İşçi sınıfı gazetecisinin ölümü – Justin Ward (Independent Türkçe)

Gazetecilik elit bir meslek haline geliyor ve bu kötü bir haber

Üniversitedeyken haber yazma dersimize All Over But the Shoutin otobiyografisiyle Pulitzer Ödülü kazanan Rick Bragg atanmıştı. Onunkisi Amerikan Rüyası’nın gazeteci versiyonu olan Horatio Alger (yoksul çocukların sınıf atlama öyküleriyle meşhur bir Amerikalı gazeteci/yazar Ed.N.)  hikayesiydi. Bragg üniversiteyi tamamlamadan New York Times’a kadar yükselebilmeyi başarmıştı. Lise gazetesinden doğrudan yerel spor müsabakalarının takibine geçmişti. Yukarı yönde daha büyük gazetelere doğru tırmanmaya devam etmiş, spor haberlerinden uzun makalelere geçiş yapmış ve en nihayetinde Times’ın uluslararası muhabiri olarak Haiti’de görevlendirilmişti.

Bunun bizim gibi genç gazeteciler için ilham verici olması gerekiyordu. Eğer çok çalışmayı sürdürüp güzel haberler peşinde koşmaya devam etseydik biz de mesleğimizin zirvesine doğru basamakları tırmanabilirdik. Ancak miras aldığımız medya manzarası Bragg’ın kariyerini inşa ettiği dönemden çok farklıydı.

20. yüzyılın sonlarında üniversiteyi terk ederek herkesçe bilinen bir ünlü haline gelmek mümkündü. Watergate skandalıyla adını duyuran Carl Bernstein gazetecilik için okulu erken bıraktı. Efsanevi televizyoncu Walter Cronkite de mesleği benim gibi, Daily Texan’da öğrendi. Fakat bu tür bir kariyer gidişatı bizim için düşünülemezdi.

Daha fazla muhabir daha az iş

Mezun olduğum yıl talihsiz bir yıldı. Küresel finans krizinin ortaya çıkmasıyla, 2007 ekonomi için kötü bir zamandı ve hatta haber endüstrisi için daha da kötüydü.

İnternet, sonsuz haber ve yorum kaynağını ücretsiz sunarak gelişiyordu. Güçlü dijital platformların ortaya çıkmasına birkaç yıl olmasına rağmen geleneksel yazılı basın kan kaybediyordu. Dijital platformlar sonunda ortaya çıktıklarında, daha çok serbest gazetecilere ve “ortaya çıkarmaya” istekli kişilere bel bağlayan, Huffington Post gibi, cılız operasyonlar olacaktı. Söylemeye gerek yok, genç gazeteciler için gelecek korkunçtu ve korkunç olmaya devam ediyor.

İşgücü İstatistikleri Bürosu’nun 2016 raporuna göre, ABD’de gazetecilik mesleğiyle alakalı sadece 50 bin iş var ve 2026’ya kadar da bunun yüzde 9 azalması, başka bir deyişle 4 bin 500 işin yok olması bekleniyor. Sürekli azalan sayıdaki işler içinse rekabet korkunç. Aynı yıl, gazetecilik ve iletişim okulları yaklaşık 14 bin kişiyi mezun etti.

Birinin Palookaville Times-Picayune’da ayak işlerine baktığı yarı zamanlı işi dünyayı dolaşan işinin ehli bir muhabir kariyerine dönüştürebileceği günler artık geride kaldı. Bir zamanlar gazetecilikte başarıya giden birçok yol bulunurken, şimdi sadece bir yol var ve çok az insan bu yolda ilerleyebilir.

Kolej eğitimini yarıda bırakarak habercilik içine girişmek artık mümkün değil. Genellikle lisans eğitimi de yeterli değil.

Columbia Üniversitesi’nden yüksek lisansa sahip, ücretsiz ama prestijli staj yapan kişilerle rekabet halindeyken, siz başka bir PLUS Kredisi almaktan kaçınmak için sabah 6’ya kadar fritöze tavuk kanadı atıyorsunuz.

Ve muhabir olarak bir işe kapak atmayı başarabilen az sayıdaki şanslıdan biri bile olsanız, altına girdiğiniz muazzam borçları karşılayacak kadar maaş alamayacaksınız. Gazeteciler için bir yılda ortalama maaş yaklaşık 41 bin dolar, bu da ulusal ortalamanın kabaca 18 bin dolar altında.

Gazetecilik ayrıcalıklı az sayıdaki kişi dışında herkes için seçenek dışı bir meslek haline geldi. Ve bu gerçek Amerika’nın en iyi haber merkezlerinin bileşiminde gözlenebiliyor.

Medya elitlerinin yükselişi

Donald Trump ve Lou Dobbs gibi sahte popülistler “medya elitleri” hakkında yakınmaya bayılıyor. Bu hamle kötü niyetle yapılmış olmasına rağmen kulağa mantıklı geliyor. Bugün medyadaki en üst pozisyonlar büyük çoğunlukla ülkenin geri kalanından hem fiziken hem de mecazen soyutlanmış kişilerin elinde.

Journal of Expertise’te 2018’de yayımlanan  araştırma, New York Times’ın editoryal kadrosunun yüzde 44’ünün elit bir üniversiteden mezun olduğunu ortaya koydu. Bu oran Wall Street Journal’daysa neredeyse toplamın yarısı kadar. Bu gazetelerdeki muhabirlerin ve editörlerin Forbes milyarderleri ve Davos katılımcıları gibi elit bir eğitime sahip olma ihtimali yüksek. Bu okullardan mezun olmaları senatörlerden, Kongre üyelerinden ve yargıçlardan daha olası.

Neoliberal dergi New Republic’se daha da elit. Araştırmanın ortaya koyduğu gibi, çalışanların üçte ikisine yakını en iyi okullara gitmiş, bu da onları üst kademelere getirmiş.

Bu hafta New Republic yarı zamanlı “eşitsizlik editörü” aradığına ilişkin ilan verdi. Amerika’nın en pahalı şehrinde sağlık sigortası içermeyen sendikasız bir iş. İlana bakılırsa dergi “çeşitlilikten yana” ve “yeterli temsil edilmeyen toplulukların üyelerini başvuruda bulunmaya teşvik ediyor.”

Gerçekteyse, potansiyel adaylar yarı zamanlı gelirle New York’ta yaşayabilecek ve sigortalarını kendisi karşılayabileceklerle, başka bir deyişle çok zenginlerin çocuklarıyla sınırlı. Bu nedenle New Republic’in eşitsizlik haberleri için hiç de uygun değil.

Yönetenlerin düşünceleri 

Medya eleştirisinde siyasal önyargılar her daim hesaba katılır ancak sınıfsal önyargılar çok nadiren gündeme getiriliyor ya da hiç getirilmiyor. Oysa sınıf, fikirlerin sunulma şeklini en az ideoloji kadar muhtemelen ideolojiden de fazla belirliyor.  Medyadaki çatışmalar, sonunda daha derin bir dayanışma ve çıkarların örtüşmesiyle birbirine bağlanan aynı kabilenin fraksiyonları arasında açık bir husumete dönüştü.

Medya şirketleri ırk, cinsiyet ve cinsel yönelim açısından çeşitlilik kazanmaya çabalarken, sınıf yapıları giderek daha fazla homojenleşiyor. “Dördüncü Kuvvet” (medya) ilk ikisinden neredeyse ayırt edilemez hale geldiğinde ne olacak?

Sıradan insanları etkileyen konular görmezden gelinir ya da elit yönetici kesimin merceğinden filtrelenir. Fildişi Kuleler’de oturarak yetişen muhabirler, “yoksul insanların yaşamlarını” kilitli kapılar ve kapalı camların ardında çalışan insanların dünyasıyla görür. Yoksulların yoksulluklarının kendi suçları olduğunu ima eden “Para Günlükleri” (“Money Diaries”  CNBC’nin çok tartışılan ekonomi programı Ed.N.) benzeri gibi küçümseyici finansal öneriler sunarlar.

Dışişleri Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı’ndaki Ivy League (ABD’nin en prestijli üniversitelerine verilen toplu isim çn.) mezunu dostları bir ülkeyi işgal etmek istediklerinde, New York Times ve New Republic’in Irak Savaşı’na girilirken yaptığı gibi işgali haklı göstermeye yardımcı olur.

Popüler bir siyasetçi, işçi sınıfını rahatlatan fakat zenginlerin çıkarlarına zarar veren politikalarla ortaya çıktığında, aralarından biri – Wall Street’teki kısa kariyerinin ardından şansının yardımıyla New York Times’ta işe giren Brown Üniversitesi mezunu biri –  bu siyasetçiyi 80’li yıllarda ABD destekli katil ve tecavüz şebekesine karşı Sandinista’ları destekleme “suçundan” kınamaya girişir. Politikacının kendisine sinirlendiğini söylediğinde, medya sınıfı saflarını sıklaştırır ve bunu siyasetçiye saldırmak için kullanır. Siyasetçiyi “kaba” ve “başkanlığa uygun olmayan biri” diye nitelelerler.

Haber merkezinde işçi sınıfından gazetecilere sahip olmak son derece önemli ve bu sadece “çeşitlilik” uğruna olmamalı. Onlar olmadan, zengin medya sahiplerinin çıkarlarına karşı çalışan halkın savunuculuğunu yapan kimse olmayacaktır.

Barbara Ehrenreich bunu 1990’larda gazetecilikten niçin ayrıldığını açıklarken, bu trendler daha yeni görünmeye başlarken, mükemmel tarif etmişti:

Kariyerimin ilk yıllarında, ailemi desteklemeye yetecek kadar ancak asgari düzeyde kazanabildim. Fakat 1990’lı yıllardan itibaren bu değişmeye başladı. Gazeteler ve diğer medya kuruluşları sadece kar ve zararı düşünen büyük şirketler tarafından satın alındı. Gazetecilerin de aralarında olduğu personel azaltımına gittiler. Yeterince para kazanamayan ya da yeni sahiplerinin istedikleri standartlarda kazanamayan diyelim, dergi ve gazeteleri kapattılar. Bunun sonucunda bugün yazarlara asla iyi ödeme yapılmıyor. (…) İşleri daha da kötüleştirmek için, ben genellikle yoksulluk hakkında yazmayı seçtim, Amerika’nın olağanüstü zenginliği dışında kalan, çocuk yetiştiren, kira ve sağlık bakımına fahiş paralar ödeyen, saati yaklaşık 10 dolar ücretle de hayatını idare ettirmeye çalışanlarla ilgili yazmaya karar verdim. Bu bana çok adaletsiz geliyor, fakat kolayca düzeltilebilir de. Mesela niçin süper zenginlerin boş yüksek apartmanları, süper zengin sahipleri Londra’da veya Karayipler’de tatildeyken evsizlerin oturumuna açılmıyor. (…) Bu tabii ki medya sektörünün yeni süper zengin sahiplerinin duymak istediği türden bir şey değil. Benim yazdığım türde haberlere talebin azaldığını fark ettim. Editörler benden ekonomik eşitsizlikle ilgili daha az fakat First Lady’nin moda tercihi ve kadın üst düzey yöneticilerin başarısının sırrı gibi “kadına özgü” konular hakkında daha fazla yazmamı istedi. Artık gazetecilikle geçinemiyordum ve kendi başıma ayakta durabilmek için başka yollar bulmak zorunda kaldım.

Gazeteciliğin tehlikeli bir meslek olduğu hiç de abartılı bir şey değil. Bir zamanlar meslek gözüyle bakılan gazetecilik artık bazı ayrıcalıklı kişilerin paralı hobisine dönüşmüş durumda. Basının rolüne ilişkin bizim kalbimizde gizlediğimiz tüm bu eski aksiyomlar onların başını döndürdü.

Güçle bu kadar mahrem bir ilişkinin içindeki biri “kudreti elinde bulunduranın yüzüne rahatsız olacağı doğruları söyleyebilir?”

Medya işçi sınıfından bu kadar soyutlanarak sağır olduğunda nasıl “sessizlerin sesi” olabilir?

Bir insan konfordan başka bir şey bilmiyorsa nasıl “dertliyi rahata erdirir ve rahat olanın başını ağrıtır?”

Yazının orijinalini okumak için tıklayınız.

Independent Türkçe için çeviren: Cenk Korkmazer