İran halkının gerici-sömürücü İran molla rejimine karşı isyanı meşrudur * – Gazi Çağlar

İran halkının isyanı vesilesiyle İran muhalefetinin çıkmazı, kısmen Türkiye’ye benzemekle birlikte çok daha ağır koşullarda gerçekleşiyor. İsyan vesilesiyle bir kaç belirlemede bulunmakta fayda var.

İran İslam Cumuhriyeti’nin en büyük başarısı, İran muhalefetini şiddetle bastırmış, tüm muhalif hareketleri itibarsızlaştırmış ve İran nüfusunun aşırı çoğunluğu ile muhalefet arasına aşılmaz duvarlar örmüş olmasıdır. Ama muhalefetin aymazlığı ve yardımı olmadan İran molla rejiminin bu başarıya ulaşması mümkün değildi. İran solu tarihi, Türkiye için de derslerle doludur.

Tek tek bireylerin ve halk kesimlerinin hoşnutsuzluğu İslam Devrimi’nden sonraki her yıl giderek büyüdü ve bugün bu hoşnutsuzluk çığ kadar yaygın. Sokaktaki görünen yüzü. Daha önce kendisini seçim boykotlarında, öğrenci protestolarında, işçilerin grevlerinde ve 2009 isyanlarında açıkça gösteren İran rejimine karşı hoşnutsuzluk, şimdi yine sokakları inletiyor.

İnternet, uydu televizyon kanalları ve radyolar, illegal muhalif faaliyetler devasa rejim sansürünü kısmen de olsa aşmayı başarıyor. İnsanların kafasındaki korku iktidarı yıkılıyor. Halkın yolsuz-gerici mollalara karşı büyük öfkesi, korku duvarını kısmen yıkıyor. Demokrasi arayışları, toplumda hızla yaygınlaşan anti islamcı tutum, ekonomik adalet arayışı, molla iktidarının reddi, ama batı kültürüne, yaşam tarzına ve hatta Amerika’ya hayranlık da toplumda büyüyor. Yurtdışındaki İran muhalefetiyle bağ içindeki 50’ye yakın radyo ve televizyon kanalı 15 milyonun üzerinde insana ulaşıyor ve protestolarda kısmen etkili oluyor. Molla rejiminin sansürü her yerde etkili olmuyor.

Muhalefetin onlarca parti ve hareketinin, sivil inisyatif ve tek tek şahıslarının olmasına rağmen İran rejimine karşı iktidar alternatifi olabilecek bir muhalefet ne yazık ki ortada gözükmüyor. Kimi öğrenci ve aydın gruplarını saymazsak İran toplumunun ve diasporasının büyük bölümü, tüm siyasi yapılara ve örgütlenmelere karşı halen yaygın bir güven kaybı yaşıyor. Siyasete uzak durmayı tercih ediyor. İran’daki tutuklamalar, baskılar, iktidarın güvenlik aygıtlarının şiddeti elbette muhalif çalışmalara işaret ediyor, ama etkileri ve tanınmışlıklarının sınırlı olduğu biliniyor. Çoğunluğun “a-politik” yönelimi kırılamıyor.

Sürgünde kimi cumhuriyetçi politik kesimler, Mücahidler ve şahın halefleri birgün İslam Cumhuriyeti’ni devralma hayal ve planlarına devam ediyor. Şahçı kanatta iki eğilim hakim: Biri parlamenter monarşi istiyor, diğeri mutlak hakimiyet. İran halkının çoğunluğunun ve özellikle özgürlük arayan genç kuşakların ikisini de reddetmesi kaçınılmaz olasılık. İki monarşik eğilim de özellikle ABD’de büyük desteğe sahip. Muhalif televizyon ve radyo kanallarının çoğu da bunlara ait. Hedefte elbette petrolün özelleştirilmesi ve İran pazarlarının açılması da var.

Mücahidler’in dışında örgütlü savaş gücüne sahip olan Kürtler var. Mücahidlerin 4000’e yakın silahlı gücü olduğu söyleniyor. Militarist, lider kültü düşkünü, taraftarlarına cezaevi kurup işkence de yapan bir grup. İktidarlarından özgürlük çıkmaz.

Kimi sosyalistler ve solcular sürgünde değişim ümitlerini korumaya ve sayıları 500’ü geçmeyen grupçuklarda yaşamaya devam ediyor. İran solunun durumu Türkiye solu gibi içler acısı, bir farkla, sürgün yaşamı hakim. İran’ı ağır yenilgiler sonucu terk etmek zorunda kalan sol gruplar, sürgünde kendi içlerinde çok parçalı-bölüklü, az tabanlı-destekli, etkisi alabildiğine sınırlı bir süreç yaşıyorlar. Sovyetçi TUDEH, Humeyni’nin anti-Amerikancı pozisyonları tarafından kör edilmiş ve İslamcı rejimin kurumsallaşmasına büyük katkıda bulunmuştu. İşbirliğini, rejimin gizli servisleriyle diğer sola karşı ortak çalışmaya kadar götürmüştü.

TUDEH’in bu politikası tamamen reel sosyalist Moskova tarafından belirlenmişti. İslamcı İran ABD’ye karşıysa, SSCB destek vermeli ve komünistler birlikte çalışmalıydı. Sosyalizm öncesi bir aşama sandıkları bir çeşit ulusal devrim görüyorlardı İran molla rejiminde. İslamcılıkta antiemperyalizm keşfeden ve bu tarihsel hatayı ağır bedellerle ödeyen TUDEH’in tasfiyesi ağır oldu, çok sayıda aktivisti “sovyet ajanı” diye katledildi, TUDEH bölündü.

İran’ın devrim öncesi ve sırasında en yaygın ve güçlü örgütü, Halkın Fedaileri’ydi. Tezleri ve mücadele tarzı itibariyle kısmen Türkiye’de Devrimci Yol’a benzetebiliriz. Katıldığı ilk seçimlerde % 11 civarında oy almıştı. Hemen seçim sonrası Halkın Fedaileri de bölündü. “Çoğunluk”, İran İslam Cumhuriyeti’ne TUDEH tarzı destek verdi. ABD karşıtıysa Humeyni rejimi, ‘silahsız mücadele ile dönüştürülmeli’ perspektifini savundu. Halkın Fedaileri’nin çoğunluk grubunun da başına TUDEH’in başına gelenler geldi. Humeyni ölmeden hemen önce binlerce siyasi tutuklunun katledilmesi emrini verdi. 33.000’in üzerinde aktivist sadece 1988 yılında bu emir sonucu öldürüldü. Halkın Fedaileri azınlık grubu ise gerici İran rejimine karşı silahlı halk savaşının tek yol olduğunu, Humeyni çizgisinde antiemperyalizm görülemeyeceğini söyledi. Gerilla savaşına yöneldi, katliamlarla ve iç bölünmelerle yenildi. Kalan sol gruplar, küçülerek ve bölünerek, yeni kuşakların katılımını sağlayamayarak, etkin politik faaliyetlerden yoksun, büyük ölçüde sürgün hayatı yaşıyorlar. İran solunun trajedisi aşılmış değil.

İran çok dilli, çok etnili bir ülke. Bir de Kürt grupları var. Bunların en önemlileri Demokrat Parti ve PKK’ye yakın PJAK. Bunların da kısmen silahlı yapılara sahip olduğu biliniyor. Ortadoğu’daki gelişmeler, ağır baskı altındaki Kürt gruplarının politik manevra alanlarını artırıyor. İran’ın Türkiye’ye son dönem yakınlaşmasının, esasen “Kürt tehlikesi” kaynaklı olduğu biliniyor.

Azeriler araında da çeşitli sosyal demokrat, sol ve milliyetçi örgütlenmeler var. Sonunculara Türkiye’den de çeşitli destekler yapıldığı biliniyor. Arap ağırlıklı bölgelerde Suud etkisi hakim. Bunlar gerici “muhalifler”.
Sadece İran toplumu değil, sürgündeki 2 milyona yakın İran’lının da çok az bir kısmı siyasete ve muhalefete ilgi duyuyor. Bunda muhalefete yaşatılan ağır yenilgi travmalarının rolü büyük. Diğer taraftan örgütsüz hoşnutsuzluk devasa.

İran’da halk isyanları için tüm sebepler bulunuyor. Özellikle kadın olmak üzere tüm toplumu kullaştıran İslamcı molla rejimi, insan hak ve özgürlüklerini tanımıyor, en küçük muhalif sesi boğuyor, kanlı bir istibdat rejimi uyguluyor. İran molla rejimi, Şii-İslamcı yayılma stratejisiyle sürekli dış düşmanlar ve savaşların üretimine katılıyor. Devasa militarizmin ve din bürokrasisinin ekonomik maliyetini giderek yoksullaşan emekçi halk ödüyor. Ancak halk isyanlarının başarıya ulaşması için hedeflerini açığa çıkaracak, dış müdahaleleri engelleyecek, rejimin kalelerini zaptetmeyi önüne koyacak deneyimli koordinasyona ihtiyacı da var. Emekçi halkın demokrasi, laik cumhuriyet, sosyal adalet hedefli ve sömürüye karşı taleplerinin ağır basabilmesi için gerekli olan bu koordinasyonu mevcut çok parçalı, çoğu sürgündeki sol grupçukların yapması zor. Geriye halkın isyan sürecinin yaratacağı koordinasyonların çabaları kalıyor. Bunların ise uzun hazırlık dönemlerinden geçmediği için emekçi halkın çıkarlarını dışlayan şekilde manipüle edilme tehlikeleri büyük.

ABD, Suud vb. gibi güçlerin manipüle etme yönünde çaba harcayacakları ise kesin. Zaten muhalefetin bir kısmına hakimler. Bunu bilmekle beraber İran rejiminin yıkılması, Ortadoğu’da gerici-oligarşik yapıların tasfiyesi sürecine önemli katkı olacaktır. Emek mücadelesini de açar.

İran halkının gerici-sömürücü İran molla rejimine karşı isyanı meşrudur. Sokağa çıkan her bireyin, binbir isyan nedeni vardır. Hepsinin de kaynağı, İslamcı-baskıcı rejim ve koruduğu etatizm-neoliberalizm kırması Kapitalizmdir. Kendiliğinden talepleri zorunlu ileriye işaret eder. Bilinçli, koordinasyon görevlerini yerine getirecek, emeğin kurtuluşunu halk isyanının temel programı yapabilecek sol örgütlenmelerin olmayışı veya zayıf oluşu, ileriye doğru arayış içindeki halk isyanlarının meşruiyetine gölge düşürmez. Solun hazin trajesidir.

*Metin, Prof. Dr. Gazi Çağlar’ın twitter hesabından yaptığı ‘İran halkının isyanı’ değerlendirmesinin olduğu gibi aktarımıdır.