Kamusal devletin çöküşü ya da kuralsızlığın kural olması – Av. Ulaş Çam

8 Temmuz’da Tekirdağ’ın Çorlu ilçesi yakınlarında menfezdeki toprağın göçmesi sonucu meydana gelen tren kazasında 24 yurttaşımız hayatını kaybetmiş, 318 yurttaşımız ise yaralanmıştı. Olayın üzerinden neredeyse 1 ay geçti ama çoktan olayın adı anılmaz oldu. 24 Temmuz’da TBMM’ye sunulan “Tren Kazası Araştırılsın” araştırma önergesi de Meclis çoğunluğunu elinde bulunduran AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi. 31 Temmuz’da, TBMM Başkanvekili Mustafa Şentop, Çorlu’da 25 kişinin öldüğü tren kazasıyla ilgili CHP ve İYİ Parti’nin verdiği araştırma önergeleriyle ilgili olarak “Bu acıları istismar etmektir” yorumunu yaptı.

Geldiğimiz yer vahimdir. Kamusal kusur ve ihmallerin açık olduğu, onlarca yurttaşımızın öldüğü ve yaralandığı bir tren kazasının soruşturulması dahi gündeme alınamıyor, soruşturma talebinde bulunmak istismar olarak değerlendiriliyor. Şu denmek isteniyor; kimse kamu gücünü kullananlarda kusur aramasın, buradan bir iktidar eleştirisine yönelmesin. Nitekim olayın başından itibaren çok hızlı bir şekilde yazılı ve görsel basında “aşırı yağmurlar” kazanın faili olarak tespit edilmiş, rayların menfezinin bu nedenle çöktüğü yoğun bir şekilde vurgulanmıştır.  Hatta daha raporunu dahi sunmamış olan “bilirkişi” televizyon ekranlarından görüşünü de bu yönde açıklamıştır.

Bu kaza ve bunun gibi bir yanında kamunun olduğu birçok durumda, defalarca yaşadığımız sorun tam da buradadır. Hiçbir sorumlu hesap vermemekte, tek bir istifa dahi yaşanmamakta, yargılama süreci uzatılmakta ve haklarının peşinde olan mağdurlar yıldırılmaktadır. Bunun adı kamusal devletin çöküşüdür. Yurttaşının can güvenliğini sağlamak devletin görevidir. Yurttaşına insan onuruna yaraşır kaliteli hizmet sunmak, bu sunumlardan kaynaklı olarak doğan ihmal, kusur ve kasta dayalı zararları tazmin etmek devletin sorumluluğudur. Bu zararlarda işin başında bulunan kamu görevlilerinin istifa etmesi, soruşturmaya uğraması ve gerektiğinde yargılanması zorunluluktur ki yerine gelecek kamu görevlisi daha özenli bir temsiliyet göstersin.

Yaşadığımız süreç, kuralsızlığın kural haline gelmesinden ibarettir. Oluşan tablo ile birlikte, yurttaşın can güvenliğinin olmadığı, kimsenin sorumluluk almadığı yani tesadüfen yaşadığımız bir kez daha tescillenmiştir. Yasal düzenleme ve kuralların uygulamada bir öneminin kalmadığı, kağıt üstünde süslü sözler durumunda oldukları acı ama gerçektir. Faillerden hesap sorabilecek bir yargı aygıtının varlığı konusunda da ciddi kuşkular olduğundan hukuk güvenliği de çöpe dönmüştür. Keza söz konusu tren kazasında, rayların bakım kısmının TCDD tarafından bir taşerona ihale edildiği, o taşeronun hükümetin çok önemli ihalelerini aldığı kamuoyunun bilgisi dâhilindedir. Devlet, ihale verdiği taşeronu denetlemekle sorumludur. Bu hem işin kalitesi açısından önemlidir; hem de devlet için sorumluluktan kaçınılamayacak olduğundan zorunludur. Denetim görevinin yapılmadığı da sabittir. Alan memnun satan memnun, ihale verilmiş ya artık gerisinin bir önemi yok anlayışının tezahürüdür.

Sorumluluklar silsilesine baktığımızda; taşeron şirket yetkilileri sorumludur. Taşerona ihale veren TCDD, denetleme görevini eksik yerine getirdiğinden sorumludur. Ulaştırma Bakanı ise kazanın siyasi sorumlusudur. En azından TCDD genel müdürünün görevden alınması ve bakanın da sorumluluk alarak istifa etmesi gerekirdi. Olmadı, olmayacakta. Keza kazanın bir de ceza yargılaması boyutu var elbette. Şimdi hangi mahkeme bu şahısları yargılama cesaretini gösterebilecek? Yanıtı biliyorsunuz. Ama neyse ki, bu şahısların yerine fail olarak “aşırı yağmurları” yargılayabiliriz.