Kornilov Darbesi – Paul Le Blanc (jacobin)

Yüz yıl önce General Lavr Kornilov ile Alexander Kerensky arasındaki ittifak neden yıkıldı?

Bir zamanlar General Lavr Kornilov ile Alexander Kerensky Rusya’nın kahramanları olarak görülüyorlardı. Muhafazakar tarihçiler Kornilov’u saygın bir vatansever ve işine hakim bir asker olarak tarif ederlerken, liberal tarihçiler bize Rusya’yı canlı, demokratik bir cumhuriyete dönüştürmek isteyen belagatli ve idealist avukat Kerensky’i anlata anlata bitirememektedirler. Çar II.Nikolas’ın tahttan inmesinden sonra, ikisi güçlerini birleştirdiler. Kerensky Geçici Hükümetin başkanıyken, Kornilov genelkurmay başkanıydı. Her ikisi de ulusu daha iyi bir geleceğe taşımak istiyordu.

Görüşü ne olursa olsun tüm tarihçilerin yazıp çizdiği gibi, bu iki kahramanın arası Ağustos 1917’de açılmış, bu da Bolşevik Devrimi’ne yol açmıştı. Ancak tarihçiler bu ayrılığa tam olarak neyin sebep olduğu konusunda aynı fikirde değillerdir.

Kimi değerlendirmelere göre Kornilov bir darbe yapmayı planlamaktaydı. Kerensky ise sosyalist ve işçi kesimleri harekete geçirerek buna engel olmuştu. Bu teze göre vicdansız Bolşevikler bu karmaşadan yararlanıp iktidara el koymuşlardı. Diğerlerine göreyse Kornilov’u ortadan kaldırmak için darbeyi icat etmiş, böylece asıl tehdit olan Bolşevik darbenin önünü alabildiğine açmıştı. Bu yorum şu soruya kapı aralıyor: Neden Kerensky en üst ordu komutanına sırtını dönüp kendi gücünü tehlikeye atsın?

Cevap Kornilov’un 1917’de iki darbe planlamasında gizlidir: Biri Bolşeviklere karşı Kerensky’yle birlikte, diğeriyse Geçici Hükümetin kendisine karşı iki darbe. Aldığı nihai yenilgi bize Rus Devrimi’nde tarihi yazanın kahramanlar değil, bireylerin içinde hareket ettiği bağlamı ortaya çıkarmış toplumsal güçler olduğunu hatırlatmaktadır.

İsyandan Baskıya

Birçok okuyucu Rus Devrimi’ni ortaya çıkaran koşulları hemen akla getirebilir. On dokuzuncu yüzyılın sonundan itibaren, ülkenin katı ve yarı-feodal monarşisi, modern endüstriyel kapitalizmle iç içe geçmişti. Bu tuhaf ilişki çalışan çoğunlukla (ağırlığı köylülerden oluşan ancak içinde dinamik ve sayısı gittikçe artan sanayi işçileri azınlığının olduğu kitleler) seçkinler (soylu aristokratlar ve sanayi kapitalistleri) arasında olağanüstü bir gerilime yol açmıştı. Birinci Dünya Savaşı bu kırılganlığı patlama noktasına taşıdı.

Şubat ayında çeşitli sosyalist grupların devrimci çağrılarına yanıt veren işçiler, barış ve ekmek talebiyle kitlesel bir isyan başlattı. Daha da önemlisi toprağın tamamen yeniden paylaştırılması, otokratik yönetimin sona erdirilmesi, eşit haklar ve daha iyi yaşam koşulları için ayaklandılar.

İsyandan sonra kurulan demokratik işçi ve köylü konseyleri bu değerleri yansıtmaktaydı. Bu sovyetler devrimi sadece koordine etmekle kalmamış, isyanın talep ettiği politik ve toplumsal dönüşüme gözcülük etmişlerdi.

Bu esnada daha “pragmatik” tipler (liberal, muhafazakar ve ılımlı sosyalist siyasetçiler) geçici bir hükümet kurdular. Liderleri işçileri, köylüleri ve Sovyetleri övmekte, Sovyetlere övgüler düzmekte ve barış, ekmek ve toprak vaadinde bulunan her türlü demokratik ve popülist retorikten yararlanmaktaydı. Ancak barış ancak saygınlıkla olabilirdi, ekmeğin gelmesi için krizin bitmesini beklemek gerekiyordu, toprak paylaşımı ise toprak sahiplerinin haklarına saygı gösterecek şekilde olmalıydı.

Başlarda iyi niyetliymiş gibi görünen bu hükümetle işbirliği yapma niyetinde olan sovyetler, her şeye rağmen onu devrimin gerçek hedeflerine yöneltmeye dönük sınırlamalar getirmişti. Sosyalist kimliğiyle bilinen Kerensky, kendisini Sovyetlerle Geçici Hükümet arasında bir köprü olarak ortaya attı ve nihayetinde başkan oldu.

Birçoğu Kerensky’nin kaderinde demokratik bir Rusya’yı inşa etmenin yattığına inansa da, onu iyi tanıyanların şüpheleri vardı. Tarım bakanı olmuş Sosyalist Devrimci lider Viktor Çernov “Kerensky’de her şey mantıksız, çelişkili, değişken, çoğunlukla yanardöner, hayali ve sahtedir” diye yazıyordu. “Kerensky’ye işkence çektiren şey kendisine inanma ihtiyacı ve bu inancı hep kazanma veya kaybetme ihtimalidir.”

Geçici Hükümet içinde Sovyetlerin çıkarlarını temsil etme iddiasını sürdürse de Kerensky, Sovyetlere karşı müesses nizamın siyasetçilerinden yana tavır almaya başladı. Bu da hükümetinin otoritesini sarstı.

İçlerinde birçok Menşevikle SD’nin olduğu ılımlı sosyalistler şunda ısrarcıydılar: Sovyetler sosyalist dönüşümün uzun ama zorunlu önkoşulu olarak gördükleri kapitalist demokrasinin inşasında, Geçici Hükümete yardımcı olmalıydılar. Buna karşılık başlarında Lenin’in olduğu radikal Bolşevikler, ancak Geçici Hükümetin devrilip “tüm iktidarın Sovyetlere” verildiği ikinci bir devrimle, isyankâr kitlelere ait taleplerin güvence altına alınabileceğinde ısrarcıydılar. Bu devrimin diğer ülkelere yayılmasıyla birlikte, sosyalist bir dönüşüm başlatacaktı.

Bıkan işçiler ardı ardına Bolşeviklere katılıyorlardı. SD ve Menşeviklerin sol kanadındakiler bile, Bolşeviklerin tezlerini ikna edici buluyordu. 1905’teki devrimci ayaklanmanın parlak liderlerinden Leon Troçki, bu dönemde Bolşeviklere katılanlar arasında en meşhuruydu.

İşçi sınıfının öfkesi Temmuz ayında devrimci bir gösteriyle doruğa çıktı. Petrograd’ta parti denetimi altında olmayan ancak Bolşeviklerin desteğine sahip militanlar isyanı başlatmıştı. Sonrasında yaşanan şiddet, hükümete baskı kurma bahanesi oldu. Solcu SD’ci Isaac Steinberg’in aktardığı gibi, “subayların, öğrencilerin ve Kazakların oluşturduğu birlikler sokaklara çıkıp, gelip geçenlerin üzerinde silah veya ‘Bolşevik’ olduklarını gösterir şeyler aradılar ve büyük canavarlıklar yaptılar.” Geçici Hükümet Bolşevik partiyi yasa dışı ilan etti, merkezlerini yıkıp yağmaladı ve liderleriyle en görünür militanlarını tutukladı veya sürdü.

Kornilov ve Kerensky

Temmuz günlerinden sonra, Kerensky Kornilov’u Rus ordusunun genelkurmay başkanı olarak atadı. Her ikisi de işyerlerinin kontrolünü almak üzere fabrika komiteleri kuran ve kamusal düzeni sağlayıp gericilerin şiddetine karşı devrimi korumak adına kendi “kızıl muhafız” gruplarını örgütleyen “mantıksız” işçilerin baskısını azaltmayı umuyorlardı. Kerensky bu tür bir radikalliği rahatsız edici buluyordu ancak General Kornilov gibi sağcılar Kerensky gibi ılımlılardan bile hoşnut değillerdi. Geleneksel siyasetçiler (muhafazakarların yanı sıra liberaller) askeri diktatörlüğü ülkeyi istikrara kavuşturmanın tek yolu olarak görmeye başlamışlardı.

Kerensky anılarında Kornilov’un ılımlılar da dahil olmak üzere tüm sosyalistlere duyduğu nefreti açığa vuran şu sözlerini aktarır:

Eminim ki Geçici Hükümeti meydana getiren omurgasız ve iradesiz kişiler sökülüp atılacaklardır. Eğer bir mucize olur da iktidarda kalırlarsa, Bolşevik ve Sovyet liderler Çernov gibi adamların hoşgörüsü sebebiyle cezasız kalacaklardır. Bunların tümüne son verme zamanı gelmiştir. Lenin’in başını çektiği Alman casuslarını asmanın, Sovyetleri yok etmenin, onları bir daha hiçbir yerde toplanamayacak şekilde dağıtmanın zamanı artık gelmiştir!

Kerensky “bunu kabul ettiğini ancak detayların belirlenmesinde rolü olmadığını” itiraf etmektedir. Kornilov’un kendisini yönetimde tutacağını düşünmüştü ancak generalin temsilcilerinden biri Duma’daki muhafazakar ve liberal liderlere “Karargahta ve cephede Kerensky’nin indirilmesi için her şeyin hazır olduğunu” söylemişlerdi.
Ya da Kerensky’nin iddiası böyleydi. Tarihçiler, Kornilov’un gerçekten de Kerensky’nin yerine askeri bir diktatörlük kurma çabası içinde olup olmadığını çok tartışmışlardır. Eldeki bulgular bir dolu hatanın, iletişimsizliğin ve anlaşmazlığın olduğunu göstermektedir. Ne var ki büyük çoğunluğu, her ikisinin de Bolşevikleri yok edip Sovyetleri ezmeyi planladığında hemfikirdir.

Mağlup Olan Darbe(ler)

Nerdeyse son dakikada, Kerensky tehlikede olduğu sonucuna vardı. Sovyetler yıkılınca, general neden ılımlı bir solcu başkanı görevde tutacaktı ki? Kornilov birlikleriyle “Rusya’yı kurtarmak” için Petrograd’a doğru harekete geçtiğinde, başkan devrimin korunması için generali görevden alıp, işçi örgütlerine (tam bir hukuki kabul verdiği Bolşevikler de dahil) çağrıda bulunma gayretine girdi. Kerensky sonrasında şunları yazmıştı:

General Kornilov’a ait birliklerin yaklaştığına dair ilk haberler, Petrograd halkında adeta barut fıçısına atılmış bir kibritin etkisini yarattı. Askerler, denizciler ve işçileri birden paranoyak bir şüphecilik ele geçirdi. Baktıkları her yerde karşı-devrimi gördüklerini düşünüyorlardı. Henüz yeni kazandıkları hakları kaybetme korkusuyla paniğe kapılıp, öfkelerini bütün generallere, toprak sahiplerine, bankacılara ve diğer “burjuva” gruplarına kustular.

Kerensky’nin ayaklanan kitlelere atfettiği “paranoyakça şüphecilik”, aslında karşılaştıkları tehlikeli gerçekliğin farkındalığıydı. Önde gelen Menşeviklerden Raphael Abramovitch şöyle diyordu: “Kornilov’un isyan haberi ülkede ve özellikle solda büyük kıvılcıma yol açtı. Sovyetler ve bağlı örgütleri, demiryolu işçileri ve ordunun bazı grupları, Kornilov’a gerekirse zorla direnmeye hazır olduklarını ilan ettiler.

Fabrika komitelerinin bildirisinde şöyle deniyordu: “Başlarında hain General Kornilov’un olduğu, körlükten ve politik bilinç eksikliğinden yararlanan askeri komplocular devrimin kalbine Petrograd’a doğru geliyorlar.” Bir başka çağrıysa “korkunç saatin gelip çattığını” söylüyor ve işçilerden “devrimi ve özgürlüğü omuz omuza savunmalarını” istiyordu, çünkü “devrim ve ülke onların güçlerine, fedakarlıklarına ve belki de hayatlarına ihtiyaç duymaktaydı.” Tarihçi Alexander Rabinowitch şöyle yazıyor:

Kornilov’un saldırısı haberiyle ayağa kalkan, içlerinde Kadetlerin [pro-kapitalist liberallerin partisi] sol kanadının da olduğu tüm politik örgütler, her türden emek örgütü, asker ve denizci komiteleri hemen Kornilov’a karşı koymak üzere harekete geçti. Yakın tarihte böylesi kendiliğinden ve tek vücut olmuş, güçlü ve etkili bir politik eylem bulmak çok güçtür.

Ancak verilen karşılık bütünüyle kendiliğinden değildi. Menşevik tanıklardan N. N. Sukhanov’un belirttiği gibi Bolşevikler “köklü bir disiplinle kaynaşmış, başkentin en alt tabakalarındaki demokratik yapılarla ilişkili tek büyük örgüttü.” Söylediği üzere “kitleler örgütlü oldukları yerde, Bolşevikler tarafından örgütlenmişlerdi.”

Lenin’in partisi kuşkusuz Şubat’tan bu yana önemli bir destek kazanmış olsa da, isyancılar hala kendilerini çeşitli sosyalist akımlarla özdeşleştirmekteydiler. Abramovitch’in açıkladığı gibi, “karşı-devrimci ayaklanma tehdidi Sovyetlerde hala hatırı sayılır bir nüfusa sahip Bolşevikler de dahil olmak üzere tüm solu telaşlandırıp birleştirdi. Böylesi tehlikeli bir anda işbirliği yapma tekliflerini reddetmek imkansız gibiydi.” Troçki’nin sonrasında aktardığı üzere, “Bolşevikler Menşeviklerle Sosyalist Devrimcilere birleşik cephe mücadelesi yapmayı önermiş, onlarla ortak mücadele örgütleri kurmuştu.”

Kerensky’nin bakış açısıysa şöyleydi:

Koalisyondaki Sosyalist liderlerin çoğu, karşı-devrimin zafer elde etmesi ve arkasından misillemelerin yaşanacağı korkusuyla, yüzlerini Bolşeviklere döndüler. 27 Ağustos’ta histeri krizinin yaşandığı ilk saatlerde, onları gürültülü alkışlarla karşılayıp yan yana “devrimin kurtarılmasına” giriştiler.

Elbette cıva gibi değişken Kerensky bile, birçok kez histeri suçlamalarıyla karşılaşmıştı. ABD’nin Rusya Elçisi David Francis, yaşanan fiyaskodan Rus başkanını sorumlu tutmuştu. Çünkü Kerensky Temmuz’da “hain Lenin’le Troçki’yi idam etmeyi” reddetmiş ve Ağustos’ta “General Kornilov’la uzlaşmayıp, yüzünü İşçi ve Asker Vekiller Konseyi’ne dönmüş ve Petrogradlı işçilere silah ve cephane dağıtmıştı.”

Kerensky yıllar sonra şöyle diyecekti: “Lenin’in bundan yararlanamaması mümkün müydü?”

Gerçekten de yararlanmıştı. “Şu anda bile Kerensky hükümetini desteklememeliyiz. Bu ilkesizliktir,” diyordu Lenin. “Savaşacağız, Kornilov karşısında aynı Kerensky’nin birliklerine karşı durduğumuz gibi duracağız fakat Kerensky’i desteklemeyeceğiz. Aksine onun zaaflarını açığa vuracağız.” Bolşevik lider şunları söylüyordu: “Şimdi harekete geçme zamanıdır; Kornilov’a karşı verilen savaş devrimci bir tarzla, yani kitlelerin seferber edilmesi, uyandırılması, kışkırtılmasıyla yapılmalıdır (Kerensky kitlelerden, halktan korkmaktadır).” Karşı-devrimci güçlere karşı cesurca seferberliğe giren Bolşevikler, Sovyetlerde ve işçiler arasında çok daha büyük bir destek ve otorite elde ettiler.

Bu pratik çabaların örgütlenmesine katkı sunan Troçki sonradan şöyle yazacaktı:

Bolşevikler en ön cephedeydiler; kendilerini Menşevik işçilerden ve özellikle Sosyal Devrimci askerlerden yalıtan duvarları kırdılar ve onları yanlarında sürüklediler.

Kararlı bir işçi seferberliği karşısında ve Kornilov’un komutası altındaki askerlerle temas kuran devrimci ajitatörler sayesinde, sağcı askeri saldırı Petrograd’a varamadan dağıldı. “Kornilov’un karargahını basan yüzlerce ajitatör, işçi, asker, Sovyet üyesi çok az direnişle karşılaştı,” diye yazıyordu Abramovitch. Kornilov’un üniforma giymiş köylü ve işçi askerleri Bolşeviklerin, SD’cilerin ve solcu Menşeviklerin çağrılarına uyarak, subaylara başkaldırıp Sovyetlere katıldılar. Darbe böylece mağlup edildi ve Kornilov’un Geçici Hükümete teslim olmaktan başka şansı kalmadı.

Kornilov’un başarısız darbe girişiminden sonra, Bolşevikler Sovyetlerde belirleyici bir çoğunluk elde edip, bir bütün olarak işçi sınıfından aldıkları desteği garanti altına aldılar. SD içinde büyük bir Solcu çoğunluk, hatırı sayılır miktarda Menşevikle birlikte partilerini bırakıp Lenin ve Troçki’nin saflarına geçtiler. İşte Ekim’de devrimci zaferi getiren şey bu birleşik cepheydi.