Hafıza Merkezi 2015-2016 raporu yayınladı (1): 1 milyon 809 bin kişinin yaşam ve sağlık hakkı ihlal edildi

İlknur Karadeniz – Sultan Eylem Keleş

Geçmişle, tarihle, anılarla, hafızayla olan ilişkimiz hem toplumsal hem bireysel olarak yapılandırılmış; haliyle hatırlama ya da unutma edimimizin kendisi de olağanlığında ya da doğallığıyla açıklanamaz olmuştur. Ulus-devletlerin oluşma sürecinde inşa edilen hafıza, hayatımızın her alanında yeniden kendini üretmeye devam ediyor. Toplumsal hafıza Türkiye’de ve dünyada çok fazla disiplinin uğraş alanlarından biri haline gelmişken, Türkiye’de özellikle siyasal alanda -Türkiye’nin öznel koşullarından dolayı- farklı pozisyonlar alıyor. Türkiye’de ezilenler, mağdur edilenler nezdinde toplumsal hafıza çalışmaları toplumsal barışın, demokratik ve katılımcı bir siyasetin tesisi için kurucu bir rol oynuyor. Kimi araştırmacıların ‘hafızanın başkaldırısı’ dediği bu politik mücadele arenası, sosyal psikologların da ‘kolektif sorumluluk’ ve ‘kolektif utanç’ kavramlarıyla şekilleniyor.

Tarihin manipülatif yorumunun özel bir halini, geçmişin yükünden kurtulmak amacıyla geçmişe, geçmişin belli dönemlerine veya geçmişteki bazı olaylara dair bir hatırlama yasağı koymak oluşturur. Bu yasak, geçmiş hakkında konuşma ve tartışma imkanlarını öncelikle hukuksal, ama aynı zamanda siyasal ve toplumsal araçlarla ortadan kaldırma girişimlerini de doğal olarak içerir. Başka bir deyişle, geçmişin yükünden kurtulmanın en iyi yolu, geçmişi uzaktan yakından hatırlatabilecek her şeyi inkar etmek, engellemek, bastırmak olarak kabul edilebilir bu anlayışta.

Türkiye’nin ulus-devletleşme süreci ve sonrasında yaşanan, hala yaşanmaya devam eden homojen, yek bir kimlik oluşturma ve bu şemsiyenin dışında kalanları zora da başvurarak eritme çabası; beraberinde buna ‘karşı bir hafıza’ oluşturma mücadelesini de getiriyor. Maria Marchetta’nın ‘demokratik hatırlama siyaseti’ olarak tarifi, bugünün anlamlı tartışmalarındandır. Geçmişiyle ilişkisi sorunlu ve geçmiş bilgisinin şekillendirilmesinin neredeyse resmi bir proje halini aldığı ülkemizde, farklı sosyo-politik grupların geçmiş deneyim ve algılamalarının yapısökümü, travma ve yas çalışmalarına önem verilmesi ve geçmişle ilişkinin ”çatışmasız yeniden tesisi”, toplumsal kohezyon ve sosyal barışın inşası için önemli gözükmektedir.

Barış Ünlü’nün Türklük Sözleşmesi’nde anlattığı ”Türklük, Türk olanların ve Türklüğe asimile edilmiş olanların ezici çoğunluğunda görülen belli düşünme, duygulanma, bakma, görme, duyma, algılama, empati kurma ve düşünmeme, duygulanmama, bakmama, görmeme, duymama, algılamama ve empati kuramama halleridir.” halle toplumsal hafıza doğrudan ilişkilidir. Sözleşmenin yaptırım içeren önemli maddelerinden biri de hakikatleri söylemenin, vicdanı dinlemenin kesinlikle yasak olmasıydı.

2015-2016 raporu yayınlayan Hafıza Merkezi, 2011 yılında kurulmuş ve kurulduğunda çalışma odağını Türkiye’de yakın geçmişte yaşanan zorla kaybetmeler olarak belirlemişti. 2011 yılından itibaren hukuki,siyasi ve alanda birçok çalışma yapan Hafıza Merkezi, 2015 yazından itibaren mevcut çatışma ve savaş koşullarında faaliyet yürütmekte zorlanmış; değişen siyasi bağlamdan etkilenmiştir. Yayınladıkları raporda çalışmalarının veri ve belgelerini sunan Hafıza Merkezi’nin raporunu parça parça sizlere aktaracağız.

1. Çatışma Döneminde Hafıza Merkezi Çalışmaları

”STK’lar açısından hayatta kalma faaliyeti birincil hedef haline geldi”

Raporun ilk kısmını oluşturan bu yazı Hafıza Merkezi Direktörü Murat Çelikkan tarafından kaleme alınmıştır. Antik Yunan filozofu Aiskhylos’un dediği üzere, ”Savaşta ilk kaybedilen akıl, vicdan ve hakikattir.” Murat Çelikkan, çatışmalı dönemde hakikate ulaşmak, hakikatin bilgisini üretmekte yaşanılan zorlukları aktarırken, tüm Dünya’da rüzgarı esen otoriterliğin ve yükselen sağcılığın sonuçları olarak gelişen insan hakları ihlallerine de dikkat çekiyor. 2013 Newrozu’nda Abdullah Öcalan’ın mektubuyla başlayan, 24 Temmuz 2015’te de sona eren çözüm süreci sonrasında yaşanan çatışma ve savaş koşulları çok sayıda sivilin ölmesi, insanların yerlerinden edilmesi gibi çeşitli hak ihlalleri yaşanmasına sebep olmuştur. Murat Çelikkan’ın, bu dönemde birçok sivil toplum kuruluşu açısından geçerli olan ‘hayatta kalma’ faaliyetinin birincil hedef haline geldiğini söylemesi; insan hakları savunucuları gözünden çatışma sürecinin ağırlığını göstermektedir. Çelikkan, ”Bu bağlamda merkez, kurumsal kimliğini, örgüt yapısını ve demokratik yapısını güçlendirme hedeflerine ağırlık verdi. Ayrıca ulusal ve uluslararası dayanışma ve işbirliğini gerçekleştirmek de daha fazla önem kazandı. ” diye devam eder.

Bugün yaşanan hak ihlallerinin geçmişle bağlantısı ve hızla ‘geçmiş’ hale gelmesinin Hafıza Merkezi faaliyetlerinde bazı değişikliklere sebep olduğunu söyleyen Çelikkan, bu durumun merkezin ‘geçmiş’ kavramını yeniden tanımlamasına yol açtığını ifade ediyor. Bu da aslında toplumsal hafızanın tarih ve geçmişle ilişkisini açığa çıkarır ve bugünkü misyonunu yerine getirmesiyle anlaşılabilir: Güncelin ihtiyaçlarını karşılama, kimliğin sürekliliğini ve canlılığını sağlama, eylemleri meşrulaştırma ve kolektif mobilizasyon.

”Zor zamanlarda barışı savunmak yeni bir hedef haline geldi”

Murat Çelikkan: ”Geçmiş hak ihlallerinde adaleti sağlamanın önemli bir aracı olarak başlattığımız Barış Çalışmaları faaliyet alanımızın niteliği de değişmek zorunda kaldı. Zor zamanlarda barışı savunmak yeni bir hedef haline geldi. Bu nedenle bu dönemde sürdürülen barış/çözüm sürecinin niye başarılı olamadığı, süreç sona erdikten sonraki gelişmeler ve bu gelişmelerin barışa etkisi ve farklı aktörlerin barış konusundaki beklenti ve önerilerinin ne olduğu üzerine bir çalışma başlattık.”

Sayılarla Hafıza Merkezi

Kaybedilen 472 kişiden 84 kişinin dosyasıyla ilgili dava açılmış, hükümlü sayısı ise sadece 2

Hafıza Merkezi; hafıza çalışmaları, hukuk çalışmaları, iletişim ve savunuculuk, işbirliği ve kapasite geliştirme olmak üzere 4 alanda çalışma yürütüyor. Merkez, hafıza ve hukuk çalışmaları kapsamında 247 kayıp yakını, avukat ve kaynak kişiyle düzenlenen yarı yapılandırılmış görüşmeler sonucu verileri infografik olarak raporda yayına sundu. Bu sonuçlara göre; zorla kaybedilen 472 kişiden 208 kişinin cenazesine ulaşılırken 264’ünün akıbeti hala belirsiz. 472 kişiden sadece 344 kişinin hukuki soruşturma bilgisi mevcutken, bunlardan sadece 84 kişinin dosyasıyla ilgili dava açıldı. Dosyalarıyla ilgili dava açılan zorla kaybedilen 84 kişinin davası sonucunda mahkumiyet hükmü alan kişi sayısı: 2 (!)

AİHM’den zorla kaybedilmelere ‘dostane çözüm’ kararı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne, zorla kaybedilen 129 kişiyle ilgili 72 başvuru yapıldı. AİHM, 103 kişiyi ilgilendiren 55 başvuruda ihlal, 15 kişiyi ilgilendiren 10 başvuruda kabul edilemezlik, 11 kişiyi ilgilendiren 6 başvuruda dostane çözüm kararı verdi. 2 kişiyi ilgilendiren 1 başvuruda ise inceleme devam ediyor.

Zorla kaybedilmelerle ilgili en çok haberin yapıldığı yıl, çözüm sürecinin başladığı 2013 yılı

İletişim ve savunuculuk çalışması hak ihlalleriyle ilgili konuşulmayan, bastırılan, yok sayılan anlatıları kamusal alanda tartıştırmak amacıyla yürütülür. Bu çalışmada, ‘hakikat komisyonları’, ‘JİTEM’, ‘Cumartesi Anneleri’, ‘faili meçhul’, ‘zorla kaybetme’ gibi etiketlerle 2012’den bu yana basında yer alan 271 haber incelenmiş ve çıkan sonuçlara göre bu etiketler kullanılarak en çok yapılan haber sayısı çözüm sürecinin başladığı yıl 2013’e aitken; en az yapılan haber sayısı ise 2012 yılına ait.

Geçmişle yüzleşme, diyalog, demokratikleşme üzerine faaliyet gösteren kurumlar en çok Türkiye’de bulunuyor

İşbirliği ve kapasite geliştirme çalışmaları, diyalog, geçmişle yüzleşme ve demokratikleşme üzerine ulusal ve uluslarası faaliyetlerle işbirliği içerisinde bulunur. Hafıza Merkezi’nin 2015-2016 raporunda yayınlanan çalışması sonucunda, bu kapsamla faaliyet gösteren en çok kurum 16 ülke arasından Türkiye’de bulunuyor. Türkiye’yi ise Ermenistan, Cezayir, Lübnan, Suriye ve Filistin takip ediyor.

Zorla Kaybetme Suçunun Tanımı


23 Aralık 2010 tarihinde yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Herkesin Zorla Kaybetmelere Karşı Korunması Hakkında Uluslararası Sözleşme’ye göre ‘zorla kaybetme’ terimi, ”(…) devlet görevlilerinin ya da devletin yetkilendirilmesi, desteği veya göz yummasıyla hareket eden kişilerin ya da kişi gruplarının gözaltına alma, tutuklama, kaçırma ya da diğer herhangi bir biçimde özgürlükten yoksun bırakması ve bu durumdaki bir kimseyi, özgürlükten yoksun bırakmayı kabul etmenin reddedilmesi veya kaybedilen kişinin akıbetinin ya da nerede olduğunun gizlenmesiyle, hukukun koruması dışına çıkarması(…)” durumunu ifade eder. Bu sözleşmeye dahil olmayan çok sayıda ülke arasında Türkiye’de bulunuyor. Türkiye’de zorla kaybetmeler ise Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nde yoğunlaşıyor.

Zorla Kaybedilenlerin Anısını Yaşatmaya Katkı Sağlayan Bir Arşiv
Doğru veriye nasıl ulaşılır? Nasıl belgeleme yapılır?

Hafıza Merkezi, zorlakaybedilenler.org adlı adreste; 1980 askeri darbesi sonrası Türkiye’de zorla kaybedilen kişilere, olaylara, suçun şüphelilerine ve yürütülen adli süreçlere ilişkin doğrulanmış verileri bir araya getiriyor. Raporda, web adresinde kamuya açılan veritabınındaki verilerin toplanma, doğrulanma ve güncellenme süreçlerine ilişkin söyleşi yapılan Gamze Hızlı, veri kaynaklarını ve veri toplama metodolojileri belirleyerek işe başladıklarını söyledi. Ayrıca, arşiv çalışmasının aynı zamanda zorla kaybedilen kişilerin anısını yaşatmaya da katkıda bulunmasını istediklerini belirterek, kayıp yakınlarıyla yarı yapılandırılmış görüşmeleri doğrulayarak verileri oluşturduklarını ifade etti.

Gamze Hızlı: ”Bir bilginin doğru kabul edilmesi için birisi bincil olmak üzere en az iki bağımsız kaynaktan doğrulanması gerekiyor. Birincil kaynaklar: Kayıp yakını ya da tanıkların ifadeleri, hak örgütlerinin raporları, hukuki belge. Bu durumun istisnası dönemin dehşet iklimi nedeniyle resmi kurumlar ve insan hakları örgütleri de dahil daha önce hiçbir kuruma başvurmamış kayıp yakınlarının tek kaynak olduğu durumlar. Böyle bir durumda kayıp yakınının beyanını esas alıyoruz.”

Değişen Siyasi Bağlamın Saha Çalışmaları Üzerinde Etkisi

”Bugünü Konuşmadan Dünü Konuşmak Çok Güç”

Özlem Kaya: ” Zorla kaybetmeler, yaygın ve sistematik olarak 1990’larda OHAL bölgesinde, yoğunluklu olarak da Kürt vatandaşlar hedef alınarak uygulandı. Bu anlamda zorla kaybetmeler, Kürt sorunu bağlamında yaşanan çatışmanın dinamikleriyle doğrudan ilişkili. 2015 yazında çatışmanın tekrar başlaması kaybedilenleri belgelemek için yaptığımız saha ziyaretlerini haliyle çok etkiledi. Zira aynı bölgeden ve 1990’larda zorla kaybetme, yasadışı ve keyfi infaz, zorla göç veya yerinden etmelerden doğrudan etkilenenlerle sıcak çatışmanın tekrar başlamasından etkilenenler aynı kişiler.”

”15 Temmuz darbe girişiminden sonra ilan edilen OHAL’le birlikte pek çok demokratik kitle örgütünün kapatılması da çalışmalarımızı etkiledi. Kayıp yakınlarına, kendi kurdukları örgütler aracılığıyla ulaşıyorduk ve bunların arasında en somut işbirliği yaptığımız kurumlar olan YAKAY-DER (Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği) ve MEY-DER (Mezopotamya Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği) kapatıldı.”

”Son dönemde yaşanan ihlalleri ve bunun devlet katında sorumluluğunu konuşmadan dünü konuşmak çok güç. Bu bir yandan yaptığımız çalışmanın etkisini sorgulattığı için diğer yandan geçmişle bugünün bağlantısını koparma riskini taşıdığı için zorlayıcı”

Feminist Bakış Açısıyla Hafıza Çalışmaları

”Mücadele verenler onlarken, talep ve politik sözde etkileri çok sınırlı”

Özlem Kaya: ”Zorla kaybedilenlerle ilgili yaptığımız çalışmada kadınların tanıklıkları bizim için çok kıymetliydi, bu alanda yıllardan beri hakikat ve adalet mücadelesi verenler onlar olmasına rağmen kadın olmaktan kaynaklı yaşadıkları farklılaşan deneyimler, bu alandaki talepleri ve politik sözü çok sınırlı biçimde şekillendiriyor. Dünyanın diğer yerlerinde de olduğu gibi en net cinsiyetli söz annelik üzerinden kuruluyor. Annelik deneyiminin kadınlar için önemini kabul etsek de tüm tartışmayı bu kimliğe sıkıştırmak farklı kadınlık deneyimini görmemizi engeller”

Sokağa Çıkma Yasakları ve Sivil Ölümler

Hafıza Merkezi’nin, Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın derleyip, toplayıp düzenlediği verileri baz alarak oluşturdukları tabloya göre;
-10 ilde, en az 43 ilçede resmi olarak tespit edilebilen en az 218 kez süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasakları ilan edilmiştir.
-Ve 2014 nüfus sayımına göre ilgili ilçelerde yaşadığı bilinen en az 1 milyon 809 bin kişi, başta temel yaşam hakkı olmak üzere yaşam ve sağlık hakları da ihlal edilerek bu yasaktan etkilenmiştir.

*Hakikat Adalet Hafıza Merkezi kimdir?

Geçmişte yaşanan hak ihlallerine ilişkin hakikatlerin ortaya çıkmasına, toplumsal hafızanın güçlenmesine ve bu ihlallerden etkilenenlerin hakikate adalete erişmesine katkı sağlamak amacıyla kurulan bir dernektir. Hafıza merkezi, sürdürülebilir barış ve demokrasi tahayyülünün ancak geçmişteki hak ihlali yaşamış mağdurlara karşı adil ve kabul edici bir yaklaşım gözetilerek yaratılabileceğine inanır.

Kaynakça:

1. Geçmişle hesaplaşma: Unutma Kültüründen Hatırlama Kültürüne, Mithat Sancar

2. Medya ve Toplumsal Hafıza – Gökçen Başaran İnce (http://bizden.net/wp-content/uploads/2014/02/medyavetoplumsalhafiza.pdf)

3. Barış Ünlü: Türklük Sözleşmesi