Gezi Davası 18-19 Temmuz’a ertelendi

6 yıl sonra açılan ve 2 kişinin tutuklu 14 kişinin tutuksuz yargılandığı Gezi Davası 2. gününde devam etti. Yiğit Aksakoğlu’nun tahliyesine, bir kısım sanığın adli kontrol şartının devamı ile ara karar verildi.

6 yıl sonra açılan ve 2’si tutuklu 16 kişinin yargılandığı Gezi Davası dün ve bugün Silivri Adliyesi’nde görüldü. Dün Osman Kavala, Yiğit Aksakoğlu, Mücella Yapıcı’nın savunmaları dinlenirken bugün Can Atalay, Tayfun Kahraman ve Mine Özerden’ in savunmaları dinlendi.

Mahkeme savunmalar sonrası Yiğit Aksakoğlu’nun tahliyesine, bir kısım sanığın ise adli kontrol şartının devamına karar vererek duruşmayı ileri bir tarihe erteledi. Duruşma tarihi 18-19 Temmuz olarak belirlendi.

“İddianame yamalı bir bohçadır”

Duruşmanın 2. günü Can Atalay’ın savunması ile başladı. Anayasal düzenden bahsedilemeyeceğine belirterek savunmasına başlayan Atalay iddianame için, “İddianame eksiktir, iddianame yamalı bir bohçadır. İddianame Türkiye’nin dört bir yanında kırılan camın pencerenin biletini de bize kesiyor. 312. Maddeden beraat etsek bile bu nedenlerle 30-40 yıl ceza almamız isteniyor. Savcılığın bizi 312’inci madde İle suçlamasını sağlayan şey; yurttaşların sokaklarda, caddelerde, kentlerin meydanlarında ifade özgürlüklerini müşterek kullanmalarıdır. Savcılık dedi ki, biz Fethullahçı çetenin topladığı delilleri yeniden kıymetlendirdik. CMK’da yeniden kıymetlendirme diye bir şey var mıdır? Bana gösterin. Yeniden kıymetlendirilmiştir” diyerek önümüze sürdüğünüz dosyanız, iddianameniz ana mantığı ve akışı ile örgüt üyesi olarak suçlamakla iddia ettiğiniz kolluk ve yargının hazırladığı belgelerdir. Bu iddianame altı yıldır hiç bir şekilde karalanamamış bir toplumsal hareketi uluslararası bir komplo olarak göstermek isteyen AKP-Fethullahçı ortaklığının bir ürünüdür.”dedi.

“Gezi, böyle kirletilemez”

Rantlaşmaya ve doğa katliamlarına dair örnekler vererek savunma yapan Atalay Gezi Direnişinin bu dava ile kirletilemeyeceğini belirtti. Atalay,” Bir avuç azınlığın cebini doldurmak için memleketin insanının sömürülmesine, doğasının yağmalanmasına karşı çıkanların düşmanlaştırılması, parayı tek değer olarak bilen önceki dönem muktedirlerinin de işlediği bir suçtur.

Gökovaya termik santral yapılmasına karşı çıkanlara edilen tüm sözler aklımızda. Sonrasında Fetullahçılara peşkeş çekilen Bergama’daki altın madeni ne itiraz eden köylülere ajan demeye kadar düşenleri unutmadık. 1980’lerin ortasında Tarlabaşı’ndaki yıkımlara itiraz eden bir avuç mimara höyküren Bedrettin Dalan da, İstanbullara tahsis edilmiş yeşil alana gök kafesin dikilmesi için paraya tamah eden siyasi kadrolar da gözümüzün önünde. İstanbul’un kuzeyini yağmalamak için yapılan 3. köprü ve 3. havalimanı projelerine itiraz edenlerle ilgili ağzına geleni söylemek de serbest olmuştur.

Eğer bugün Haydarpaşa garı Rantçılara peşkeş çekilenmediyse ve orası hala törenlerini bekleyen bir Gar ise bu Haydarpaşa dayanışmasının sayesinde olmuştur. Gezi isyanında yer alan milyonları oranın buranın fonlarıyla sokağa dökülmüş suçlular olarak göstermek kimsenin haddi değildir. Gezi, böyle kirletilemez” dedi.

“Bizi kimse Fetullahçılıkla ve emperyalizme iş birliği yapmakla itham edemez”

Can Atalay Fethullahçılık yaftasına dair de, “O dönem bizimle ilişkisi olduğu öne sürülen Cemaatçi hakim bana 4 Temmuz 2013 tarihli Zaman Gazetesi’nde bana ve Taksim Dayanışması’na hakaret etti. İddianame AKP+Cemaat suç ortaklığının ürünüdür. İddianame, 15 Temmuz’da tankın içinden kamuflaj ile çıkan Fetullahçı Mithat isimli bir polisi savunuyor. Gezi Parkına ilişkin kararın bize tebliğ edildiği tarih 8 Temmuz. Bizi kimse Fetullahçılıkla ve emperyalizme iş birliği yapmakla itham edemez” diyerek savunmasını yaptı.

“Gezi, temsil eksikliği hissedenlerin tepkisidir”

Davanın diğer sanıklarından Şehir Plancısı Tayfun Kahraman’da bugün savunmasını yaptı. Kahraman, “Taksim Dayanışması’nın talepleri barışçıl, makul ve kabul edilebilecek basitlikteydi. Sonradan Fethullahçı olduğunu öğrendiğimiz polisin olayları tırmandırmasını soruşturmak yerine, Hükümet tarafından “kahramanlık destanı” olarak yorumlanmıştır. İddianamenin ne kadar özensiz ve ciddiyetsiz olduğunu, Gezi parkını korumaya çalıştığımızı anlatmaya çalıştım. Bu iddianame geziyi anlatmamaktadır. Gezi anti-emperyalisttir. Gezi, temsil eksikliği hissedenlerin tepkisidir. Gezi barışma, kucaklaşmadır.” şeklinde konuştu.

“Gezi, toplumsal ve onurlu bir harekettir”

Mine Özerden savunmasına Taksim Meydanı’nın ne anlama geldiğini belirterek başladı. Özerden, “Taksim birkaç rantçının değil, emekçinin, taraftarın, çocuğun, gencin, marjinalin, kedinin köpeğin, kuşun meydanı. Her kesimden insanın birbirine değmese de yaşayabildiği bir mekân Taksim. Bu nedenle topçu kışlasının yapılmasını elbette istemiyorduk. Kolluk kuvvetlerine orantısız güç uygulaması için verilen talimatlar neticesinde 9 kişi can verdi, yüzlerce kişi yaralandı. Şiddetsizliği savunan meşru müdafamız bile suç kabul edildi. Mine Özerden: Gezi, toplumsal ve onurlu bir harekettir. Tapeler algı yaratmak için kullanılmıştır. Mesela Yiğit Ekmekçi ile Gezi’den aylar sonra yaptığım görüşmenin Gezi ile ilgisi olmadığı halde, Yiğit bana sırf “kaos yönetiyorsun” dediği için iddianameye konulmuştur.” dedi.