Gebze Umut-Sen’de ‘İşçiler Referandumu Konuşuyor’ etkinliği

   Gebze Umut-Sen ve DGD-SEN temsilciliğinde bir araya gelen işçiler Anayasa değişikliğinin oylanacağı referandumu tartıştı.
   Gebze Umut-Sen ve DGD-SEN temsilciliğinde ‘İşçiler referandumu konuşuyor’ etkinliğinde bir araya gelen işçiler Anayasa değişikliğinin oynalanacağı referandumun işçi sınıfı açısından ne ifade ettiğini tartıştı.
   16 Nisan’da gerçekleştirilecek Anayasa değişikliğinin oylanacağı referandum öncesi toplumun değişik kesimleri bir araya gelerek referandumu değerlendirmeye ve taleplerini ortaya koymaya devam ediyor.
İşsizlik, sendikasızlık, iş cinayetleri ile sınanan ve memleket nüfüsunun 3/2’sinden çoğunu oluşturan ücretli çalışan yurttaşlar referanduma doğru giderken kısıtlı imkanlarla da olsa taleplerini gündemleştirmeye çabalıyor.
   DGD-SEN Başkanı Murat Bostancı, KHK direnişçisi Betül Celep ve Umut-Sen gönüllüsü Pelin Daş’ın katılımıyla Gebze temsilciliğinde toplanan depo, kimya, metal işçileri anayasa maddelerini değerlendirerek, ”Sadece fabrikamızdaki ekonomik- demokratik taleplerimiz değil, memleketimize dair de söyleyeceklerimiz var. Siyaset ‘bir bilenin’ işi değil” dedi.
   DGD-SEN başkanı Murat Bostancı ”16 Nisan’a giderken işçilerin fabrikalarında, depolarında verdikleri mücadeleyi memleket için de düşünmeleri ve bir tek kişinin her şeye karar vereceği bu anayasa değişikliğine ‘hayır’ demeleri gerekiyor. Biz Migros, AVON, Bomi, Netlog ve daha bir çok depoda faaliyet yürüten ve direniş gerçekletiren bir sendika olarak memlekette etnik kimliklerin, dillerin, inançların yok sayılmasına ‘Hayır’ diyoruz. Biz işçileri birleştiren hayatımızı idame ettirmek için ortaya koyduğumuz alınteridir. Bizi ayrıştırmaya çalışan her türlü müdahaleye,  iş yerlerimizde, sendikamızda tek adamlığa nasıl karşı duruyorsak, memleketin sürüklenmek istediği ‘tek adamlığa’ da işçiler olarak karşı koymak durumundayız. Bizler özgür, eşit ve adil bir dünyada kardeşçe yaşamak istiyoruz” diyerek toplantıyı başlattı.
   Umut-Sen gönüllüsü Pelin Daş, ”Anayasa bir toplumsal sözleşmedir. Türkiye’deki anayasa darbe anayasasıdır ve değişmelidir. Fakat bu kadar anti-demokratik bir ortamda sermaye sınıfına ait olan devlet ile toplumun bir uzlaşı temelinde sözleşme yapması mümkün değildir. Her türlü katılımı yok sayan ve kapitalist devletin temel mottosu olan ‘mülkiyetin korunması’ ilkesinin aşındığı, sermayenin bir kesiminin bile geleceğini göremeyip yatırımlarını yurt dışına taşıdığı yerde işçilerin iktidarın dayattığı anayasa değişikliğine ‘evet’ demesi için tek bir neden yoktur. Çünkü işçi sınıfının siyasetini temel alan ve mücadeleyi buradan kavrayan bir siyasal parti yoktur. Sağ partilerde temsil edilmenin bu kadar kanıksanmasına rağmen işçiler yaşadıkları yabancılaşma ile sendikal ve sınıfsal haklarının baskı dönemlerinde daha da tırpanlandığını iyi bilirler. 2010 referandumunda yine ‘hayır’ dediğimiz anayasa değişikliğinde işçiye ‘2 sendikaya üye olma’ hakkı getirilmişti. Fakat bir sendikadan bahseden işçi direk kapının önüne konuluyor. AKP’nin on beş yıllık iktidarı boyunca yaşanan iş cinayetleri ve işsizlik oranlarının korkunç boyutlara varması, sendikanın mucizesi olan grev hakkının özünün ihlal edilmesi gibi uygulamalar OHAL süreci ile daimi kılınmak isteniyor. Dolayısıyla darbe anayasasını savunmayan, fakat memleketi darbe anayasasının da gerisine götüren bu değişikliğe işçilerin ‘hayır’ demesi kadar doğal bir şey yoktur” dedi.
   KHK ile kamu işçisi olarak görev aldığı İstanbul Kalkınma Ajansı’ndaki işinden ihraç edilen, Kadıköy Khalkedon Meydanı’nda 66 gün direniş gerçekleştiren ve aynı zamanda Umut-Sen gönüllüsü olan Betül Celep, “OHAL ve KHK’lar ile tek adam iktidarının ne biçimi ile kurumlara sirayet ettiğini direniş sürecinde ve öncesinde çalıştığım işyerinde yaşanan sorgulamalarda gördüm. Şuan memleket hukuksuz bir biçimde yönetiliyor. Her kurumun kraldan çok kralcı yöneticilerinin iki dudağı arasında işçilerin, memurların, öğretmenlerin, akademisyenlerin işi, ekmeği, onurları ile oynanıyor. Referandum ile bahsettiğim tek adamlık aklının daim kılınması hedefleniyor. Benim çalıştığım işyerinde arka arkaya iki sendika temsilcisi de atıldı. İşçi hakkı demek, sendika demek, örgütlü hareket etmeye çalışmak artık elinde KHK kırbacı bulunan yöneticiler ve devlet tarafından fiili olarak yasaklandı. Şuan kurumlarında çalışmaya devam edenlerin tepesinde ise KHK baskısı var. Böylesi uygulamalara karşı Hayır diyerek itiraz etmek dışında bir seçeneğimiz olmadığını görüyorum. Elbette Hayır’dan sonra sular durulmayacak, hayat biz emekçiler için güllük gülistanlık olmayacak. Fakat kaldığımız yerden mücadeleye devam etmemiz için bir soluklanma fırsatı yaratmış olacağız.” dedi.
   18 maddeden oluşan anayasa değişikliği paketinin herhangi bir maddesinde işçileri önemseyip onların hayatlarında herhangi bir iyileşmeyi ortaya koyma iddiasını taşımadığını belirten işçilerin bir kısmı referandumda ‘Hayır’ diyeceklerini ifade ettiler. İş cinayetleri, sendikalaşma oranları, işsizlik gibi olguların anayasa değişikliğine ‘hayır’ demelerinin en temel sebepleri olduğunu ve buna karşı tek başına sendikal mücadelenin yeterli olmayacağını söyleyen işçiler, ”İşçi sınıfı kendi siyasal mücadelesini vermediği müddetçe tek bir kişinin ya da bir zümrenin bu dayatmalarına maruz kalacaktır” dedi.
   Toplantıya katılan işçilerin bir kısmı ise kendi sendikal mücadele deneyimlerinden hareketle işçilerin patron ve devleti yan yana gördükleri ve üzerlerine gelen bunca güçle başa çıkarken yalnız bırakıldıkları için bu düzen içinde oy kullanmakla bir şeyin değişmeyeceğini ifade ettiler. Diğer işçilerin hak verdiği ve aslında tüm işçi sınıfı için geçerli olan bu yabancılaşmanın aşılması için ortak bir mücadele hattının benimsenmesi gerektiği yine işçiler tarafından ifade edildi. Memleketin ‘tek adam rejimine’ götürüldüğünü ifade eden işçiler, bu nedenle referandumda ‘hayır’ demenin önemine dikkat çekti.

Yorum Yazın