Hatırlatma: Tek tip elbise dayatmasını tarihte devrimciler yırtıp atmıştır!

Erdoğan, 15 Temmuz darbe girişiminin yıldönümünde yaptığı konuşmada “Başbakan Yıldırım’la konuştum, cezaevindekileri mahkemeye Guantanamo’da olduğu gibi tek tip kıyafetle çıkaracağız” demişti.

Bunun üzerine bugün gerçekleşen bakanlar kurulunun ardından Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, “Adalet Bakanlığımız çalışma yapacak. FETÖ başta olmak üzere terör örgütü üyelerinin mahkemelere tek tip kıyafetle gelmeleri sağlanacak” dedi.

12 Eylül 1980’de darbeci cunta tarafındanda dayatılan tek tip elbise uygulamasına dair bir direniş örneğini tekrar siz değerli okurlarımızla paylaşıyoruz.

12 Eylül’ün simgesi haline gelen bu fotoğrafın öyküsünü, tutuklulardan biri olan Rahmi Yıldırım anlattı.

Yıldırım, o günlerde cezaevinin dayattığı tek tip elbiseyi giymeyenlerin mahkemeye ve avukat görüşüne çıkarılmadığına işaret ederek, tek tip elbise dayatmasını kamuoyuna duyurabilmenin yolu olarak bu yöntemi seçtiklerini anlattı. İşte Cumhuriyet’ten İlhan Taşçı’nın 2013 yılına ait o haberi:

“Kimi zaman yaşam, tarih yalnızca “o an”dır. Tıpkı, önceki gün yaşamını yitiren çalışma arkadaşımız Deniz Teztel’in 12 Eylül faşizminin simgesi haline gelen fotoğrafı gibi. Spor salonundan bozma mahkemenin sanık kürsüsünde “atlet-donla” sıralanmış siyasi tutuklular.

1980 darbesinden sonra tüm ülkenin açık hava hapishanesine çevrildiğini anımsatan Yıldırım, “Bütün insanlar zulüm altındaydılar ama cezaevlerinde, işkence merkezlerindeki insanlar çok daha ağır koşullarda yaşıyordu” sözleriyle o günleri özetliyor. Teztel’in karesini “12 Eylül yargılamaları ve işkencelerinin simgesi haline gelmiş bir fotoğraf” olarak tanımlayan Yıldırım, o günlerin koşullarına ilişkin şunları anlattı:

“1982 yılı sonundan başlamak üzere 12 Eylül darbe yönetiminde cezaevlerinde siyasi tutuklulara yönelik siyasi bir pasifikasyon yürürlükteydi. Özü siyasi tutukluları onurlarından, kişiliklerinden arındırmak olarak belirlenmişti. Bu amaçla tutuklunun her anı işkence ve zulüm altında geçiyordu. İnsanlar siyasi görüşlerini inkâra zorlanıyorlardı. Elbette zulmün olduğu yerde direniş de vardır. Bu pasifikasyonun, yıldırmanın, onursuzlaştırmanın, kişiliksizleştirmenin bir aracı olarak tek tip cezaevi elbisesi de dayatılmıştı. Son derece çirkin, hiçbir insani tarafı bulunmayan, insanları tek tipleştirmeye yönelik bir politikanın simgesi olarak tek tip cezaevi elbisesi dayatılmıştı.”

ZULME TÜM DÜNYA YAKINDAN TANIK OLDU

Rahmi Yıldırım, tek tip elbiseyi giymeyenlerin ne mahkemeye ne de avukat görüşüne çıkarıldığına işaret ederek, tek tip elbise dayatmasını kamuoyuna duyurabilmenin arayışını sürdürdüklerini söyledi. Tam da o günlerde THKP-C 3. Yol davasının ilk duruşması yapılacaktır. 123 sanıklı davanın 81 sanığı subaydır. Rahmi Yıldırım da bu davanın “sanıklarındandır”. Yıldırım, sonrasını şöyle aktardı:

“Bir yargılamanın başlayabilmesi için kimlik tespitinin yapılması zorunlu. Tesadüf o günlerde bizim davanın ilk duruşması vardı. Bize de o gün zorla tek tip elbise giydirdiler. Metris Cezaevi yerleşkesindeki spor salonu, mahkeme salonuna çevrilmişti. Sabah saat 10.00 gibi duruşmanın başlaması bekleniyor. Bizleri 15 dakika önce salona aldılar. Fakat kimse yok salonda. Paravanlarla avukat ve izleyici sıraları ayrılmış, kimseyi göremiyoruz. O anda elbiseyi yırtıp atsak bizi tekrar cezaevine götürecekler, kimseye duyuramamış olacaktık. Nihayet paravan açıldı, gazeteciler içeri alındı. İki gazeteci hatırlıyorum; biri kızıla çalan saçlarıyla Deniz Teztel -ki onu da sonradan öğreniyoruz- diğeri ajans muhabiri. Mahkeme heyeti anons edildi, tam içeri girerlerken elbiseleri yırtıp attık ortaya. Amacımız cezaevindeki zulmü anlatabilmekti. Deniz o günkü fotoğrafı çekmeyi başardı. Mahkeme başkanı albayın emriyle askerler üzerimize çullandı, salondan çıkardılar. Deniz, zulmü görüntülemeyi ve dünya kamuoyuna taşımayı başardı.”