdurrahman Orkun Dağ,

* Cumhuriyet Gazetesi okur temsilcisi Güray Öz, karikatürist Musa Kart, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi avukat Bülent Utku, Cumhuriyet Gazetesi köşe yazarı Hakan Kara, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Önder Çelik, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi avukat Mustafa Kemal Güngör ve Cumhuriyet Gazetesi Kitap eki Genel Yayın Yönetmeni Turhan Günay‘ın tahliyelerine;

* Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, Cumhuriyet Gazetesi İcra Kurulu Başkanı avukat Akın Atalay, Cumhuriyet Gazetesi köşe yazarı Kadri Gürsel, Cumhuriyet Gazetesi muhabiri Ahmet Şık, Tweet’leri nedeniyle yargılanan Ahmet Kemal Aydoğdu‘nun tutukluluklarının devamına karar verdi.

Mahkeme ayrıca savcının da talep ettiği, Ahmet Şık’ın savunmasına dair savcılığa suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi. (bianet)