Fırat’ın doğusuna operasyonun açmazları – Fehim Taştekin (Al-Monitor)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye’de Kürtlerin özerklik inşa ettiği Fırat’ın doğusuna yönelik müdahaleyi gündemine almasının ardından Tel Abyad, Kobani ve Zor Muğar’a yönelik sınırdan top atışlarının başlaması bölgede tansiyonu yükseltti.

Türk tarafının “16 PKK’li öldürüldü” dediği saldırılar, Erdoğan’ın Almanya, Fransa ve Rusya liderleriyle İstanbul’da buluşmasından bir gün sonra başladı. Saldırılar sürerken Erdoğan, “Fırat’ın doğusundaki terör yapılanmasını da çökerteceğiz. Hazırlıklarımızı, planlarımızı, programlarımızı tamamladık. Yakında terör örgütünün tepesine bineceğiz” diye çıkıştı.

Saldırıların Fırat’ın hemen batı kıyısında yer alan Menbic’de ABD ile Türkiye’nin ortak devriyeye başlamasına denk gelmesi de “Operasyon için ABD ile uzlaşma sağlandı mı?” sorusunu gündeme getirdi. Pentagon teskin edici bir rolle devreye girip “Türkiye ve Suriye Demokratik Güçleri’yle (SDG) durumu yatıştırmak amacıyla temas halindeyiz. Sahadaki tüm silahlı aktörlere, IŞİD’e odaklanmayı sürdürmeye çağırıyoruz” açıklamasını yaptı. Ardından Erdoğan ile Başkan Donald Trump telefonda konuyu görüştü.

Ancak Fırat’ın doğusundaki Amerikan güçlerinin, SDG’nin omurgası Halk Savunma Birlikleri (YPG) ile birlikte Cezire kantonunda Türkiye sınırlarına paralel devriye gezmesi kara harekâtı bekleyenlerde soğuk düş etkisi yaptı.

ABD bir yanda Menbic’de Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) diğer yanda Fırat’ın doğusunda YPG ile devriye gezerek ikili siyasetinde ısrar ettiğini gösterdi. Bu ikili siyaset Kürtler için de geçerli. Amerikan yönetimi Ankara’nın “PKK’nin Suriye kolu” dediği YPG ile iş birliğini derinleştirirken PKK’nin lider kadrosundaki Murat Karayılan için 5, Cemil Bayık için 4 ve Duran Kalkan için 3 milyon dolar ödül koydu. Bu adım da Türkiye’yi Suriye’de dizginleme çabası olarak görüldü.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, kararı, “YPG/PYD angajmanını perdelemek amacıyla yapılan bir şey” olarak niteledi. Savunma Bakanı Hulusi Akar da “PKK’dan hiçbir farkı olmayan YPG’ye karşı da aynı tutumu bekliyoruz” dedi.

ABD fren etkisi yapsa da Türkiye’nin Afrin senaryosunu, Tel Abyad ve Resulayn’dan başlamak suretiyle Fırat’ın doğusuna taşımak için fırsat kolladığı ve bunun için koşulları zorladığı bir gerçek. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın ifadesiyle “Türkiye uygun gördüğü zamanlarda müdahale edecek.”

Hükümete yakın medyaya göre Ankara sınırdan içeriye doğru 30-40 kilometrelik bir tampon bölge kurmayı planlıyor. Öncelikli harekât alanı Kobani değil Tel Abyad ve Resulayn (Serekaniye). Bu iki yerden başlayacak operasyon sınır boyunca Fırat’tan Dicle Nehri’ne kadar yayılacak. Plana göre 911 kilometrelik sınır Kamışlı dahil tamamen TSK’nin kontrolüne geçecek ve bir tek Kilis-Halep yolu üzerinde yer alan Tel Rifat kalacak. Burada da YPG varlığına son vermek için Ruslarla birlikte hareket edilecek.

Türkiye’nin yarma harekâtı için Tel Abyad ve Resulayn’ı gözüne kestirmesinin birkaç nedeni var: Her şeyden önce buralar Kürtlerin mutlak çoğunlukta olmadığı yerler. Kürtler temmuz 2012’de kendi bölgelerinde kontrolü ele alırken Türkiye de Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) güçlerini kendi sınırlarından Tel Abyad ve Resulayn’a sokmuştu. YPG, Resulayn’a giren güçleri geri püskürtürken Tel Abyad’da kontrol İslam Devleti’nin (İD) eline geçmişti. Türkiye, Tel Abyad’ın İD’in eline geçmesini sorun etmemiş, Kürt bölgelerine saldırırlarken de bu örgütün işini kolaylaştıracak şekilde esnek sınır politikası izlemişti.

YPG, 2015’te Arap ortaklarıyla birlikte Tel Abyad’ı IŞİD’den geri alırken Türkiye etnik temizlik yapıldığı iddiasıyla bu operasyona karşı sesini yükseltmişti. Şimdi de “etnik temizliğe uğramış Arapları ve Türkmenlerin evlerine dönmelerini sağlıyorum” propagandasıyla Tel Abyad’a müdahaleyi meşrulaştırabilir. Türk medyası ısrarla bu iki bölgenin Arap ve Türkmen yoğunluklu olduğu savını işlemeye başladı bile.

Erdoğan, Afrin’in TSK ve müttefik milis güçlerinin kontrolüne geçmesinin ardından burada kurulan düzeni önce Menbic ardından Fırat’ın doğusundaki bölgelere de taşıma planını epey zamandır canlı tutuyor.

Bunun önündeki en büyük engel ABD’nin sınır hatlarında dalgalanan bayrağı. Bayrak taktiği TSK 2016’da El Bab’dan sonra Menbic’e yöneldiğinde işe yaramıştı.

ABD ile orta yol bulamasa bile Türkiye’nin Fırat hattı ve sınır boylarında YPG’ye rahat vermeyeceği anlaşılıyor. Sınırdan obüs toplarıyla yapılan atışlar ve insansız hava araçlarıyla yürütülen gözlemlerin yanı sıra Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı harekâtlarına eşlik eden muhalif güçlerin devreye sokulması da olasılık dahilinde –ki Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne göre Türkiye 3 Kasım’da Halep kırsalı ve Afrin’deki milislerden 1200’ünü iki posta halinde Kürtlerin kontrolündeki bölgelere doğru gönderdi bile.

Öngörülen “kapsamlı ve etkili” operasyon için belki uygun zaman beklenecek ama baskıyı artırma stratejisi birkaç nedenle sürecek: Fırat’ın doğusundaki durumu gündemde tutmak Türkiye’nin farklı dosyalarda anlaşmazlık içinde olduğu Amerikan yönetimi üzerinde baskı kurmasına yarıyor. Türkiye Fırat’ın doğusunu ateş altında tutarak ABD’yi Menbic’de daha fazla tavize zorluyor. Türkiye, Menbic Askeri Konseyi’nin yerine kendi güdümündeki grupları ikame etmek istiyor. Soçi mutabakatıyla İdlib’de tampon bölge kurma planı öngörüldüğü gibi yürümüyor ve Fırat’ın doğusuna operasyon denemeleri dikkatleri İdlib’den uzaklaştırabilir.

Olası bir operasyon önemli ölçüde ABD’nin SDG’yle ortaklıktan vazgeçmesine bağlı. Ancak ABD’nin Suriye’de deklare ettiği üç hedefe uygun yeni bir güç dengesi teşekkül etmeden ortaklığı bitirilmesi zor. Önce şu sorunun yanıt bulması gerekiyor: Türkiye, İran’ın kollarını kesme, İD’i bitirme ve siyasal geçişi sağlama hedefinde ABD’nin aradığı hizmeti ve ortaklığı sunabilir mi?

ABD şimdiye kadar Türkiye’nin ortaklık önerilerini SDG’yi kenara itmeye yetecek kadar inandırıcı bulmadı. Hatta Washington Menbic’de bile kentin kontrolünün devrine imkan verecek şekilde Türkiye’ye el vermiş değil ama Papaz Andrew Brunson krizinin çözümüyle birlikte Trump-Erdoğan arasında yaşanan yakınlaşmadan hareketle bu konuda iyimser olanlar var.

Ayrıca Türkiye ile ABD’nin Suriye’de 2014 önceki ortaklık modeline dönmesi Rusya’yı teyakkuza geçirebilir. Bu da Moskova’nın karşı hamlelerini beraberinde getirebilir. Sonuçta Türkiye’nin iki askeri harekâtla ayağına yer açtığı Suriye’de varlığını sürdürmesi Astana ortaklığını korumasına bağlı.

Kaynak: Al-Monitor