‘Geleceğin devrimi, şimdi!’ – İklim Ada Alçay

Ekim devriminin yüzüncü yıldönümünü geride bırakıyoruz.

Devrim daha büyük tecrübelerle emeğin yeni oluşumunun devinimleriyle geleceğe doğru yolculuğunu sürdürüyor.

Yeni buluşmalarla, yeni içerikler, yeni biçimler edinerek.

Yenilgilerden zafere doğru giden bir oluş bu.

Yenilgilerden öğrenen bir sınıf oluşum süreci.

Her büyük yenilgi devreleri arasına milyonlarca küçük zaferler, başarılar, varlık ve güç belirteçleri ekleyen bir yordamdır bir daha asla yenilmeyecek bir yenilenme için.

Her dönem daha usta daha korunaklı daha yıkılmaz eşitlik barikatları kurabilen bir yaratım iklimi bu.

Ancak sıradan insanların hakiki ve sahici itirazları, isyanları içinde mücadele içinde büyüyebilen bir umut.

Doğaya, ormana, çiçeğe, suya, rüzgara, yağmura, kara bulandığı oranda büyüleyebilen bir fikir bu. Irkları, cinsiyetleri melezleştirerek, çoğullaştırarak, çoklaştırarak yok eden, işçi sınıfını iktidar olma özelliklerini meclislerle, şuralarla, komitelerle, forumlarla, diyaloglarla, eylemlerle etkinlik gücünü artırdıkça “kendi bedenini” ortadan kaldıracak bir iddia bu.

Tarihi devindirecek ve zamanı geçersiz kılacak herkese yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre özgürlük, eşitlik imkanları akıtan bir güzergahtır izleğine tutulup böylece sonsuzluğa bağlanabildiğimiz.

Atasözlerine, özdeyişlere, dipnotlara, söylencelere, masallara, efsanelere toprak, gübre sunan bir devinimdir .

Zalime, egemene, krala, saraya karşı saf bir korkusuzlukla ayağa kalkan, dik duran, soran, sorgulayan, yumruk sallayan gencin, kadının, işçinin varoluş tarzlarından damıtılan bir öfke kortejidir bu .

Sokak sokak, meydan meydan.

Afrika, Amerika, Asya, Avrupa kıtadan kıtaya.

Dereden ırmağa, gölden denize, okyanustan başka bir okyanusa uzanan çığlıkların, acıların, yoksullukların, ah’ların biriktiği kuruculuk ve yıkıcılığın çakıştığı bir düzlemdir bu..

Sömürgenler, köle tacirleri, kahyalar, yağma orduları, tecavüzcü kavimler karşısında hep ışığa doğru hareket olan vahşilerin, barbarların, kölelerin ve bi cümle ezilen yığınlarının kuram değmemiş öykülerinin orada burada olur olmaz yerlerde aniden hiç beklenilmeden, umulmadan peydahlanan sesleri, naraları, ağlayışları, kahkahalarıyla donanmış, silahlanmış bir metafizik.

Bugün de kavranılan, kavrandıkça maddeleşen bir gerçekleşme hali.

Dünün kavgasında yenilen tanrının, dünün biliminde zayıflayan idealin tekrardan sermayeleşmesi, paketlenmesi, pazarlanması için proje eskizleri.

Sentetikleşmesi sanatın, sinemanın, romanın, insanın ve de doğanın.

Geleceğe döndükçe tanrının yeniden bir egemen engeli olarak icadı.

Yeniden bilmediğimiz şeylerin çapı, encamı ve yeniden metafizik.

Ve Türkiye!

Balkan, Kafkas, Kürt, Arap, Fars, İslam, Hristiyan, Ermeni, Yahudi, Ezidi coğrafyanın, demografinin, istatistik ve nümizmatikin yazgısına halen hükmedebildiği zorunlu gerçeğimiz.

Ve bizim devrimimiz.

Lenin’in Türk devrimcileri dediği Jönlerin, ittihatın, Kemal’in toprağı, tarlası.

Suphi’nin, Nazım’ın, Sabahatin Ali’nin, Deniz, Mahir, İbo’nun kan verdiği, hikayeleriyle buğuladığı ülkemiz.

Alevi’nin ışığının karartılması, azınlığın azlığına yanamaması.

Ve Kürd’ün mutlak ülke özlemi.

Dörde bölünmüş kesişip ayrılan zamana takla attıran arayışı.

Ve kanlı iç içeliğimiz, birleşik çaresizliğimiz, birleşik gücümüz, karışan canımız, kanımız.

Ve de işçi sınıfımız İNGİLİZ, Fransız, Alman, Amerikan devrimlerinden sonra gelen.

Yeni öğrenen, yeni bilenen genç, toy işçilerimizin totalitesi.

Cenin amele birliklerinin yetmiş yıllık birikiminin yetmiş bin saldırı altından geçişi ve Saraçhane’de doğup, Taksim’de beli kırılmak istenen…

1980’de bu kez ordusu, polisi, iti, miti, şeyhi, tefecisi, tarikatı, camisiyle üstüne çullanılan endamlı, heybetli güç.

Partileri, sendikaları, birlikleri, kurumları sermayedarların tacizci gülüşleriyle zorla kapatılan, dizginlenen, gem vurulan, en genç en çocuk hallerinden vurulan, asılan, işkencelerden geçirilen işçiler, emekçiler, devrimcilerin sınıf olmuş hali.

Sermayenin katliam, zorbalık, tahakküm organizasyonu olan devlet.

Ve inandığımız tarih!

Ve hiç bizden yana işlemeyecekmiş görünen talih.

Ve neo-liberal cendere.

Postu, tostu, avrosu yani sahtesinin üretimi umudun, yarının, burjuva ekollerce.

Ve bizzat emeğin yarattığı teknik, bilişsel, bilimsel devrimlerin kesintisizliği ve göçerliği yoksul köylülerin kentlere doğru ve de alemin işçileşmesi. Yalın üretim hatları, esnek çalışma düzenekleri, boyunduruk altına alınan sınıfın kabaran özlemi.. Program büyüten, genişleten yaşama pratikleri, özlemler, arayışlar, arzular, hazlar, bedenlerin sonsuzlukla kesişmiş zaptedilemez özgürlük arayışı.

Seatlelar, lacondone cangılları, tahrirler, geziler; göçerlerin, işçilerin, ezilenlerin, kimliklerin, cinsiyetlerin yeni devrimci isyanları ve de hepsini her yerinden kesen her yerinden birleştiren emek.

Bir yere varmak istiyor elbet.

Büyürken kentler

Çoğalırken plazalar, plazmalar

Artıyor yoksulların öfkeleri

Yokluğun hayalden orduları!

Prezantasyonlar, sunumlar, konferanslar, interaktif oluşumlar insanları yalanla doyuramıyor artık.

Milli, dini değerlerin altını çize çize boyun eğdirilmiş, itaat ettirilmiş, öldürülmüş işçinin babası, atası biliyor.

Bayrak, ezan, vatan millet hikayeleri ile senaryolar oluşturulması yetmiyor patronlara. Ekranlar, platformlar, portallar yetmiyor.

Topallıyorlar topluca.

Acizlik akıyor ajitasyonlarından zenginliğin, gaspın, mafyanın tehdidi komik, acınası, zavallı.

Peki işçi sözünü nasıl söyleyecek bu yağma düzene karşı?

Sorun nasıl ve nereye vurmasını bilmek sadece.

Tepegözün zayıf noktasını öğrenmişti deneyle.

Şimdi bir kez daha derleniyor doğanın, emeğin bedeninin kuvvetleri.

Birlikte vuracaklar zayıf halkalara.

Ansızın olanla uzun süreli olanın yanyanalığıyla ve birleşik olarak.

Kasırgalarla, depremlerle kol kola girecek işçilerle, kadınlarla, gençlerle, yoksul köylülerle.

Islıkla ateşleyecek evrene yayılacak kurtuluşun kıvılcımlarını.

İktidar için doğrulurken sovyetlerle, komünlerle, meclislerle.

Plazalar küçülecek, insanlık, evrensellik büyürken.

Borsalar, paralar, pasaportlar yakılırken dünya evrenin küçük bir parçası olacak yeniden.

Bencillik, köşeyi dönmecilik, rekabet, kariyer, konum yarışı, aile, mülkiyet gibi iğrençlik tanımları çıkarılırken sözlüklerden, alfabelerden.

Şarkılarla, türkülerle, danslarla birlikte yürüyeceğiz fauna ve floradan yoldaşlarla.

Yüzyılın ruhu, aklı, bilinci ile geleceğin devrimi şimdi devam ediyor.