DOSYA | Boylarından büyük işe kalkıştırılanlar – Eylül Tarım

Her gün yolda yürürken yanından geçtiğimiz, belki de üç beş lira vererek vicdanımızı rahatlatmaya çalıştığımız çocuklar küçük yaşlarına rağmen geçim mücadelesi veriyor. Mert, Berfin, Muhammed ve Savaş ile konuşmalarımızdan yola çıkarak ‘Boylarından büyük işe kalkıştırılanlar’ üzerine düşünelim.

Kanunlarca koruma altına alınan çocukların ve haklarının ne kadar korunduğu ise tartışma konusu. Çocuk derken kanunun sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan çocuklara yardım etme yükümlülüğünün olması ve bu yardımın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı çocukları için dahi yetersiz olması da tartışmayı derinleştiriyor. 2005 yılında Resmî Gazete’de yayınlanan 5395 no’lu Çocuk Koruma Kanunu’nun dördüncü maddesinde çocukların haklarının gözetilmesi üzerine temel ilkeler belirtilmiştir. Ne yazık ki bu kanun maddeleriyle gözetilmesi gereken çocuk hakları yeterince korunmuyor. Çocuk ya da yetişkinlerin sahip olduğu her hak, kanunlar ile belirlenmiş olsa da bu haklar sadece yazılı hukuk kuralı olarak kalabiliyor. Özellikle bizim ülkemiz gibi işçileşmenin yoğun olduğu ülkelerde çocuk işçiler ya da bakıma muhtaç çocuklar için kanunlar yeterli seviyede olmadığı gibi, uygulama açısından da herhangi bir ilerleme mevcut değil. Günümüzde farklı ülkelerdeki milyonlarca çocuk, açlık gibi sorunlar ile mücadele etmek zorunda olduğu gibi, cinsel, fiziksel ve psikolojik saldırıya da uğramaktadır. Bunun yanı sıra, savaşlar nedeniyle her yıl yüz binlerce çocuk öldürülmektedir. Bizim ülkemize savaşlardan kaçıp sığınan çocuklar ise açlık ve yoksullukla mücadele etmek zorunda kalıyor.

Beş yaşımızdan başlayıp on sekizimize kadar düşünürsek, büyük çoğunluğumuz zorluklar yaşadık, yaşıyoruz. Ancak çocukluğunu yaşayamayan çocuklar var. Hiç altı yaşını yaşayamamış, altı yaşındaki Berfin. Hiç lisenin ilk gün heyecanını yaşayamayan Muhammed. “İki hafta yerde yatınca belimiz ağrıyor aylarca eğilip kalkamıyoruz” diyen çocuklar… Sokakta yaşayan, bir köşeye sığınıp uyuyan veya evine zar zor ekmek götüren çocuklar sıcacık yataklar yerine soğuk gecelerde dahi para kazanmak için sokaklarda kalıyor. Sokak çocuğu yoktur denir çünkü sokaklar çocuk doğuramaz.

2014 yılında düzenlenen “Çocuk İşçiliğinin Önlenmesinde Yerel Kaynakların Etkinleştirilmesi Projesi” kapsamında düzenlenen panelde çocuk işçi çalıştırmanın zaten yasak olduğunu söyleyen Müsteşar yardımcısı Ballı şöyle konuşmuştu: “Önce sorunu ortaya koymamız lazım. Ne kadarı imkansızlıktan ne kadarı bilinçsizlikten, yani tamam önemli bir kısmı sosyo-ekonomik nedenlerle köyden kente gelmiştir. Geçinemiyordur. Belki baba yoktur, belki baba yaşlıdır. Sakat olabilir, çocuk çalışmak zorundadır. Bu çocuk çalışacak arkadaş, ne kadar farkındalık da oluştursan bu çalışır. Bunu nasıl önleyebiliriz? Kim bunlar? Ne kadar, nerede yaşarlar? Modern devlet demek, kayıt kuyut demektir arkadaşlar. Kayda alınmamışsa kuyda almamışsa, kim nerede ne yapıyor bilmiyorsan devlet değilsin. Önce bunları bilmemiz lazım. Henüz çok yaygın değil ama neredeyse bir çocuk işçiliği sektörü oluşacak. ‘Sokak çocukları’ diye bir kavram bizim belediyelerimizde, bizim coğrafyamızda, bizim milletin hamurunda böyle bir kavram yok. 1980’e kadar böyle bir kavram yok. ‘Yetim çocuk’ var. Ama bizde sokak çocuğu diye bir kavram yok. Sokak çocuğuyla tanıştık. Ondan sonra sokak çocuklarının molotofla üzerimize geldiğini gördük. Bunlar ilgisizlik yüzünden. 100 tane sokak çocuğu piyasada varsa, 100 tane potansiyel terörist var demektir. Birileri gelir kullanır içeriden veya dışarıdan. Bunları görmemiz gerekiyor.” Müsteşar yaptığı bu açıklamayla toplumsal koşullar nedeniyle çocukların suça sürüklendiğini ileri sürerek bir itirafta bulunmuştur. Başta da vurguladığımız gibi, çocukların kanunen korunan hakları yetersiz olsa da toplumsal koşullarda bir değişiklik olmaması çocuklar açısından o kuralları soyut bir yere taşıyor. Yani hukuk kuralları sokak çocukları için bir karşılık bulmuyor. Bunlar biliniyor. Burada akıllara şu soru geliyor: “Neden çocukların kanunen korunan haklarını tesis etmek ve çocukların yaşadığı sorunları çözmeye dönük bir yaklaşım gösterilmiyor?”

Çocuk işçiliğinin bir yetişkine kıyasla daha az maliyetli olmasından çıkarları olanların korunmasının tercih edilmesi sokak çocuklarına ve çocuk işçiliğine ilişkin sorularımıza yanıt olabilir. Kâğıt toplama, su satma veya çocukların yaptığı diğer işlerde kazandıkları para, yetişkin bireylerin kazandığının yarısından daha az. Bu nedenle çocuklar çocuk olmalarından da faydalanılarak çeşitli işlerde sigortasız şekilde çalıştırılarak işverenler tarafından ağır sömürüye maruz kalıyor.

Genelde çocukların yaşadığı hayat hep aynı senaryoda ilerliyor. Baba hırsızlıktan içeri girmiş, anne ya çalışamayacak durumda ya da evde bebek bakıyor. Sokakta çocuklar ya dilenmeye ya da çalışmaya başlıyor. Bazısı iş bulamadığı için dileniyor. Yaşları çok küçük olduğu için sigortalı işlerde çalışamıyorlar. Korunmaya en çok ihtiyacı olanlar, çocuklar çalışmak zorunda kaldıkları gibi çalışırken herhangi bir korumaya da tabii değiller. Bazılarının Çocuk Bayramı’ndan dahi, kendilerine devlet tarafından “hediye edilen” bayramdan dahi haberleri yok. Çünkü her gün çalışmak zorundalar.

Çocuk Hakları Sözleşmesinin 32.maddesinde “Çocukların okula gitme, oyun oynama hakkı vardır. Onlar yetişkinler gibi çalıştırılamazlar. Çalışmak zorunda kalırlarsa yapacakları iş onların sağlığı ve eğitimleri için sorun oluşturmamalıdır.” Fakat ne yazık ki bu maddenin uygulanması da söz konusu olmuyor. Çocuklar çalışmak zorunda kalıyorlar. Aileleri kaldıkları ufacık evlerde 300 liralık kirayı ya zar zor ödüyor ya da ödeyemiyor. Devletten yardım alamıyorlar. Geliri düşük olan ailelere devlet tarafından yardım yapılır fakat şu güne kadar konuştuğum hiçbir aile devletten maddi destek alamıyor. Bazılarının annesi ayağa kalkamayacak seviyede hasta bu nedenle herhangi bir dilekçe vererek maddi destek talep edemiyorlar. Bazılarınınsa ikametgâhı İstanbul’da değil. Ev sahipleri ikametgâhı geçirmelerine izin vermiyor, “ikametgâhı geçirirseniz evden atılırsınız” şeklinde tehdit altında kalan yalnız anneler de var.

Bazı çocuklar kolejlerde büyürken bazı çocuklar ise hayatını kâğıt toplayarak sürdürüyor. 12 yaşındaki Muhammed ailesinde tek Türkçe bilendi. Sokaklardan öğrenmişti Türkçe’yi. Okula gidemiyordu çünkü çalışmak zorundaydı. 200-300 liralık kâğıt arabasıyla tüm Mersin’i geziyordu. Sokakta kâğıt toplarken arabasını çalmışlardı. O kadar ağlamıştı ki küçük çocuk. Ülkemizde bazı insanların o parayı yere düşürse tenezzül edip almayacağı, bazılarının bir öğün parası, bazılarının haftalık masrafı Muhammed gibilerininse servetiydi.

Günümüzde çocukların elinden oyuncaklarını, yuvalarını, ailelerini, çocukluklarına kadar her şeyi alabiliyoruz ama en ufak şeye bile gülümseyen yüzleri ve saf kalpleriyle kalabiliyorlar. Bu toplumsal koşullar değiştiğinde daha da güzel gülecekler.