İklim krizi – Şamil Yılmaz

“İklim krizi” için kişisel olarak ne yapabiliriz diye soranlara… Her şeyden önce, krizin kapitalist aşırı tüketim biçimlerinden, ulus-aşırı kapitalist şirket politikalarından, bunları destekleyen kapitalist devlet politikalarından kaynaklandığını fark edip mesele üzerine bilinçlenmek gerekiyor. İklim krizi ve kapitalizm arasındaki ilişki artık tartışılmıyor bile, çok net bir bağlantı var. Öğrenelim ve mümkün olduğu kadar çok kişiyle öğrendiklerimizi paylaşalım. Bu siyasi ödevimiz…

İnsan ve doğa arasındaki insan merkezli ayrımı aşacak yeni bir özne (üzerini çizerek okuyun) felsefesi üzerine çalışmaya başlamak gerekiyor. Doğa düşman değil, insan onun efendisi değil. Dünyayı anlamak için yükseğe çıkıp ona kuşbakışı baktığımız çağlar geride kaldı artık. Belli ki oradan her şey fazla küçük ve değersiz görünüyordu. Şimdi yeniden toprağa basıp dünyayla göz göze gelmemiz, “İnsan neydi?” sorusunu bir de bu eşit düzlem üzerinde cevaplamaya çalışmamız gerekiyor. Scranton’un deyimiyle “ölmeyi öğrenmek”, farklı bir düşünce hareketinin içinde eski öznelik biçimlerinden farklı bir varlık ve düşünme mantığı icat etmek gerekiyor. DÜŞÜNMEYİ YENİDEN ÖĞRENMEMİZ GEREKİYOR. Bu felsefi ödevimiz…

Endüstrileşmiş olsun ya da olmasın, et ve süt ürünlerini bırakmanız gerekiyor. Bu devasa pazarı beslemek için yok edilen orman alanları, su tüketimi, metan salınımı, vb, dünyanın ekosistemine neredeyse karbon tüketiminden bile daha çok zarar veriyor- sağlığınıza verdiği zararı saymıyorum bile. Bu aynı zamanda felsefi görevimizle de bağlantılı, hayvan merkezli bir etik inşa etmeyi gerektiriyor. Veganlık üzerine şımarık şımarık geyik yapmayı bırakıp mesele üzerine ciddi ciddi düşünmeye, okumaya, tartışmaya başlamamız lazım artık. Ki bu, kişisel olarak dünya için yapabileceğiniz en iyi ve etkili şey. (İlk işiniz mümkünse “Cowspracy” ve “Sağlık Komplosu” belgesellerini izlemek olsun.) Bu etik ödevimiz…

Ve kendi Communitas’larınızı kurun. Sizin gibi düşünen, dünya görüşünü yakın hissettiğiniz, aynı endişeleri ve ödevleri paylaştığınız insanları çoğaltmaya çalışın. Çünkü bu insanlara ihtiyacınız olacak. Dünya insanlığı dışına kusmaya çalışırken “Yaşanan her şey bize Allah’ın verdiği bir ceza. Hep bu feministler, solcular, anarşistler, ibneler, Suriyeliler, sanatçılar, Yahudiler, ateistler, Ermeniler, Kürtler, CHP’liler, zinacılar, vb yüzünden,” diyecek birileri muhakkak çıkacak. Ve onlara inananların sayısı bize inananlardan çok daha büyük olacak. Göçler çağı yaklaşıyor artık. Her anlamıyla birlikte yürüyeceğimiz insanları bulmamız, yaratmamız, başkalarının birlikte yol almayı isteyeceği insanlara dönüşmeyi öğrenmemiz gerekiyor.

Bu da olağan kriz zamanlarında gereksiz görünen her türlü entelektüel ve sanatsal üretimi hiç olmadığı kadar önemli hale getiriyor.

Kısacası artık değişmeye başlamamız lazım. İşlevsiz ve karamsar sorularla insanları boğmayı bırakıp cevaplar için kendi araştırmalarımızı yapmamız lazım. Anti-kapitalist bir bilinç edinmek için gerekli entelektüel okumalara başlamamız, bu okumaları büyük küçük herkesle paylaşmamız lazım. “İklim kriziyle” ilgili haberlere ağlayan emoji koymak yerine, et ve süt tüketimimizi azaltmamız, en kısa zamanda da tümüyle bırakmamız lazım. (Bitkisel et ve süt ürünleri için talep yaratmamız lazım.) Çocukları eğitmemiz; daha konuşmayı öğrendikleri andan itibaren içinde yaşayacakları dünyayı, bu dünyanın iyiliği için nasıl yaşamaları gerektiğini, en önemlisi de bize benzememeleri gerektiğini öğretmemiz lazım. Kısacası konu üzerine belirli bir eylemlilik eşiğini geçmiş aktif bireyler olarak söz almaya, düşünce üretmeye, etki yaratmaya başlamamız lazım.

Belki yine de hiçbir şey değişmeyecek. Muhtemelen de değişmeyecek. Ama biz değişmiş olacağız. Bu da belki gelecek olan daha zor günlerde, yeni ve daha adil bir toplum için hayırlı bir başlangıçtır.

Ama zaten başka bir çaremiz de yok gibi görünüyor…