İkinci makine çağında interneti lanetleyen bir lider – Mehveş Evin (Artı Gerçek)

Medya Merceği *: Yazar okuduğu bir kitap sayesinde hakikati keşfetmiş ve uyuyan halkımızı uyandırmak için “sanayi devrimini kaçırdık, bari ikinci makine çağını kaçırmayalım” diye sesleniyor. Kim kaçırıyor, kaçırmasa ne olacak ve buradaki “biz” kim? Yazar tipik bir burjuva liberal anlayışla, kendi kendine söyleniyor. Bu tür söylenmeler her teknolojik yenilik karşısında yapılır. “Eller aya, biz yaya” diye ortaya çıkılır ve memleketi yönetenlerin gelişmelere duyarsızlığından yakınılır. Bazen teknolojik gelişmelerin işsiz sayısını arttıracağından dem vurulur. Bazen de “her şey modernleşti, nerede eski günler” diye nostalji yapılır. Elbette teknolojik gelişmeyi reddedemeyiz. Ama bu düzenin yöneticilerinin getireceği teknoloji sorunlarımıza çare olacakmış gibi de konuşamayız. Teknoloji tarafsız değildir; güç ve zenginlik kimin elindeyse, onun yararına kullanılır. Sorun ileri teknoloji eksikliği değil, üretim araçlarının özel mülkiyetine dayalı kapitalizm ve bunun sürmesi için uygulanan şiddettir. Biz bu işleyişi değiştirmediğimiz sürece, memlekete getirilecek en ileri teknoloji ancak en ileri zorbalığı beslemeye yarar…

Her şey o kadar hızlı gelişiyor ki çocuklara filan kalmayacak, 5-10 yıl içinde küme değil, birkaç lig birden düşmüş olacağız. Evet, durum o kadar vahim!

Yeni yılın ilk yazısında siyasetin tek elde boğulması, hak ve özgürlüklerin çiğnenmesi ve hukuk devletinin yok edilmesinin, toplumu nasıl kuruttuğundan bahsetmek istemiyorum artık.

Bunun yerine, artık sık sık ‘beyin göçü’yle anılan, zaten pek çok gelişmeyi ıskalamış ve ıskalamakta olan Türkiye’nin, mevcut yönetim anlayışıyla dünyayla arayı kapatamayacak noktaya nasıl sürüklendiğini konuşalım.

Osmanlı döneminde Sanayi Devrimi’ni kaçırmanın bedeli ne olduysa, bugün ‘İkinci makine devrimi’ olarak tanımlanan büyük değişime uyum sağlayamamanın, yakalayamamanın bedeli, korkarım kat be kat fazla olacak.

İnsani, ekonomik, kültürel, sosyal, zihinsel, ekolojik anlamda çok daha fakir, çok daha büyük acılar çeken,kaybetmeye mahkum bir topluluk olmaktan bahsediyorum. Bir kişi ve çevresinin çıkarına uymuyor diye, dünyadan her manada kopartılarak yönetilen bir ülkede, çocuklarımıza kötü, hem de çok kötü bir gelecek bırakmak demek bu.

Her şey o kadar hızlı gelişiyor ki çocuklara filan kalmayacak, 5-10 yıl içinde küme değil, birkaç lig birdendüşmüş olacağız.

Evet, durum o kadar vahim! 2017’nin son günlerinde interneti ‘zehir’ olarak adlandıran biri ülkenin başında olduğu sürece, durum gerçekten çok vahim.

Dönüşümün hızına işin ustaları bile şaşırıyor

İkinci makine çağının eşiğindeyiz dedik. Sanayi Devrimi’yle insanlık nasıl müthiş bir sıçrama yaşadıysa, nasıl kas gücünün yerini makineler aldıysa şimdi ikinci büyük sıçrama yaşanıyor:

İnsanın çevresini anlamak ve değiştirmek için kullandığı zihinsel güç, bilgisayar ve başka dijital gelişmelere aktarılıyor.

Öyle bir hızla değişiyor ki her şey, bu işin uzmanları bile şaşkın.

MIT’ten iki bilim insanı, Erik Brynjolfsson ve Andrew McAfee’nin 2015’te yayımladığı ‘İkinci Makine Çağı’ (*) The New York Times’ın en çok satanı olmuştu.

Yeniden basımın önsözünde yazarlar şöyle diyor:

Kitabın basımından bu yana geçen iki yılda, teknolojik gelişmelerin hızı ve derinliği bizi şaşırtmaya devam etti. Bundan biraz utanıyoruz. Çünkü işimiz, teknolojinin nereye gittiğini anlamak. Güvenililir girişimci, yatırımcı, araştırmacı, yöneticiler de teknoloji bazlı geleceğin tahmin ettiklerinden çok daha hızlı geldiğini söylüyor.”

Bu işin ustalarının, devrimin göbeğinde olan, hayatını araştırmalara vakfedenlerin bile ‘yetişemiyoruz’ dediği, acayip bir dönüşüm yaşanıyor.

Robotların gelişiminden yapay zekaya, genom sekanslamadan derin nöral ağa (deep neural net) basında genellikle ‘başka bir dünyadan enteresan tatlar’ tadında verilen haberler, bu dönüşümü kavramaktan da aktarmaktan da çok uzak…

Gelişmeleri takip etmeye çalışmak, yatırım yapmak şöyle dursun, bilimle teknolojiyi, ‘dini saiklerle’ ayırmaya kalkanların, eğitimi kendi eliyle bilimsellikten uzaklaştıranların yönettiği bir ülkeden ne beklenebilir ki?

Vasıfsız işgücüne talep azalırken

Makineleşmeyle ‘vasıfsız işgücü’ne talep giderek azalırken artık ‘vasıflı işgücü’ tanımının da değiştiği, milyonların iş bulamayacağı, ‘gereksiz yığınlar’a dönüşeceği ve hayatta kalmanın daha da zor olacağı bir çağın eşiğindeyiz.

İşte böyle bir çağa, yeni iş ve yatırım alanları, araştırma bütçesi, eğitim müfredatını imkanlarını geliştirmek bir yana, varolan kırıntıları dahi baltalayan, yok eden bir siyasi atmosferde giriyoruz.

Yazık, hakikaten çok yazık.

Zeytinyağı üreticisiyken ithalatçısı konumuna düşürmeyi, kız çocuklarının eşofmanlarıyla dahi uğraşmayı,yılbaşı eğlencesini fazla görmeyi, aydınlarını düşman bellemeyi hatta hedef tahtası haline getirmeyi, evrimi ders kitaplarından çıkarmayı, kültür sanat hayatına kibrit suyu dökmeyi, en verimli arazilerini, sularını peşkeş çekmeyi, emeği kölelik seviyesine indirmeyi uygulayan bir yönetimin pençesindeyiz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ona akıl veren zevat, internet cafelere, iki yaşındaki çocukların elindeki cep telefonlarına ‘uyuşturucu müptelalığı’ ve ‘zehir’ diye takıp ‘şeytan’ ilan edeceğine, bu gelişmeleri en az zararla nasıl avantaja döndüreceği üzerine düşünse…

Muhalefet, Erdoğan’la sığ siyasi sloganlarla yarışmaya çalışmak yerine yeni bir çağda nasıl bir Türkiye istediğini ortaya koysa…

Sivil toplum, 1990’ların refleksleriyle davranmayı bırakıp bu yepyeni dünya için bir vizyon geliştirmek için çaba harcasa…

Asgari koşullarda insani bir yaşam sürdürmek için çabalamak zorunda kalmayacağımız, bunun için gereken hukuki, yönetsel, bilişsel ve siyasi ortamın sağlandığı bir yıl olsun.

2018’in sonunda belki daha umutlu, daha heyecanlı, daha adil cümleler kurmaya, bu ülkenin geleceğini ve dünyanın nereye gittiğini konuşmaya mecalimiz kalsın.

 

(*) “Second Machine Age: Work, Progress and Prosperity in a Tie of Brilliant Technologies” Erik Brynjolfsson &Andrew McAfee. 

Kitabın Türkçesi, Türk Hava Yolları Yayınları’ndan çıkmış:

“İkinci Makine Çağı: Akıllı Teknolojiler Devrinde Çalışma, İlerleme ve Refah”

 

*İğneyi kendimize, çuvaldızı egemenlere, iktibatırıyoruz.