Kitap | Bir “merkez siyaset” komedisi: Murtaza – Arif Mutlu

Edebiyatımızın usta ismi Orhan Kemal öylesine üretkendir ki büyük eserleri başyapıtlarının gölgesinde kalmıştır. Bereketli Topraklar Üzerinde, Gurbet Kuşları, Ekmek Kavgası, Hanımın Çiftliği gibi eserlerine nazaran Murtaza’yı “mutlaka okunması gerekenler” listelerinde pek göremezsiniz.

Aslında bu büyük bir sürpriz de değil. Anlatım teknikleri, karakter derinleştirme gibi kriterlerle değerlendirildiğinde “iyi” bir roman denemez Murtaza için. Hatta şeklen benzemese de birçok açıdan roman postuna bürünmüş bir tiyatro oyunu  gibidir Murtaza. “Gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım” sloganının adeta vücut bulmuş hali olan Murtaza, Adana’da yerleştirilmiş Lozan mübadili bir bekçidir. Fakat kurallara öyle sıkı sıkıya bağlıdır, öyle kaskatı bir adamdır ki kesinlikle diyaloğa bile girilemez. Sürekli ezberlediği aynı lafları tekrar eder Bekçi Murtaza. Görevine öyle şartlandırılmıştır ki Pavlov’un ağzı açık kalır. Bekçiliği bir bekçi köpeğinin bile fazlasıdır çünkü: Murtaza, korumakla yükümlü olduğu insanları bile canından bezdirir. Onun için yalnızca kurallar, sürekli tekrar ettiği gibi “amirlerinden aldığı sıkı eğitim” vardır. Bu yönüyle bir kraldan çok kralcılık parodisi gibidir Murtaza romanı.

Fakat roman yavaş yavaş ilerledikçe siyasal bir alegoriye dönüşmeye başlar. İktidarda CHP vardır fakat “çeşmelerden yağ ve bal akıtmayı vadeden” Demokrat Parti yükseliştedir. “Kendilerini çan sesinden kurtardığı için” İsmet Paşa’ya minnettar olan Murtaza ise elbette CHP saflarındadır.

Uluslaşma sürecini tamamlamadan kurulan Türkiye Cumhuriyetinin batılı burjuva cumhuriyetleri gibi varlığının meşru dayanağı olarak Ulus’u göstermediği, aksine Ulus’a erken doğum yaptırarak onun kendini devlet üzerinden tanımlamasını sağladığı çokça söylenir. İşte Murtaza’da Murtaza’nın saftirikliğiyle alay ederken bir anda “eski Türkiye”nin halkla kurduğu sancılı ilişkinin kriz anında buluruz kendimizi.

Şöyle bir soru sorar Orhan Kemal: Acaba devletçilerin istediği insan tipi “tamı tamına” ortaya çıksa ne olur? Sanki “içine CHP kaçmış” bireylerin röntgenini çekmişçesine, yukarıdaki semptomların hepsini görürsünüz Murtaza‘da. “Kanuni” vazifesi için hukuku çiğner. Evlatlarını şehit olmaları üzere yetiştirmek en büyük hayalidir; bir kız çocuğunuysa başka bir kutsal göreve, çırçır fabrikasına kendi elleriyle kurban eder.

Ve nihayet, Demokrat Parti’nin zaferini getiren (ve bugün dahi popülist sağ siyaseti muzaffer eyleyen) siyasal atmosferin oluşumunu gösterir Orhan Kemal. Kanımca estetik bir hatadır bu bir roman için, kitabı iyice lokalize eder; ancak bir yandan da muhteşem bir siyasi okumanın kapısını açar. Ölümü görünce sıtmayı tezahüratlarla karşılamanın siyasal psikolojisidir bu. Popülist sağın ne mal olduğu, rüşvetçi, dolandırıcı, ele talkını verip salkımı kendi yutan karakteri kitapta da Türkiye’de de herkeslerce çok iyi bilinir. Buna rağmen, adı üstünde popülizmdir o: halkın dilini (“Kasımpaşalı ağzını”) konuşarak tribünlere oynamayı çok iyi bilir örneğin. “Halk böyle istiyor,” diye bizzat kendi koyduğu kanunları çiğnemeyi bile teklif edebilir (Bkz: Süleyman Soylu’nun son açıklamaları). Meşruiyetinin kaynağını yine kendinden alan, “boş gösteren” Kemalizmin karşısına fütursuz bir keyfiliği ve pragmatizmi çıkarır popülist sağ.

Velhasıl çamura batmış merkez siyasetin rekabetinde “Ülkesini en çok seven vazifesini en iyi yapandır”ın karşısında neden hep “Benim memurum işini bilir”in kazandığı sorusunun cevabıdır Murtaza.