Güneş Sistemi ve Dünya – Ramazan Şahin

Güneş sistemi, Güneş’in etrafında yerçekimi -kütle çekim kuvveti- etkisiyle biriken gezegenler, gezegenlerin uyduları, kuyruklu yıldızlar ve meteorlardan oluşur. Güneş, 4,6 milyar yıl önce dev moleküler bulutun (Nebula) çökmesiyle oluştu. Güneş’imiz ağırlıkla hidrojen ve helyumdan oluşan bir plazma küresidir. Güneş, Güneş Sistemi’nin %99,86 sınır oluşturur. Demek ki Jüpiter dahil sistemdeki tüm gök cisimlerine düşen pay oldukça küçük. Güneş’imiz kendi ekseni etrafında saatte 70 bin km hızla döner ve bir tam turunu 25 günde tamamlar. Güneş’in yarıçapı Dünya’mızın yarıçapının 109 katıdır. Güneş, Samanyolu merkezine 30 bin ışık yılı uzaklıktadır. Bir ışık yılı 9,5 trilyon kilometredir. 100 yıl önce bu uzaklık hayal bile edilemezdi. Dünya’mız Güneş’e 150 milyon km uzaklıktadır. Dolayısıyla Güneş’ten çıkan ışığın(foton) Dünya’mıza ulaşması yaklaşık 500 saniye dolayısıyla 8 dakika 20 saniyedir. Işık bir saniyede 300 bin km yol almaktadır. Hiç durmadan saatte 220 km hızla giden bir araç ancak 78 yılda Güneş’e ulaşabilir. 2006 yılında fırlatılan insansız bir uzay aracı 106 gün sonra Güneş’e ulaşmıştır. Giden aracın saateki hızı 58536 km idi. Güneş Sistemi’miz Samanyolu’nun etrafında bir tam turunu tahminen 225-250 milyon yılları arasında yapmaktadır. Tam sayıyı henüz bilmiyoruz. Güneşin varoluşundan günümüze kadar -yine tahminen- galaksimiz Samanyolu etrafında 19-20 tur atmış olabilir. Güneş bu yolculuğu, biz dahil tüm gezegenlerle beraber yapmaktadır. Yoldayken her 30 milyon yılda bir galaksimizin en yoğun kısımlarından geçmektedir. O sırada kuyruklu yıldızların dengesi bozulur ve iç gezegenlere doğru parçalarını dökerler. Dünya’mızdaki okyanuslar buzlu kuyruklu yıldızlardan dökülen parçacıklardan oluştu.

Bir kuyruklu yıldız belirdi,

gövdesi gün gibi parlaktı.

Bu ışık saçan gövdeden

akrebin iğnesine benzeyen

 ışıklı bir kuyruk akıyordu.

 Babil Yazıtı

MÖ 1140

Evren içerisindeki tüm cisimler ”Uzay-zaman dokusu” dediğimiz yapının içinde yer alırlar. Uzay zaman dokusunu zıplama alanı oluşturan devasa bir trambolin gibi düşünelim. Her bir kütle trambolinin farklı noktalarını, kütleleriyle doğru orantılı olarak bükerler. (Gergin bir çarşafın üzerine bir gülle koyduğumuzda çarşaf aşağıya doğru bükülecektir) Mesela Güneşimizi trambolinin ortasına yerleştirelim. Dünya ve Ay’ı da bu trambolinin içinde düşünelim. En çok bükülmeyi güneş yapacaktır. Dünya da bir çukurluk oluşturacak, Ay’ın yarattığı çukur ise belli belirsiz olacaktır. Dünya ortada meydana gelen büyük çukurun  etrafında hareket edecektir. Ay da Dünya’nın büktüğü çukurun etrafında dönecektir. Aslında, gergin bir çarşafın içine bir top büyüklüğünde bir gülle koyduktan sonra, bir de portakal büyüklüğündeki bir gülleyi koyarsak portakal, bükülü çarşafın etrafında bir iki tur attıktan sonra ortadaki top güllesine çarpıp duracaktır. Çünkü çarşaf üzerinde hareket eden güllede büyük bir sürtünme kuvveti olduğu için güllenin hareketinin aksi yönünde etki edecek ve onu yavaşlatacaktır. Portakal güllesi top güllesine çakılıp hareketini durdurur. Ancak uzayda sürtünme kuvveti yoktur. Olsa bile azdır. Sürtünme olsaydı Dünya ve Ay merkeze düşer ve dururlardı. İşte sürtünme olmadığı için kritik nokta dediğimiz bir hızın üzerindeki bir hızla Güneş’ten uzaklaşmadan ama ona pek de yaklaşmadan milyarlarca yıldır dönüp duruyorlar. Yine de küçük hatalar olmuyor değil. Örneğin Ay’ın etkisiyle her yıl Dünya’nın bir günü 15 mikro saniye uzuyor. 600 milyon yıl önce bir yıl 425 gün, bir gün ise 20 saatti. Güneş, Güneş Sistemi’ndeki gezegenleri uzay-zaman dokusu içinde kendisine doğru çekiyor. Gezegenler ise Güneş’in etrafında döndükleri için merkezkaç kuvvetiyle bu çekime karşı koyabiliyorlar. İtmeye karşı çekme. Bir virajı almakta olan bir otomobili sağa doğru yönelttiğimizde, bedenimizde hafifçe sola doğru savrulmamızı sağlayan kuvvete merkezkaç kuvveti denir. (Ani fren yapıldığında da geriye doğru yönelim böyledir.) Evrende bu savrulmayı engelleyecek hiçbir güç yoktur. Doğada nereye bakarsak bakalım karşıt eğilimlerin bir arada var olma dinamiğini görürüz. Yaşamı ve hareketi doğuran bu yaratıcı gerilimdir. Kaos Matematiği adlı kitabında Ian Stewart, Hindu dinindeki, istikrar ya da düzen(Vişnu) ve yıkım ya da düzensizlik(Şiva) hakkında şöyle der: Tanrı Şiva ve tanrı Vişnu arasındaki farklılığın, iyi ve kötü arasındaki karşıtlık olmadığına, ahenk ve ahenksizlik ilkelerinin birlikte tüm varlığın temelini oluşturduklarına dikkat çeker. Nobel ödüllü Amerikalı fizikçi Richard Feynman da şöyle der: ”Her şey, biz kendimiz de, çok düzgün biçimde dengelenmiş, son derece güçlü bir şekilde etkileşen küçük tanecikli artı ve eksi parçalardan oluşmaktayız.”

Gezegenler, Güneş etrafında tam bir çember çizmiyorlar. Tam dairesel hareket, çekim kuvvetiyle merkezkaç kuvvetinin tam dengede olduğu kritik noktadır. 1980’li yıllarda  keşfedilen, matematik veya fizik gibi bilim dalı olarak kabul edilen Kaos’a göre bu kritik noktaya ”Kaos Aralığı” deniyor. Bu ise diyalektiğin yasası olan ”nitel sıçramanın” ta kendisidir. Çoğu bilim insanları belki de diyalektiğin yasalarını bilmeden kendiliğinden bu yasaları doğrulamaktadırlar. Kritik nokta aşıldığında, yani tam dairesel hareketi sağlayan hızın biraz daha üzerindeki hız kazanıldığında, dairesel hareket aşılarak elips şeklinde bir yörünge elde edilir. Elips yörüngesini elde edebilenler hayatta kalmıştır. Güneş’in oluşum aşamasında 20-25 gezegenden kritik noktayı aşabilenler yörüngede kaldılar. Diğerleri ya çarpıştılar ya da güneş tarafından yutuldular. Güneş Sistemi’nin kozmik çöplük olmasının bir nedeni de budur. Kozmik evren hatalarla doludur. Dengeler tam ve mükemmel bir kusursuzlukta değildir. Dünyaya benzer belki onlarca gök cismi güneşin yörüngesinde kalamadı ve uzay boşluğuna savruldu. Belki de Oort Bulutu’nun bir kısmı bu artıklardan oluştu. Oort Bulutu: Güneş’ten yaklaşık 300 milyon km öteden başlayıp,14-15 trilyon km uzağa kadar tüm güneş sistemini küresel biçimde çepeçevre saran ve milyonlarca kuyruklu yıldızdan oluştuğu düşünülen küresel bir kuşak. Güneşimiz galaksideki dolanımını yaparken yoğun bölgelerdeki kuyruklu yıldızlar bizim Güneş Sistemi’ne dahil olmuş olabilir. Bir çember, geometride tama en yakın, mükemmel olan bir soyutlama olarak kabul edilir. Görüldüğü gibi en tam, en kusursuz olanlar yok oldu. Bir arkadaşınız size hata yaptım diyorsa ona ”Hata yapmak iyi bir şey, iyiki yaptın.” diyebilirsiniz. Hata yapmak hiçbir şey yapmamaktan daha iyidir. Mahatma Gandhi şöyle diyor: Özgürlük, hata yapma özgürlüğünü içermiyorsa ona sahip olmaya değmez.

Evrenin merkezinde ne Dünya ne de Güneş var. Hiçbir gezegen ve yıldız merkezde değildir. Hızla genişleme evrenin her noktasında yaşanıyor. Evrenin bir kenarı veya bir şekli yoktur. Kendi içinde büyüyen sınırları olmayan devasa bir kozmostur. En uzak galaksilere baktığımızda sonsuzluğun büyülü bir güzelliğini görürüz. Evreni tam olarak anlamış değiliz. Hala az şey biliyoruz ama bu yerinde sayacağımız anlamına gelmiyor. Einstein şöyle diyor: ”Gerçeklikle karşılaştırıldığında, bilimde vardığımız düzey ilkeldir, çocuk oyuncağıdır ama sahip olduğumuz en değerli şey odur.” Binlerce yıl Dünya’yı evrenin merkezine koyduk. Bütün evreni Dünya ve onu saran 7 katlı gök kubbe olarak algıladık. Gece karanlığında küçücük görünen yıldızların sahiden küçük olduğunu sanarak onları asılı kandiller olarak hayal ettik. Sonra Dünya’yı merkez olmaktan çıkarıp Güneş’i evrenin merkezine koyduk. Bizim galaksimizde Güneş, orta büyüklükte bir yıldızdır. Oysa galaksimizde çapı çok daha büyük yıldızlar vardır. Bizim Güneş’imizin çapı 1.4 milyon km dir. Lir(Çalgı) Takımyıldızı’nın en parlak yıldızı Vega’nın çapı 3,8 milyon km dir. Çoban Takımyıldızı’ndaki Arcturus’ün ise 36 milyon km dir. Orion(Avcı) Takımyıldızı’ndaki Rigel’in  97 milyon km, aynı takımyıldızında ve ölmekte olan dev Betelgeusen’in çapı ise 1,3 milyar km dir. Galaksimizde görülebilen Köpek Takımyıldızı’ndaki süper dev yıldız VY Canis Majoris’in çapı 2 milyar km dir. Vega’nın dünyamıza uzaklığı 25 ışık yılıdır. Dünyamıza en yakın yıldızlardan birisi sayılır. Diyelim ki bu yıldızın çevresinde dolanan bir gezegende hayat var. (Belki de vardır ama şimdilik bilmiyoruz) Radyo sinyalleri ışık hızında gider. Diyelim ki bu gezegenle radyo sinyalleriyle irtibat halindeyiz. Hatta diyelim ki bu gezegende bir sevgiliniz var ve onunla konuşmak istiyorsunuz. Telefonun avizesini kaldırıp alo diye seslendiniz. Yandınız! Çünkü sizin sesiniz o gezegene 25 yılda gidiyor ve konuşma yapmak için 50 yıl beklemeniz gerekecek.

Delikanlım!

 iyi bak yıldızlara,

onları belki bir daha göremezsin.

Yıldızların ışığında

kollarını ufuklar gibi açıp geremezsin…

Delikanlım!

Senin kafanın içi

yıldızlı karanlıklar kadar

güzel, korkunç, kudretli ve iyidir.

Yıldızlar ve senin kafan

kâinatın en mükemmel şeyidir.

”Yok efendim, Dünya Güneş’e bir milimetre daha yakın olsaydı kavrulurduk. Ya da bir milimetre daha uzak olsaydık donardık.” gibi safsataları bir kenara bırakmalıyız. Gerçek bunun tam tersidir. Bırakın bir milimetre veya bir metreyi, Güneş’in eliptik yörüngesi nedeniyle yıl içinde Dünya Güneş’e bir kaç milyon kilometre yakınlaşır ve tekrar uzaklaşır.

Her yıl kış mevsiminin başlangıcında Güneş’e uzaklığımız 147 milyon km iken, yaz başlarken 152 milyon km uzakta yer alırız. Aradaki fark 5 milyon km dir. Her yıldızın kütlesine ve parlaklığına göre değişen, suyun yüzeyde sıvı halde kalmasını sağlayan bir ”Yaşam Kuşağı” varsa o yıldızda hayat olabilir. Bizim Güneş’imizin yaşam kuşağı, kendisine yaklaşık 110 milyon km uzaklıktaki bir yörüngeden başlar, 250 milyon km uzaklıktaki bir yörüngede sona erer. Bu aralıkta başka bir gezegen olsaydı orada hayat olabilirdi. Ayrıca Dünyamız, her yıl yaklaşık olarak 15cm Güneş’ten uzaklaşır. Örneğin 60 yıl yaşayan bir insan bütün ömrü boyunca Güneş’ten 9 metre uzaklaşır. Ama bunu hissetmez. Güneş’ten uzaklaşmamızın nedenleri var. Güneş’in çekirdeğinde hidrojen helyuma dönüşürken (Nükleer Fisyon) bir saniyede yaklaşık 6 milyon ton madde kaybına uğruyor. Ayrıca ”Güneş Rüzgarları” nedeniyle de kütle kaybına uğruyor. Bu kayıp şimdilik onu etkilemese bile sonuçta Dünya’mıza uyguladığı kütle çekim kuvvetinde bir azalma az da olsa meydana geliyor. Azalmanın bir nedeni de Ay ile Dünya arasında olduğu gibi Güneş ile Dünya  arasında da var olan Gel-Git olayıdır. Güneş’in kendi çevresindeki dönüş hızı Dünya yüzünden her yıl 0,00003 saniye yavaşlar. İkisi arasındaki yörünge sistemindeki açısal momentum korunmak zorunda olduğundan, Güneş’teki bu yavaşlama Dünya’nın yörünge hızına eklenir .Hızlanan Dünya ise, Güneş’ten daha uzak bir yörüngeye doğru hafifçe kayar. Güneş her saniye milyonlarca ton zayıflıyor ama biz bunu fark edemiyoruz. Biz insanların, doğada var olan süreçler üzerine, sanki her şey aynı biçimdeymiş ve hiçbir şey değişmiyormuş gibi görünen bir algı yanılgımız var. Burada Kaos Teoremi yine devrededir. Başlangıç noktasındaki küçük bir değişiklik daha sonraki süreçlerde devasa sonuçlara yol açar. Kaosun tanımı da budur: ”Başlangıç noktasına hassas bağımlılığı bulunan zamansal evrim.” İngiliz fizikçi ve felsefeci David Bohm’un sözleriyle: ”Doğada hiçbir şey sabit kalmaz. Her şey sürekli bir dönüşüm, hareket ve değişim halindedir. Ancak, önceden gelen öncüller olmadan hiçbir şeyin birdenbire çıkmadığını keşfediyoruz. Benzer biçimde, hiçbir şey, kendisinden sonra var olan bir şeye mutlak surette yol açmama anlamında, bir iz bırakmadan kaybolmaz. Evrenin bu genel özelliği, farklı türden muazzam büyüklükte bir deneyimler alanını özetleyen ve henüz, bilimsel ya da değil, herhangi bir gözlem ya da deneyle çelişkiye düşmemiş bir prensiple ifade edilebilir: Her şey başka şeylerden gelir ve başka şeylere yol açar.”

Bu dünya soğuyacak,

yıldızların arasında bir yıldız,

hem de en ufacıklarından,

mavi kadife bir yaldız zerresi yani,

yani bu koskocaman dünyamız.

Bu dünya soğuyacak günün birinde

hatta bir buz yığını

yahut ölü bir bulut gibi değil

boş bir ceviz gibi yuvarlak

zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız,

Şimdiden çekilecek acısı bunun,

duyulacak mahzunluğu şimdiden.

Böylesine sevilecek bu dünya

Yaşadım diyebilmek için…

Nazım Hikmet


Güneş sistemi, evrendeki istisnasız her olgu gibi sürekli değişmekte. Güneşte her saniye milyonlarca madde miktarı tükenmektedir. Güneş eninde sonunda hidrojen ve helyumu bitirip yok olacak. Şu anda şimdilik, dinginlik dönemini yaşıyor. Evrende hiçbir şey düzenli kalamaz. Kusursuz gibi görünen şeyler, sistem içinde yeteri kadar beklendiğinde bu düzenin sona ereceğini, Güneş’imizin sonlanacağını biliyoruz. Güneş, 4,5 milyar yıl sonra kendisiyle birlikte Dünya’yı da yok edecek. Dünya’mızda sıcaklık ortalama 50 derece olacak ve okyanuslar buharlaşacak, Dünya’da su kalmayacak. O zamana kadar insanlar hala hayatta iseler başka bir güneş sistemindeki gezegene göçmüş olmalılar.

Güneşimiz devasa kozmik alanda küçücük bir sahnedir. Dünya ise bir nokta, bir toz bulutu. Tabii ki Dünya bizim yuvamız ve burada yaşıyoruz, şimdilik başka gidecek yerimiz de yok. Diğer gezegenlere de gidemeyiz. Çünkü, Güneş Sistemi’ndeki diğer gezegenlerde  yaşam yok. Ya da bizim yaşayabileceğimiz koşullar yok. Merkür, Venüs ve Mars’ta korunmasız bir dakikadan fazla hayatta kalamayız. Ayağımızı atmayı başarsak bile hemen ölürüz. Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün’de ayağımızı basabileceğimiz bir yer bile yok. Çünkü dördü de tamamen gazlardan ibaret. Gezegen olma vasfından çıkartılan Plüton’da ise anında donarız. Bize en yakın yıldız Alpha Centauri (Alfa Erboğa) bizden 4,27 ışık yılı uzaklıktadır. Yani bize uzaklığı 40 trilyon kilometredir. Üçlü yıldız sisteminden oluşur. En gelişmiş uzay aracıyla oraya ancak 30 bin yılda ulaşabiliriz. Kapı komşumuz ama o kadar da yakın değil. Şu anda bu yıldızın ışığı sönse, biz onu dört yıl daha görmeye devam ederiz. Füzyon motorlu roket imal edilirse on yılda ulaşmamız mümkün olabilirdi. Belki yüzlerce yıl,belki bin yıl sonra. Onun için biz dünyamıza geri dönelim ve onun kıymetini bilelim…
               

Diğer canlılar ve biz insanlar, hepimiz yıldız tozlarından meydana geldik. Ancak biz insanların, evrende ayrıcalıklı olduğumuza dair bir yanılgımız var. Gezegenimiz bizim yaşadığımız yer. Daha önceleri tahminen 90 milyar civarında insan bu dünyada yaşam  sürdü. Geldi ve göçüp gitti. Türümüzün daha ne kadar hayatta kalacağını bilemeyiz. Şimdilik dünyamızı saran devasa karanlıkta yapayalnız bir noktadayız. Gelmiş geçmiş tüm insanlık burada yaşadı. İnsan soyu 150 bin yıl önce Afrika’dan Avrupa ve Asya’ya göç etti. 15 bin yıl önce Bering Boğazı’dan geçip Amerika’ya gitti. 25 bin yıl önce yeryüzünde buzul dağlarıyla kaplı alanda on bin civarında insan vardı. Güney Fransa’da 17 bin yıl önce kullanılmış iğneler bulundu. Hayvan adalelerinden elde edilen ipliklerle giysiler icat edip soğuktan korundular. Bütün avcı ve toplayıcılar, gelecek nesillere bilgi ve tecrübelerini aktaran bilgeler, demiri eritenler, kömürü damıtanlar, çeliğe su verenler, bütün krallar ve köylüler, bütün uçuşan kuşlar, yemyeşil ormanlar, derin mavi sular, binlerce din – ideoloji – ekonomik doktrinler, rahipler, şamanlar ve büyücüler, türümüzün tüm tarihindeki köleler ,serfler ve işçiler, bütün uygarlık kuranlar ve yıkanlar, azizler ve günahkarlar, yitik özgürlüğü arayanlar, yazımın başındaki resimde görünen ve güneşin ışığında asılı duranlar, hepsi, orada o toz zerresinin üzerinde yaşadı.


Karşıt ekonomik çıkarlar arasındaki çatışmayı frenleme, düzen sınırları içinde bırakma ihtiyacından devlet doğdu. Ve devlet; en güçlü sınıfın, ekonomik ve siyasal bakımdan ezilen sınıfı boyunduruk altında tutan ve sömüren bir aygıta dönüştü. İnsanlık doğaya, topluma, kendi kendine ve düşüncesine, içinde bulunduğu koşullara yabancılaştı. Doğal denge ve  ekosistem bozuldu. Atmosferde karbondioksit gazı hızla artıyor. Ağır metaller, radyoaktif maddeler, petrol ürünleri, plastikler ve asitler hızla dünyayı yaşanmaz hale getiriyor. Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi’nde(CERN) iyonlara enerji verilerek ışık hızına yakın hızlara ulaşıldı. Cern’de dünyanın en büyük bilimsel araştırma makinesi çalışıyor. Oysa makineleşmek bolluk yerine yokluk getirdi. Makineler, uzmanlaşmış emeğin isyanını bastırmak için işe koşulan bir silah haline geldi. Bilim ve teknolojinin ilerlemesi iyiliğe ve güzelliğe hizmet etmiyor. Bilim ve teknolojide sağlanan ilerleme, doğanın doğal işleyişine yapılan müdahaledir. Bu müdahale gezegenimizi tehdit ediyor ve yaşanmaz hale getiriyor. Makineden çok insanlığa, beceriden çok iyiliğe, güzelliğe ihtiyacımız var. Bilim ve bilgi insanları kibirli, saygısız ve yobaz yaptı. Cehalet ise ayrıcalıklı sınıfın ustaca kullandığı bir silaha dönüştü. Dünyamız özgür ve güzel olmalı. Oysa insanlık doğru ve güzel yoldan çıktı. İktidar hırsı insan ruhunu zedeledi. Nefret ve ötekileştirme duvarları örüldü. Umutsuz kadın, erkek ve çocuklarımız var. Yoksul insanları savaşa süren, masum insanlara işkence yapan, hapse atan bir sistemin kurbanlarıyız. Mutsuzluğun nedeni hırslı, kibirli, ben merkezci, beyni ve kalbi makineleşmiş diktatörlerdir. Onlara teslim olamayız. Zorbalara itaat edemeyiz. Oysa milyonlarca insanın düşüncelerine ve hareketlerine hükmediyor, planlıyor ve insanları koyun yerine koyuyorlar. Kurdukları sistemi kadermiş gibi yoksulların zihnine egemen kıldılar. Sistemlerini hiç değişmezmiş ve kutsanmış gibi sunuyorlar. Zorbalar egoist ve aç gözlüdürler. Hiç kimse kendinden menkul bir ada değildir. Herkes aynı kıtanın parçasıdır. Diktacı kliklerin biri diğerine karşı sizi öne sürüyor. Bazen şehit, bazen de hain ilan ediliyorsunuz. Sokaklarda hunharca linç edildiniz. Diktatörlerin, bir kliğinin onur ve zafer naraları içinde yaptıkları bitmez tükenmez zorbalıkları bir düşünün. Diktatörler tarafından dökülen kan ırmaklarını düşünün. Aralarındaki uzlaşmaz çelişkileri ne kadar da olağanmış gibi sundular. Oysa dün birbirlerine övgüler diziyorlardı. Şimdi ise başkalarını emirle öldürtürken ne kadar da rahat ve hevesliler. İnsanlara zavallı gözüyle bakıyorlar. Oysa siz ne makine, ne koyun, ne de zavallı değilsiniz. Sizler insansınız. Kalbinizde insanlara sevgi besleyin. Makineleşen ruhunuzu söküp atın. Birlik olup harika bir dünya yaratmanız mümkün. Çocuklara gelecek, herkese iş, herkese aş mümkün. İyi, güzel, özgür ve doğru yaşam mümkün. Dünyayı zorbaların ellerine bırakmayalım. Hırs, kin ve yobazlığı yürürlükten kaldıralım. Aklın ve vicdanın idare ettiği bir dünya kuralım. Bilim ve teknoloji halklara mutluluk getirsin. İnsanlık, zorunluluklar aleminden özgürlükler alemine sıçrasın.


Gök bilimini öğreniniz . Çünkü gök bilim, insanların ufkunu genişletir ve onları mütevazı yapar. Şimdi bu yazının başındaki resme bir daha bakın. O resim dünyadan 6 milyar kilometre öteden çekilmiştir. O nokta bizim Dünya’mız. İnsanın kibirli olmasının ne kadar ahmakça bir şey olduğunu, uzaktaki bu görüntüden daha iyi anlatan bir şey olabilir mi?