İşçiler 1917’de nasıl kazandı?

Geçici Hükümet 25 Ekim günü akşam 9’da, “Bolşeviklerin nihai ve kararlı bir şekilde tasfiye edilmesine dönük yöntemleri belirlemek” üzere Kışlık Saray’da toplanmıştı.

Ertesi gün gece 2’de işçiler sarayı bastı ve yöneticilerinin kararlı ve nihai tasfiyesini gerçekleştirdiler.

Kışlık Saray’ın basılması, 1917 Ekim Devrimi’nin zirve noktası oldu. Sosyalist gazeteci John Reed, Dünyayı Sarsan On Gün adlı kitabında tanık olduklarını şöyle tarif etmişti:

“Siyah bir nehir gibi, sokakları doldurup, şarkısız ve slogansız Kızıl Arktan içeriye aktık…”

O anda sarayı sadece sayıları azalmış birkaç sadık birlik koruduğundan çok az direniş olmuştu. İşçiler yaklaşınca Kazaklar ve atlı birlikler ortadan kayboldular.

“İlk iki-üç yüz adamın Kızıl Muhafızlardan olduklarını, aralarında birkaç dağınık askerin olduğunu görebiliyordum,” diye yazmıştı Reed.

“Ana geçidin her iki tarafında da kapılar ardına kadar açılmıştı. Dışarıya ışık sızıyor ve o dev kalabalıktan en ufak ses bile gelmiyordu.”

Sembol

Sembolik olsa da isyan Kışlık Saray’dan çok daha fazlasını aldı.

Silahlı işçiler demiryolu istasyonlarını, telgraf ofislerini ve diğer önemli iletişim noktalarını ele geçirmişlerdi. Bu yolla Rusya’nın tüm işçilerine isyana katılma çağrısını yayabildiler.

Söz söyleyemeyecek kadar budala insanlar olarak görülüp kenara atılan işçiler, şimdi iktidarın koridorlarında yürüyorlardı.

Şubat 1917’de Çarlık diktatörlüğünün yerini alan Geçici Hükümet’in yaşattığı derin hayal kırıklıkları en üst noktaya çıkmıştı.

Petrograd isyan dalgasının yükseldiği günlerde devrimci bir mayalanma içindeydi. Seçim basitti: Sosyalist devrim ya da ölümcül bir gericilik.

“Bir tarafta Monarşi yanlısı basın isyanın kanla bastırılması için kışkırtıcılık yapıyor,” diye yazmıştı Reed.

“Diğer taraftaysa Lenin müthiş sesiyle “İsyan! Artık bekleyemeyiz” diye kükrüyordu.”

Otoritelerin arkasından çekilen destek Petrograd Sovyeti’nin arkasında toplanıyordu.

İşçiler

Kerensky ve Geçici Hükümet Kazakları işçilerin üzerine salmaya çalıştı. Sözde Napolyon’un yenilmesine katkı yapmış Haç Törenini tekrarlamayı planlıyorlardı.

Törenin çağrısı, Petrograd Sovyetinin kent genelinde kitlesel mitingler planladığı gün yapılmıştı.

Sovyetler doğrudan Kazaklara, generallerinin karşısına dikilme çağrısı yaptı. Çağrıda şöyle deniliyordu: “Bizden nefret edenler yiyicilerin tamamı, zenginler, soylular, generaller ve sizin Kazak generalleriniz.”

“Petrograd Sovyetini yok edip Devrimi ezmeye her an hazırlar.”

Kazak liderleri töreni iptal etmek zorunda kaldı.

Bolşevik merkez komitesi ve önderliği 23 Ekim’de toplanmış ve 10’a 2 silahlı isyandan yana karar almışlardı.

Çıkan kararda “silahlı isyanın kaçınılmaz” olduğu ve “zamanın tamamen olgunlaştığı” söyleniyordu.

Tek tek fabrikalarda, kışlalarda ve mahallelerde Bolşevik partisi “Tüm iktidar Sovyetlere” sloganıyla hareket ettiler.

Bolşevikler isyan kararının alınmasını sağladı ancak çağrı Petrograd Sovyeti’nin Askeri Devrimci Komitesi’nden geldi.

Ekim Devrimi işçilerin kitlesel katılımıyla gerçekleşti.

Diğer Sovyetlere isyanı desteklemeleri talimatı verildi.

Leon Troçki şöyle yazmışyı: “Askeri Devrimciler Komitesi o gece Helsingfors’a, Smilga’ya, bölgesel Sovyet Komitelerinin yöneticilerine “nizamı gönderin’ telgrafı attı.”

“Bunun anlamı, tepeden tırnağa silahlanmış 1,500 seçilmiş Baltık denizcisinin derhal gönderilmesiydi.”

Aurora Kruvazörü Kışlık Saraya kuru sıkı toplar attığında, Petrograd’ın büyük kısmı işçilerin elindeydi.

Sarayın zaptı tamamen sembolikti. Ancak işçiler sadece sarayı basmakla kalmamış, devletin en yüksek katına çıkmışlardı.
Sovyetler—işçilerin güçlerini keşfettikleri yerler

Sovyetler veya işçi konseyleri, 1917 devriminin ve yeni işçi devletinin motorlarıydı. Gerçek işçi iktidarının neye benzeyebileceğine dair bir ipucu sunmuşlardı.

Sovyetler çoğunlukla işçi ve askerlerden oluşan konseylerdi.

Doğrudan devrimi örgütleme ihtiyacıyla ortaya çıkmışlardı.

İşçiler, köylüler ve askerler devasa Tüm-Rusya Kongrelerinde devrime ilişkin deneyimlerini paylaşıyorlar ve tartışıyorlardı.

Devrimin tanıklarından Sukhanov, ziyaret eden köylülerin “gür, kahramanca marşlarını devrime adadıklarını” yazmıştı.

“Dinleyenleri heyecana gark ediyorlar, onları ele geçiriyorlar ve bir şekilde aydınlatıyorlardı. Onları devrimin o kahramanca duyguları içinde tek vücut kılıyorlardı.”

Sovyetlerin gücü, işçileri en güçlü oldukları yerde örgütlemelerinden ileri gelmişti.

Petrograd’taki sovyetler, kentte Rus kapitalizminin omurgası olan devasa fabrikalarda temellenmişti.

Dolayısıyla işçiler toplumun nasıl yönetileceğine dair sözlerini söyler olmuşlardı.

Öyle güçlendiler ki, en sonunda Rusya’nın kapitalist Geçici Hükümetinin yerini aldılar.

Petrograd Sovyeti’nin başkanı olarak seçilen Troçki bunu “embriyo halindeki işçi devleti” olarak adlandırmıştı.

Demokrasi

Bundan ötürü sovyetler aynı zamanda demokrasinin de en üst noktasıydı.

Her Sovyet, bugünkü yöneticilerin aksine doğrudan kendilerini seçen işçilere hesap veren delegelerden oluşuyordu.

İşçiler karar aldığında delegeler hemen geri çağrılabiliyorlardı – ve çok defa geri çağrılmışlardı da.

Her büyük ayaklanmada, sovyet tipi yapılar örgütlenmişlerdi ancak Rusya’da gerçek güce sahiptiler.

Sovyetler bir toplumu örgütlemenin en demokratik yollarından biri olmakla kalmayıp, geleceğin olanaklarına da işaret etmektedir.

Kaynak: socialistworker.co.uk