Filipinli gerilla Danilo Borjan: İktidar vermiyor, biz alıyoruz

Filipinler hükümeti ile Yeni Halk Ordusu arasındaki barış sürecinde yer alan gerilla Jose Danilo Borjan, “Devrim sadece olanı değiştirmek değil, yenisini geliştirmektir. İktidar bize hiçbir şeyi armağan etmiyor, mücadelemizle alıyoruz” dedi.

Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) düzenlediği “Kapital’den Ekim Devrimi’ne, Ekim Devrimi’nden Devrimlere” sempozyumu son gününde Elite World Otel’de devam ediyor. Günün ilk oturumunda “Yeni Devrimler” konusu tartışıldı. Yazar-akademisyen Metin Yeğin’in moderatörlüğünü yaptığı oturumda yazar Sibel Özbudun “Zapatistaların 33 Yılı: Bir Değerlendirme” başlığını, Londra University of Westminster’dan Dr. Radha D’Souza “Ekim Devrimi ve Güney Asya’da Anti-Kolonyal Hareketler” başlığını, Filipinlerde gerilla hareketi olan Yeni Halk Ordusu’nda 10 yıl kalan ve Filipinler hükümeti ile Yeni Halk Ordusu arasında başlatılan barış sürecinde yer alan Jose Danilo Borjan ise “Kapital ve Ekim Devrimi, Filipinler Devrimine Etkileri” başlığını tartışmaya açtı.
Zapatistaların 33 yılı
Oturumun açılışını yapan yazar-akademisyen Metin Yeğin, Türkiye’ye başka deneyimler kazandıracağı bir tartışma yürüteceklerini söyledi. Yeğin’in ardından yazar Sibel Özbudun, “Zapatistaların 33 yılı: Bir değerlendirme” başlığı altında görüşlerini paylaştı. Özbudun, EZLN’de çok ciddi bir direniş olduğunu, bu direnişin aslında 33 yılla ele alınamayacağını ve daha öncesine gidilmesi gerektiğini ifade etti. Özbudun, EZLN’nin melez bir hareket olduğunu ifade etti. Özbudun, 1 Mayıs 1994 tarihinde Meksika’nın başkentinde çok tuhaf bir şey olduğunu dile getirerek, “Ormanlardan yüzleri kapalı bir grup ellerinde silahlarla ortaya çıkarak 5 kenti hakimiyetine aldı. Ordu büyük bir dumura uğradı geçici bir süreliğine. İlk bildirilerini okudular. 10 gün süren kanlı süreç ardından Zapatistalar tekrardan ormanlara geri çekildi” dedi.
Halkın sahiplenmesiyle barış sürecinin başladığını dile getiren Özbudun, “Süreç inişli çıkışlı oldu. Hükümet imzaladığı anlaşmayı ilk andan itibaren tanımayacağını belirtti” diye konuştu.
Özbudun, Meksika hükümetinin sopa ve havuç politikasını Zapatistalara karşı uyguladığını ifade ederek, bu politikaları açtı. Özbudun, 1996 ile 1999-2000 yılları arasında büyük farklar odluğunu belirterek, dağ köylerine bile elektriğin getirildiğini söyledi. Bu süreç içerisinde yenilenen iktidarın 15 dakikada sorunu çözme vaadiyle iktidara geldiğini ifade eden Özbudun, “Ancak 15 dakikada çözülmedi ama yeniden barış süreci başladı. Bir süre sonra Zapatistalar görüşmeler geri çekildi” dedi.
‘Askerliği boykot ettiler’
Hükümetin tanımadığı özerkliği Zapatistaların inşa ettiğini söyleyen Özbudun, 5 merkezden bu özerkliğin yönetildiğini dile getirdi. Özbudun, özerk yönetimler içerisinde Zapatistalar dışındaki yapıların da yer aldığını belirterek, devletle olan ilişkilerini mümkün olduğunca minimalize ettiklerini, askerlik ve vergi gibi konuları boykot ettiğini söyledi.
“Ne yapıyorlar?” sorusuna yanıt veren Özbudun, “Oldukça içine kapanıklar. Özerklik devam ediyor” dedi. Özbudun, hem iktidarı ele geçirmek isteyenlerin hem de tabandan değişim yapılacağına inanların önümüzdeki günlerde yapılacak olan başkanlık seçimlerinde aday göstereceklerini söyledi. Özbudun, bu girişiminin Zapatistaların ulusal politikaya müdahil olma anlamı taşıdığını dile getirdi. Özbudun, EZLN’nin yerel özerkliği devam ettirmede etkili olduğunu ve ulusal politikada söz sahibi olmaya gittiğini belirtti. Özbudun, Zapatistaların ortaya çıkışının neo-libaralizme karşı “Başka bir dünya mümkün” umudunu güçlendirdiğini söyledi.
Özbudun, Zapatistaların ve Mayaların mücadelesinin sadece toprak mücadelesi olmadığını, çok uluslu şirketlere karşı bir mücadele de olduğunu vurguladı. Özbudun, EZLN’nin bugün yerelle sınırlanmalarının yarın yeni bir mücadeleyi harekete geçirmeyeceği anlamına gelmeyeceğini de söyledi.
Mehmet Aksoy anıldı
Londra University of Westminster’dan Dr. Radha D’Souza, “Ekim Devrimi ve Güney Asya’da Anti-Kolonyal Hareketler” başlığını tartışmaya açtı. D’Souza, “Mehmet Aksoy Londra’da toprağa verildi. Onun adını biliyorsunuz. Kürt diasporasında yaşayan bir kişiydi. Rojava’da daha güzel bir dünya için savaşırken yaşamını yitirdi. Onu anarak konuşmama başlamak istiyorum” dedi.
‘Ekim Devrimi’nin tarihi yazmalıyız
D’Souza, Ekim Devrimi’nin tüm şehitlerini anarak konuşmasına devam ederek, “Tarih galipler tarafından yazılır. Tarihlerimizi yazanlar bizim yazınlarımızı da takip ederler. Ekim Devrimi’ni de yazanlar iktidarlardı. Bu yüzden bizlerin, Ekim Devrimi’nin tarihini yazması gerekir” dedi.
“Hindistan Devrim hareketi ile Ekim Devrimi iki yönlü bir ilişki içerisindedir” diyen D’Souza, “Ekim Devrimi gerçekleştiğinde dünyada çok önemli iki olay oluyordu. Birincisi Güney Asya’da bir kurtuluş hareketi vardı, diğeri de Osmanlı’nın yıkılışı söz konusuydu” diye konuştu.
D’Souza, şöyle devam etti: “Ekim Devrimi tarihi açısından Rusya 20. yüzyıldan bugüne kadar dünyanın en önemli hareketlerinden biri olmasına rağmen, bundan nasıl yararlanacağını bilmiyor. Çin Komünist Partisi Ekim Devrimi’nden çok yararlandı ama 100. yıl etkinliğinde Ekim Devrimi’nden bir tek söz etmedi. Güney Asya’da ise halk hareketleri tarafından hatırlanıyor. Ekim Devrimi daha iyi bir dünya için mücadele eden erkekler ve kadınlar hatırlanıyorsa bu çok önemlidir” dedi.
‘Dünya savaşları bitmedi’
Ekim Devrimi’nin yazılması için tarihi bir sorumluluk olduğunu dile getiren D’Souza, “Bugün dünya savaşları meselesi kapanmadığı için yeni yeniden tartışılıyor. Bütün dünya daha da savaşlarla uğraşıyor. Dünya savaşları meselesi bir türlü bitmedi. Yeni sömürgeleştirme biçimleri ortaya çıkmış durumda. Bundan kaynaklı Ekim Devrimi’ni yeniden gündeme almalıyız” dedi.
D’Souza, sömürgeciliğe karşı hareketlere değinerek, 1857’de Hintlilerin Britanya İmparatorluğuna karşı başlattığı ayaklanmayı hatırlatarak, “Birinci Kurtuluş Savaşı dediğimiz bir olay var. 1857 ayaklanması anlamına geliyor. Britanya İmparatorluğunu sarstı, Jamaika’da aynı şekilde oldu. Birçok yerde etkili oldu. Bu ayaklanma sonrasında da devam etti” dedi.
D’Souza, “Lenin’in büyük bir stratejist olması sömürgecilerle ilişkisini belirlemedi. Onun ideolojisi belirledi” dedi. Orta Asya Cumhuriyetlerinde Bolşeviklere karşı Britanya muhalefet yaptığını dile getiren D’Souza, “Müslüman Hint milliyetçileri, Lenin ile tartıştılar. Lenin, ‘Herkes ataist olsun derseniz bu savaşı kaybedersiniz’ dedi. Bu soruna bakmak için alt komiteler kurdular” dedi. D’Souza, Taşkent’in Hintli Müslümanlar için önemli bir mücadele merkezi oluşturduğunu söyledi.
D’Souza, “Birinci Dünya Savaşı tüm dünya da bir devrim süreci başlattı, İkinci Dünya Savaşı ise devrim hareketlerini frenledi” dedi. D’Souza, sosyalist hareketler ile sömürgeliğe karşı hareketler birleşmiş olmasaydı Bolşevik devriminin başarılamayacağını söyledi.
D’Souza, eleştirilse dahi bütün devrimlerin sahiplenilmesi gerektiğini ifade ederek, “Bütün devrimler yeni sorular doğurur. Yeni devrimlerin nasıl yaratılacağını tartışmamız gerekiyor. Bunun içinde bütün devrimlerin sahiplenmesi gerekiyor” diyerek sözlerini sonlandırdı.
‘Reform mu devrim mi?’
Filipinlerde gerilla hareketi olan Yeni Halk Ordusu içerisinde 10 yıl kalan ve Filipinler hükümeti ile Yeni Halk Ordusu arasında başlatılan barış sürecinde yer alan Jose Danilo Borjan ise, “Kapital ve Ekim Devrimi, Filipinler Devrimine Etkileri” başlığında sunum yaptı.
Danilo Borjan, proletarya diktatörlüğünün proletarya demokrasisi olduğunu söyledi. Danilo Borjan, Lenin’in çeşitli ulusları bir araya getirerek, Sovyetler Birliği’ni daha da güçlendirdiğini ve Lenin’in ölümünün ardından politikalarını Stalin’in yürüttüğünü ifade etti. Danilo Borjan, “Ekim Devrimi’nin zaferi çeşitli sosyalist ülkeleri ortaya çıkardı. Çin, emperyalizme karşı büyük bir sosyalist ülke olarak ortaya çıktı. Vietnamlılar, Kamboçyalılar ABD’ye büyük yenilgiyi tattırdı” dedi.
Danilo Borjan, devrim ve reformun tanımını yaparak, “Reform ve devrim mi?” sorusunu sorarak, bütün sol partilerin bu soruya öncelikli olarak yanıt vermesi gerektiğini söyledi. “Dünya kapitalist sistemini kötüye gidiyor ve kilitleniyor” diyen Danilo Borjan, “Kapitalizme karşı insanlar alternatif aramaya devam ediyor. Her parti siyasi iktidarı ele geçirmek ve sosyalizmi yaşatmak için doğru mücadele hattını örmek zorunda” dedi.
‘Devrim sadece olanı değiştirmek değil’
Danilo Borjan, Filipinlerdeki halk hareketlerini anlattı. Danilo Borjan, “Baştan beri politikalarımız aynı. Sadece yöntemler değişiyor” dedi. Yeni Halk Ordusu’nun 60 savaşçıyla başladığını dile getiren Danilo Borjan, şu anda 10 binden fazla savaşçısı olduğunu dile getirdi. Danilo Borjan, 70’ten fazla kentte silahlı mücadele verdiklerini söyledi.
Danilo Borjan, kırsal bölgelerde çatışmaların devam ettiğini dile getirerek, Yeni Halk Ordusu’nun halk tarafından desteklenmesinin büyük bir avantaj olduğunu vurguladı. Toprak reformuna değinen Danilo Borjan, “Köylüler uzun zamandır topraklarına sahip çıkmak istiyor, onun içinde çocuklarını cephelerimize gönderiyor” dedi. Danilo Borjan, halkı silahlandırıp örgütlendirerek toprak reformunun geliştirildiğini söyledi. Danilo Borjan, “Devrim sadece olanı değiştirmek değil, yenisini geliştirmektir” diye konuştu.
İktidar vermiyor, mücadelemizle alıyoruz’
Danilo Borjan, parlamentoda 6 temsilcilerinin olduğunu dile getirerek, gençlik hareketinin Komünist Partisi’nin kuruluşunda çok önemli bir rol oynadığını ifade etti. Danilo Borjan, gençliğin aynı zamanda propaganda yoluyla devrimin toplumsal tabana yayılmasında önemli rol oynadığını söyledi. Danilo Borjan, “Kadın yoldaşlarımız hem kentlerde hem de kırlardaki mücadelede sorumluluk sahibidir” dedi.
Müzakerelere de değinen Danilo Borjan, “İktidar bize hiçbir şeyi armağan etmiyor, mücadelemizle almaya çalışıyoruz” dedi. Danilo Borjan, barış müzakerelerinin 4 aşamalı devam ettiğini ancak devrimci tutukluların serbest bırakmadığı için sürecin son bulduğunu kaydetti. İktidarın silahlı mücadelenin sonlandırılmasını istediğini hatırlatan Danilo Borjan, “Biz de ‘Barış süreci yürütülürken savaş durmaz’ diyoruz. Savaşmadan barış sürecine oturursak hiçbir şey görünür kılınmaz” dedi.
Kaynak: Mezopotamya Ajansı