Enflasyon aldı başını gidiyor, stagflasyon geliyor – Emre Ergüven

Haziran ayı enflasyon rakamları beklentilerin çok üzerine çıkarak son 15 yılın en yüksek seviyesinde gerçekleşti. Beklenti en kötümser tahminlerde bile aylık %1,5, yıllık %14 iken gerçekleşen TÜFE oranı aylık %2,61, yıllık %15,39 oldu. Üretici fiyatlarındaki durum ise daha vahim: Aylık %3,03, yıllık %23,71 artış! Önemli bir gösterge olarak 12 aylık ortalamalara göre durum şimdilik o kadar vahim görünmüyor (TÜFE’de %11,49, ÜFE’de %16,57) ama ilerleyen aylarda 12 aylık ortalamalara göre enflasyon oranları da daha yukarı çıkacağa benziyor.

Enflasyon artışının en yüksek olduğu harcama grupları gıda, ulaştırma, enerji ve ev eşyaları. Temel sebepleri ise döviz kurlarındaki artış, tarımdaki plansızlık ve gerileme sonucunda dalgalanan fiyatlar, petrol fiyatlarındaki artış ve son dönemde sermayeye verilen teşviklerle sağlanan hızlı büyüme. Önümüzdeki dönemde büyüme oranları düşecek tabii, ama diğer faktörlerde kısa vadede bir iyileşme olasılığı yok gibi. Yani bu yüksek enflasyon Haziran ayına özgü bir durum değil. Ayrıca enerji, gıda, alkol, tütün ve altının hariç tutulduğu çekirdek enflasyon oranı da %14,6’yı bulmuş durumda. Anadolu Ajansı’nın (AA) servis ettiği “enflasyonda yılın zirvesinin Haziran’da görüldüğü, bundan sonra ise düşeceği” tezini savunmak için de elde hiçbir kanıt yok.

Üretici fiyatlarının çok daha yüksek olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, önümüzdeki aylarda üreticiler ya bu fiyat artışını tüketicilere yansıtacak ya kendi kârlarından feragat edecek ya da maliyeti çalışanlarına yıkacaklar. Bu üç durumun bir arada yaşanması ise yüksek ihtimal. Bu durumun katkıda bulunacağı bir ekonomik durgunlukla beraber bir stagflasyon dönemi de bizi bekliyor.

Bu yüksek enflasyon oranlarının emekçiler açısından en önemli sonucu ise zaten bir süredir reel olarak gerileyen ücretlerinin daha da düşmesi olacak. Şimdilik kamu çalışanlarının ücretlerine enflasyon farkı yansıtılıyor (Bu arada bazı haber kanalları bu durumu göz önünde bulundurarak yüksek enflasyona sevinmemiz gerektiğini ima eden haberler bile yaptı!) ama daha büyük bir kitleyi oluşturan özel sektör çalışanlarının çoğunun bu oranda bir ücret artışı elde edemeyeceği aşikar. Sonuç olarak, Türkiye sermayesi bir süre daha rekabet gücünü değersizleşen TL ve düşen reel ücretler üzerine kurmaya devam edecek. İthal girdi bağımlılığı ve döviz açığı yüksek olan şirketler içinse iflas riski artıyor, hele ki dünyadaki ticaret savaşları sonucunda artan korumacılıktan Türkiye’nin ihraç pazarları etkilenirse durum daha da yıkıcı olabilir.