Devrimci avukatlık: Protestodan direnişe! – Rojhat Tunç

“Meslek örgütünün sınırlarını aşan, haksızlığa uğrayanların kapısını çalacağı, hukuku ve hukuki mücadeleyi hukuk dışı olanla birlikte anlayıp uygulayan, disiplinli, organize, uzlaşmaz bir hukuk örgütüne ihtiyacımız var.”1

Molierac’ın avukatları: Ne hakime, ne iktidara!” yazısında Mert Batur, avukatlık mesleğine ilişkin durum tespitleri yapmış ve yazıyı bir ihtiyacın vurgusuyla sonlandırmıştı. Ben de onun bıraktığı yerden, bu yazı dizisinin ikinci yazısında tartışmayı sürdürecek ve “Ne yapmalı?” sorusuna cevap arayacağım.

İlk yazıda genel olarak ruhsat alması engellenen stajyer avukatlara ilişkin soruna dikkat çekilmişti ancak biz “uzlaşmaz bir hukuk örgütü” ihtiyacını ortaya koyan çok fazla neden olduğunu biliyoruz.

Bu tartışmanın iki boyutu var. Birincisi avukatlığı meslek edinenler açısından oluşan bir ihtiyaçtan kaynaklanırken; ikincisi ise ezilen tüm toplum kesimlerinin kazanılmış haklarına ilişkin saldırılara ve bu kesimlerin mücadele ederek kazanabileceği haklara ilişkin yürüttüğü çalışmalara yapılan çeşitli saldırılardır.

Avukatlık mesleğine ilişkin sorunları açacak olursak, hiç para almadan ya da son derece düşük bir ücretle çalışmak zorunda kalan stajyer avukatlar; duruşma salonunda müdafilik görevini yerine getirdiği için yaka paça dışarı atılan avukatlar; müvekkiline susma hakkını hatırlattığı için çeşitli iddianamelere konu olan ve tutuklanan avukatlar; bir şekilde ruhsatını almış ama güvencesiz koşullarda ve düşük ücretlerle çalışan -ekseriyetle genç- avukatların yaşadığı avukatlık mesleğine dair birçok can yakıcı durumla karşı karşıyayız. Hukuk güvenliğinin ezilen toplum kesimleri açısından esamesinin okunmadığı bu koşullarda; kazanılmış haklarını onlara hatırlatan, haklarına ilişkin saldırılara onlarla birlikte zırh oluşturabilecek “uzlaşmaz bir hukuk örgütü” ihtiyacı olduğu gayet açık. Bunları birbirinden ayırmadan, birbirine mezcederek bir yol izlemek gerekiyor.

Peki ama “ne yapmalı?”

İlkesel olarak omuzdaş olacağımız / olmamız gereken her bir özne tarafından -açacak olursak- işten atılan, direnişe geçen ya da başka bir sorunla karşılaşan bir işçinin; hırsızlık yapmak zorunda kalan bir çocuğun; cezaevinde çeşitli işkencelere maruz kalan bir tutsağın; şiddete uğrayan bir kadının ya da LGBTİ+ bireylerin v.b bildiği, ulaşabildiği ve bulunduğu alanı devrimcileştiren / bulunduğu alanla birlikte devrimcileşen bir hukuk örgütüyse muradımız, yürüyeceğimiz yolu daha net ortaya koyabiliriz.

Çünkü ancak bu şekilde meseleyi mesleki bir alandan çıkarabilir, bir protesto biçiminden direnişe çevirebiliriz.

“Protesto, şu ya da bu bana uymuyor dememdir. Direniş, bana uymayan şeyin artık gerçekleşmemesini sağlamamdır. Protesto, ben buna artık ortak olmuyorum dememdir. Direniş, diğer herkesin de ortak olmamasını sağlamamdır.”2

Eğer meseleye reformist bir yerden bakar, günün çıkarlarına uygun kazanımlar hedefler ve önümüze gündelik mücadeleler kadar uzun vadeli programlar da koymazsak kimi dönemlerde başarılı işler yapabilir ve belki durumun koşullarına göre çeşitli kazanımlar da elde edebiliriz.

Biz, uzun vadeli bir planlama etrafında çalışma örmeliyiz. Yapabileceğimizi, elimizden geleceğini bilerek ve kendimizi asla kandırmadan, sahici çalışmalarla, emin adımlar atarak ilerlemeliyiz.

Hukuk fakültesi öğrencileri, stajyer avukatlar ve genç avukatların çeşitli sorunlarını ortaklaştırabileceği; bu grupların sorunlarını o grupların alanından çıkararak kolektifleştiren ve bu sorunlara birlikte müdahale edilen çeşitli alanlar yaratmalıyız. Ancak bu şekilde meslek örgütünün sınırlarını aşan bir yere varabiliriz. Çünkü bu şekilde memleketin dört bir yanına dağılan sayısı on binleri aşan avukat ya da avukat adaylarını bir araya getirebilir, memleketin dört bir yanında toplumun ezilen kesimleriyle iç içe bir devrimci hukuk örgütü oluşturabiliriz.

İçerisinde ve çalışmalarında bulunduğum ÇHD Öğrenci Komisyonu’nda “2911 Dergi” ismi ile geçtiğimiz haftalarda ilk sayısını çıkardığımız hukuku amfilerde anlatılanlardan çıkaran ve toplumsal ilişkiler üzerinden tekrar tartışan hukuk dergisi ile bir şekliyle avukat ve avukat adaylarına ulaşmanın yollarını arıyoruz. Elbette bununla sınırlı kalabilecek bir durum değildir bu. Derginin ilk sayısında ruhsat alamayan stajyer avukatlara ilişkin yazmış olduğumuz “Avukatlık Yapmak İstiyoruz” başlıklı yazıdan yola çıkarak -yine bu isimle- bu sorunları içine alan bir çalışma öreceğiz.

“Avukatlık Yapmak İstiyoruz” başlıklı yazıda, Avukatlık Kanunu madde 5’teki hallerle masumiyet karinesi ve çalışma hakkına aykırı bir şekilde avukatlık mesleğinin engellenmesine sebep hukuki gerekçeler irdelenmiş; avukatlık yapması yargılamanın sonuna ertelenen avukatlar için “Bugün Türkiye’de hemen hemen tüm ceza davaları adil yargılanma hakkını gasp eder nitelikte uzun sürede tamamlanıyor. Hal böyleyken hak edilmiş avukatlık ruhsatını vermeyi “yargılamanın sonuna” ötelemek, avukatlık yapmaya hak kazanmış kişileri belirsiz bir zaman zarfı boyunca mesleği yapma imkanını elinden almak demektir.”3 diyerek durumun hukuksuzluğunu ortaya koymuştuk. Ek olarak, “İnsanca çalışma koşulları talep ettikleri için işçileri, bin bir türlü bahane ile öğrencileri, gazetecileri, akademisyenleri tutuklayan AKP, saldırdıklarını savunanlara da türlü yollarla saldırarak mahkemeleri kendisi için dikensiz gül bahçesi haline getirmek istemektedir.”3 değerlendirmemizle de bu saldırıların sadece avukat ya da avukat adaylarına karşı yapılmadığını açıkça ortaya koymuştuk.

Konumuza tekrar dönecek olursak, yukarıda anlatmış olduğumuz murada ulaşmanın yolu çeşitli çalışmalarda sürekli beraber olduğumuz, temas ettiğimiz öznelerin ötesine geçen; çeperi daha geniş işler örerek çeşitli ilişki ağları yakalamaktan geçiyor. Bunun yöntemleri dergi ve belli başlı sorunları içeren kampanyalar, pratik işler olabileceği gibi; olan ve oluşacak mevcut ilişkileri kısa vadeli ve uzun vadeli programlar etrafında kurucu özellik taşıyabilecek etkinlikler, çalıştaylar, konferanslar v.b ile mücadelenin aktif ve sorumluluk sahibi öznelerine çevirmektir.

Semaver taşımanın, ketıl çizmenin yargılanma sebebi olduğu; tutsak avukatlar için 2 gün önce (22 Şubat) ÇHDli avukat arkadaşlarımızın Beşiktaş’ta dilek feneri uçurmasının polis saldırısına ve “örgüt propagandası” ile suçlanmaya sebep olduğu ve her hafta olduğu gibi dün de (23 Şubat) Galatasaray Lisesi önüne Cumartesi Anneleri tarafından karanfil atmanın dahi yasaklandığı bu ortamda devrimci avukatlık geleneğini aşarak sürdüren daha dinamik bir pratik yaratmalıyız. Çünkü devrimciliğin popülerliğini ve dinamizmini yitirdiği bu koşullardan, bu atıl ve güçsüz durumdan devrimci avukatlık da nasibini almış; gösterilen azme ve inada rağmen devrimci avukatlık, devrimcilerin avukatlığına dönüşmeye başlamıştır. Devrimciliği, avukatlık mesleğinde de yeşerten; dinamik, güçlü, özgüvenli ve “uzlaşmaz bir hukuk örgütünü” yeniden, yeniden yaratmalıyız!

Tutsak alınan ancak zindanda kötü koşullara rağmen açlık greviyle direniş gösteren devrimci avukatların inadını, azmini paylaşmalı ve yollarını arşınladığımız, arşınlayacağımız mahkemeleri sokaklara ve fabrikalara taşımalı; yargılayanları yargılayacak bir güç yaratmalıyız.

 

KAYNAKÇA

  1. Molierac’ın avukatları: Ne hakime, ne iktidara! – Mert Batur (Gazete Hayır)
  2. Protestodan Direnişe – Ulrike M. Meinhof (Sel Yayıncılık, sf. 130)
  3. (2911 Dergi 1. sayı , sf.20)