Kadın mücadelesi: KHK’ler ve eril yansımaları*

Türkiye’nin uzun süredir içinde bulunduğu derin politik kriz ve sistemin çürümüşlüğü 15 Temmuz darbe girişimiyle birlikte net bir şekilde görünür olmuştur. Bütün sistemin anahtarını halkın yarısının desteğini almış olması sebebiyle kendisine bir “meşruluk” zemini sağlayan reise vererek çözüleceği sanılan bu kriz tam aksine günden güne daha da derinleşmiştir. 15 Temmuz Darbe girişimi ve OHAL’in ilan edilmesinin üzerinden bir seneden fazla süre geçmiş, OHAL 6.kez uzatılmış, çıkarılan KHK’ler ile binlerce kişi kamu kurumlarından ihraç edilmiş, yüzlerce dernek kapatılmış, işçi grevleri yasaklanmış, tutuklamalar, ev baskınları ve gözaltılarla baskı ve şiddet dozu günden güne arttırılmıştır. İktidar içine düştüğü tüm çıkmazlara, sistemin varoluşuna içkin tüm açmazlara karşı çözüm yolu olarak doğal bir refleksle zor aygıtlarını canhıraş devreye sokmuştur.

Gün geçtikçe, katliamlarla dolu bir tarihe sahip olan bu topraklarda önceki dönemlerde yaşananları daha çok hatırlatan olaylar tezahür etmektedir. Alevi vatandaşların evleri işaretlenmekte, faili meçhul cinayetler artmakta ve paramiliter güçler yeniden devreye sokulmaktadır. Şüphesiz yukarıda bahsedilen kriz ve bunun topluma yansımalarından en çok etkilenen ve etkilenecek olan kesimin emekçi sınıflar ve tabi bunun da özelinde kadınlar olduğunu söylemek bu durumdan etkilenen diğer kesimleri dışlamaktan ziyade yakıcı bir soruna işaret etmektir. KHK’ler ile yaklaşık 22 binden fazla kadın işsiz bırakılmış, birçok kadın derneği kapatılmış, 6284 sayılı kanun gibi kadınları korumaya dönük yasaların,  “aile yıkan, yuva bozan” gibi yaftalamalarla içi boşaltılmaya çalışılmıştır. Bütün renklerimizi tek tek silmeye çalışan bu karanlık tablo karşısında herkes birer birer kabuğuna çekilirken, “şu dönem geçene kadar dükkân dönsün sonrasını düşünürüz” mantığıyla hareket edenler sessiz sedasız meydanlardan ve sokaklardan ayrılırken iktidarın bıçağının kemiklerine dayandığını hisseden ve mücadeleye devam eden kadınların cesaretinin tarihe not düşülmesi gerektiği inancındayız. Müftülük yasası, tarikat yurtlarında yaşanan istismar olayları, geçtiğimiz sene %25 oranında artan kadın cinayetlerine karşı meydanları doldurmaya devam eden binlerce kadının fotoğrafından bizim anladığımız en net şey mücadelenin devam ettiği ve ister OHAL ve KHK’ler ile ister demokrasi sosuyla servis edilsin bu sömürü düzeni ve eril zihniyet alaşağı edilmedikçe kadınların mücadelesinin de bitmeyeceğidir.

Kamusal veya özel alan fark etmeksizin toplumda sürekli kontrol altında tutulması gereken bir kesim olarak görülen, sesi kısılmaya çalışılan kadınlar OHAL ve KHK rejimiyle birlikte daha çok yalnızlaştırılmaya, korku ve çaresizliğe sürüklenmeye çalışılmaktadır. Aslında tek bir temelden beslenen kadına yönelik şiddet ve taciz olaylarının gerekçelerine keyfi uygulamaların ve hukuksuzluğun hüküm sürdüğü günümüz koşullarında yenileri eklenmektedir. Bu bağlamda son çıkan 695 ve 696 sayılı KHK’lerde yer alan cezasızlığa ilişkin maddenin ortaya çıkaracağı bütün sıkıntılardan ayrı olarak kadınlar için özel bir anlamı olacağı aşikârdır.

Kadınlar söz konusu olduğunda ailede koca, baba ve erkek kardeş ile başlayan sokakta “namus bekçisi mahalle ağabeyleri, genel ahlak koruyucusu duyarlı vatandaşlarla” devam eden bir sivil denetim mekanizması bulunmaktadır. “Namusuma laf etti, gece geç saatte sokaktaydı, ahlaksızlık yapıyordu, bisiklete biniyordu, şort giyiyordu, sakız çiğniyordu” gibi türlü bahanelerle kadınları öldüren, tecavüz eden, taciz eden bu mekanizmanın gönüllü neferleri, mahkemelerce de haksız tahrik, iyi hal indirimi gibi uygulamalarla korunmaktadır. Son KHK’ler ile gündeme gelen Halk Özel Harekat (HÖH) yapılanması ve cezasızlık uygulaması kadın katillerinin eline yeni bir koz daha vermektedir. “Hayır diyenlerin karıları kızları ganimet olarak evetçilere helaldir” açıklamasında bulunanlar artık hukuksal olarak resmen korunmaktadır.

Tacizlere, tecavüzlere, kadın cinayetlerine bir bahane daha sunarak meşru bir zemin kazandıran bu uygulama karşısında biz kadınların sivil ya da resmi her türlü denetim mekanizmasına savaş açmamız, mücadele araçları geliştirmemiz büyük önem taşımaktadır. Kadınları hem gündelik hayatında hem de devrimci mücadele alanında köşeye sıkıştırmaya çalışan bu faşist uygulamalar ve eril tahakküm karşısında tek çıkış devrimci mücadeleyi büyütmemiz, kadın dayanışması yaygınlaştırmamız, bulunduğumuz her alanda kadın komitelerimizi kurmamız ve bu cezasızlık uygulamasına karşı gereken cevabı en sert şekilde vermemiz gerekmektedir.

Cezanın ezilene verildiği yerde cezasızlığa karşı; KHK’lere karşı KHKadınname direnişi örgütleyen, OHAL’in tüm onursuz uygulamalarına karşı bedenini açlığa yatıran, geçmişte ve şu anda devlet eliyle uygulanan tacizlere, tecavüzlere, işkencelere karşı direnen devrimci kadınlardan gücümüzü alıp, ataerkilliğin şiddetini arttıran faşizme karşı en ön saflarda mücadele etmeliyiz.

*Bu yazı ilk olarak Aylık Siyasi Dergi Komite’nin birinci sayısında yayımlanmıştır.