Klaus Geitinger’le Luxemburg ve Liebknecht Cinayetleri Üzerine Röportaj – Claus-Jürgen Göpfert

Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’in öldürülmesinin 100. Yılında, Klaus Geitinger’le cinayetlere yol açan olaylar ve sorumlularıyla ilgili yapılan röportaj.

Sayın Gietinger, Alman işçi hareketinin önde gelen iki ismi Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’in öldürüldüğü 15 Haziran 1919 gecesinden bu yana neredeyse 100 yıl geçti. Bu siyasi cinayetleri otuz yıldır araştırıyorsunuz. Bu konu niye bu kadar ilginizi çekiyor?

Otuz yıl önce, Güney Almanya Yayıncılık (SDR) kanalında bu eylemler üzerine iki bölümlük bir televizyon filminin yeniden gösterimini izledim. 1968’de çeken Dieter Ertel, filmini titiz bir araştırmaya dayandırmıştı. İzledikçe “elbette, bu soruların çoğu yanıtsız kalmaya devam ediyor” diye düşündüm. Doğrusu, konuyla ilgili bir film yapma istedim ama gerekli kaynağı bulamadım. O zamanlar hiç kimse konuya ilgi duymuyordu.

1960’larda kabul edilen teze göre, Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht, idam mangası tarafından infaz edilmişti. Bununla bir tür kanuna uygunluk izlenimi verilmek istenmişti. Ancak siz olup bitenin çok farklı olduğunu ortaya çıkardınız.

Gerçekten de öyle. Cinayetleri işleyen “Garde Kavallerie Schützen Division – GKSD (Tüfekli Atlı Muhafız Tümeni)” eski kurmay başkanı Waldemar Pabst, zamanın Batı Alman hükümetinin basın sözcüsü Felix von Eckart’ı kişisel olarak tanıyordu. Bu nedenle II. Dünya Savaşı sonrasında dahi bir mit yaratmak kolaydı.

GKSD, sağcı bir Freikorps’tu ama Alman hükümeti o zaman Almanya’da yaşanan solcu ayaklanmayı bastırmak için onlara başvurdu. (Vikipedia: I. Dünya Savaşı’ndan sonra Weimar Cumhuriyeti’nde özellikle komünistlere karşı devlet eliyle örgütlenen düzensiz silahlı birliklere Freikorps denilmiştir.)

SPD liderliğindeki Alman hükümetine karşı Spartakist bir ayaklanmanın yaşandığı Ocak 1919 Berlin’ine gidelim…

Karl Liebknecht, komünistlerin lideri olarak ayaklanmada yer aldı. Ancak kitlesel ayaklanma, Berlin Polis Müdürü Emil Eichhorn’u görevden almayı denediklerinde kendiliğinden başladı. Eichhorn, SPD’den savaş bütçesine karşı çıkmaları nedeniyle atılan solcu erkek ve kadınlar için bir sığınak olan Bağımsız Alman Sosyal Demokrat Partisi (USPD) üyesiydi. Bununla beraber USPD Eduard Bernstein ve Karl Kautsky gibi ılımlı siyasetçileri de içeriyordu. Kasım 1918’de eski Alman İmparatorluğu çökerken geleceğin Almanya Cumhurbaşkanı Friedrich Ebert’in liderliğindeki devrimci bir SPD ve USPD koalisyon hükümeti iktidarı ele geçirdi.

Halkın Temsilcileri Konseyi diye adlandırılan bu yapı, özellikle de Ebert, Alman İmparatorluğunun eski elitleriyle, askeri liderleriyle işbirliği yaptı. Böylece bu işbirliğini kabul etmeyen USPD hızla hükümetten çekildi. Berlin Polis Müdürü Emil Eichhorn, USPD’nin elinde kalan son iktidar kalesini tutuyordu. Ulusal hükümet onu görevden almak istedi ama o bununla mücadele etti de bu da sol ayaklanmayı ateşledi.

Ulusal hükümetteki Sosyal Demokrat bakanlardan birisi de Gustav Noske’ydi…

O zamanlar ordudan sorumluydu ve özünde bir Freikorps olan hükümet güçlerinin fiili başkomutanıydı.

Yani aslında, solcu ayaklanmayı bastırmak için aşırı sağ birlikleri kullanan bir Sosyal Demokrat bakandı.

Aynen.

Karl Liebknecht ve Rosa Luxemburg’un o dramatik günlerde kolay hedef olduğunu söylemek doğru olur. Freikorps, Berlin’de onları arıyordu. Sonra ne oldu?

Aralık kadar erken bir tarihte “Liebknecht’i öldürün” diyen binlerce poster asıldı. Açıkça cinayet çağrısında bulunuyorlardı. Liebknecht ve Luxemburg saklandılar. Rosa Luxemburg ayaklanmayla ilgili ikili düşünüyordu – aslında katılmak istemiyordu. Ama sonuçta “bu, ikinci devrim” kararını verdi. Bu fikri makalelerinde destekledi ama sonra yeniden geri çekildi. Her ikisi de Berlin’de kaldı ve kentin, burjuvazinin yaşadığı bölgesi olan Wilmerdorf’ta saklandılar. Oradayken ihbar edildiler ve yurttaş milisi tarafından tutuklandılar. Ancak yurttaş milisi onlarla ne yapacağını bilmiyordu ve bu nedenle kimleri yakaladıklarını kendileri için en yüksek otorite olan GKSD Freikorps’a raporladılar. GKDS karargâhı Eden adlı lüks bir otelde olduğu için milisler ikiliyi buraya getirdi. Komutan Pabst, işte o zaman öldürülmelerine karar verdi.

Kitabınızda Pabst’ın harekete geçmeden önce Sosyal Demokrat bakan Noske’den güvence istediğini yazıyorsunuz. Noske’ye telefonda Liebknecht ve Luxemburg’u yakaladığını ve onları öldürmek istediğini söylüyor. Noske ne karşılık veriyor?

Pabst’ın terekesinde, kendisi ve Noske arasında geçen konuşmayla ilgili notları buldum. Esasen terekeye erişen ilk bendim. Noske özünde şöyle diyor “Sana ikisini öldürme emri veremem çünkü bu SPD’yi mahveder.” Pabst’a, hükümet birliklerinin komutanı Walther Freiherr von Lüttwitz’i aramasını söylüyor. Pabst “Bana asla böyle bir emir vermez” diye karşılık veriyor. Bunun üzerine Noske, “o zaman kendi eylemlerinin sorumluluğunu kendin üstlenmelisin” diyor.

Bununla ilgili olarak ikinci bir kaynak buldum, söylemek gerekirse alman silahlı kuvvetlerinden bir yarbay. Askeri Tarih Araştırmaları Bürosu için çalışan muhafazakâr bir bilim insanıydı ve Pabst’ın aynı olayları açıkça anlattığı bir konuşmasını dinlemişti. Ona “Pabst ve açıklamalarıyla ilgili ne düşünüyorsunuz” diye sordum. “eğer Pabst öyle dediyse, öyle olmuştur” diye yanıtladı.

Araştırmanıza göre Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht cinayetleri gaddarca ve kanlı oldu. Detaylı olarak ne olduğu anlatır mısınız?

Pabst, 15 Ocak’ı 16’sına bağlayan gece hapishaneye götürürken yolda öldürmeyi planladı. Plana göre “öfkeli kalabalıklar” ikiliyi linç etmekle suçlanacaktı. Ama sonra işler çığırından çıktı. Pabst’ın ekibinden bir görevli, nöbetteki bir askere 100 mark rüşvet vererek Luxemburg ve Liebknecht’i tüfeğinin dipçiğiyle öldürmesi emrini verdi. Asker emre uydu ve her iki kurbanın kafasına ağır darbeler vurdu. Rosa Luxemburg bir arabaya atıldı. Araba hareket etmeye başladığında teğmen Hermann Souchon birden fırlayıp Luxemburg’un kafasına ateş ederek öldürdü.

Rosa Luxemburg’un cesedini Landwehr kanalına atarak olayı ört bas etmeye çalıştılar değil mi?

Doğru. Konvoyun komutanı Kurt Vogel, cesedin dört ay sonra bulunacağı Landwegr kanalına atılmasını emretti. Cinayetlere karşı SPD üyeleri de dâhil olmak üzere protestolar başladı. Ancak o zaman sadece SPD’den oluşan hükümet, olayla ilgilenmesi için sivil bir araştırma komisyonu yerine bir askeri mahkemeyi görevlendirdi. Hatta görevlendirilen askeri mahkeme, katillerle aynı bölüktendi. Asker yargıç bütünüyle Pabst’la işbirliği yaptı ve her şeyin üzerini örttü. Sonra Naziler tarafından ödüllendirilerek Rolan Freisler’in “Halk Mahkemesinde” görevlendirildi. Katiller beraat ettirildi. “Ölü bir bedeni ortadan kaldırmaktan” az bir ceza alan Vogel, Wilhelm Canaris’in yardımıyla Hollanda’ya kaçtı. Canaris daha sonra Hitler döneminde Alman karşı istihbarat birliği olan Abwehr’in başına getirildi.

Karl Liebknecht nasıl öldü?

Luxemburg dışarı çıkarılmadan önce Liebknecht’i Eden Oteli’nden karanlık Tiergarten parkına üzeri açık bir arabayla götürdüler. Sürücü araba bozulmuş gibi yaptı ve ağır yaralı Liebknecht’e yürüyüp yürüyemeyeceğini sordu. Liebknect yürüyebileceğini söyledi ve sırtından vuruldu. Resmi açıklama kaçamaya çalışırken vuruldu şeklinde oldu.

Bu siyasi cinayetler sistematik olarak örtüldü. O zamandan beri resmi anlatıya göre o gece yargısız infazlar gerçekleştirildi. Bu anlatı nasıl bu kadar uzun süre dayandı?

1962’de Batı Alman hükümeti resmi olarak olayların bu şekilde bir anlatısını yaymaya başladı. Nazi propaganda filmlerinin senaryo yazarı Felix von Eckert, özel anlatının yazarlığını yaptı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra silah tüccarlığı yapan Pabst’la sıkı bağlantıları vardı.

Katiller uzun bir yaşam sürdü.

Evet, hepsi uzun yaşadı. Hermann Souchon 1982’ye kadar yaşadı. 1960 gibi geç bir tarihte, kendisini katil olarak gösteren Güney Batı Yayıncılık (SWF) yapımına dava açtı. Prusya sıkıyönetim yasasına göre dahi Luxemburg ve Liebknecht’i öldürmek yasadışı olurdu -ve tesadüfen sıkıyönetim bile henüz ilan edilmemişti. Sıkıyönetim yasası dahi bir mahkeme ve savunma avukatı gerektirirdi. O zaman da cezanın infaz edilmesi için bir 24 saat daha başkomutanlıktan onay gelmesini beklemeleri gerekirdi. Bunların hiçbiri olmadı. Doğrudan cinayetti. Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht bayağı vuruldu ve Sosyal Demokrat Noske de onayını verdi.

Kitabınızda doğrudan bugünün SPD liderliğine hitap ediyorsunuz. Bu partinin liderlerinden ne bekliyorsunuz?

SPD’nin kirli geçmişiyle hesaplaşması lazım. Sonuçta partiyi ilerletmek istiyorlar ve bence bu iyi bir fikir. Bu sürecin parçası olarak, Luxemburg ve Liebknecht’e yapılanlar adaletsizlikti ve SPD sorumluluğunu kabul ediyor, demeliler. Bu olaylardan sonra, Noske daha başka cinayetlerin de sorumlusu oldu ve tutukluların öldürülmesi için yasadışı emirler verdi.

SPD, Noske’nin rolünü bugüne dek gerçekten inkar etti mi?

Uzun sure inkâr edildi ve baskılandı ama yakın zamanda, bazı SPD’liler bunun bir suç olduğunu ve partilerinin ilişkili olduğunu kabul etmeye başladılar. SPD lideri Andrea Nahles, Kasım devrimiyle ilgili yaptığı bir konuşmasında, Noske’nin “muhtemelen” Luxemburg ve Liebknecht cinayetlerine dâhil olduğunu itiraf etti. En azından bu bir başlangıç.

Araştırmanızı nasıl yaptınız?

90’ların başında 1968’deki filmin yazarı Dieter Ertel’le iletişime geçtim. Çokça tavsiyede bulundu. Katillerin terekelerini çalıştım ve onları 1960’larda mahkemede savunan avukatlarla görüştüm. Seksenli yaşlara gelmişlerdi. Üçüncü Reich’ın son lideri Karl Dönitz’i 1946 Nürnberg duruşmalarında idamdan kurtaran avukat Otto Kranzbühler’le görüştüm. Kranzbühler, 60’ların sonunda Hermann Souchon’u da temsil etti. Görüşmemizde Pabst ve Noske arasındaki telefon görüşmesini teyit etti. Tabii ki çok sayıda dosya üzerinde de çalıştım.

Sonradan Weimar Cumhuriyeti’nde yaşanan her şeyle ilgili olduğu için bu cinayetlere büyük önem atfediyorsunuz. Size göre bu cinayetler SPD ve KPD arasındaki ayrımı öyle derinleştirdi ki iki partinin Nazilere karşı ortak direniş geliştirmekten alıkoydu.

Cinayetler SPD ve KPD arasındaki ayrımı derinleştirdi. Ne yazık ki KPD sonradan Stalinistleşti. Ne Luxemburg ne de Liebknecht bunu kabul ederdi. O esnada SPD cinayetlerle ilgili sorumluluğunu üstünden attı. Bu da iki partinin birbirleriyle konuşmasını imkânsızlaştırdı.

Kaynak: https://kontrasalvo.wordpress.com/2019/01/16/klaus-geitingerle-luxemburg-ve-liebknecht-cinayetleri-uzerine-roportaj-claus-jurgen-gopfert/