M. Görkem Doğan İngiltere’deki seçim sonuçları üzerine yazdı: Odadaki fil

Britanya seçimlerinin önemi kanımca şu basit sorunun yanıtında yatıyor: Yedi haftalık bir kampanya süresi içinde, Avrupa’da artık müesses sol partiler yüzde otuzları bile zorla alırken ve çoğu durumda yirmilerde kalırken, parti içinde ağır bir muhalefetle uğraşmak zorunda olan, ana akım medyanın fikirlerini aşırı bulduğu için ya küçümsediği ya da şeytanlaştırdığı ihtiyar bir adam partisinin oy oranını 1945 seçiminden beri en yüksek yüzdeyle arttırarak Britanya seçmeninin yüzde kırkının desteğini nasıl oldu da aldı?

Sorunun yanıtını ana akım medyada ararsanız Muhafazakar Partinin yürüttüğü kampanyanın, seçim programının ve lideri Theresa May’in sonu gelmez olumsuzluklarından bahsedildiğini görürsünüz. Tabi bir de gazeteci usulü siyaset biliminin boş gösteren kavramları: umuda dayalı bir siyasi söylem ve popülist vaatler var. Theresa May ve partisi için söyledikleri her şey doğru olabilir ama Corbyn’in liderliğindeki İşçi Partisinin yükselişini açıklamak için söyledikleri kampanya popülizmi gibi her şeyi açıklamak için kullanılan kavramlar odadaki fili görmezden geliyor.

Her şeyden önce Jeremy Corbyn’in tekilliğini anlamamız gerekiyor. O İkinci Dünya Savaşından beri merkez bir sol partinin başına geçen en soldaki isim ve göreve geldiğinden beri ana akım sol basın kuruluşları dahil çok ağır eleştiri altında. Kendi partisinde başarısız olmasını dileyenler hiç de az değil ve seçim sürecinde partinin bu ağır toplarından hiçbir destek görmedi. Ne de olsa günümüzde, neoliberal sağduyu atmışlardan yetmişlerden kalma programlarla seçim kazanılamayacağının altını kalın bir biçimde çiziyor. Halk vergi artışı istemiyor, son tahlilde serbest piyasanın işleyişine ve bireyin girişimciliğine inanıyor, ekonomide devletin ağırlığından korkuyor. Siyaset temel olarak kimlikler üzerinden yürüyor. Dolayısıyla sol siyasetin de azınlık kimliklerin hakkını savunan, bireyin özgürlüklerinin (ister ekonomi ister toplumsal cinsiyet alanında) sınırlarını genişleten ve açgözlülük ya da saldırganlık gibi sağ değerlerin kamusal alandaki hakimiyetinin genişlemesiyle mücadele eden bir programla yürütülmesi gerekiyor. Bu anlatı seksenlerin sonundan itibaren merkez sol partileri yöneten reklamcı zihniyetli politikacılar ve yakın dostları olan milyarder medya çalışanı kanaat önderleri tarafından pompalanıyor. Sonuçta daha sol politikalar önerenler bu yerleşik partilerden ayrılmak durumunda kalıyor ve köklü bir partide olmanın avantajlarından yararlanamıyordu.
Fakat Thatcher patentli neoliberalizme alternatif yok söylemi o kadar bayatladı, neoliberal konsensüs özellikle gençler nazarında o kadar itibarsızlaştı ki yukarıda ifade ettiğimiz taktikler de artık işe yaramıyor, Bernie Sanders örneğinde olduğu gibi bel altı yöntemlerle bu isimler eleniyordu. Corbyn özelinde bu başarılamasa da İşçi Partisindeki iç savaş hali Corbyn liderliğinin de inandırıcılığını sarsmıştı. Parti mayıs başında yerel seçimleri kaybetti ondan önce yapılan bir iki ara seçimde de kötü sonuçlar almıştı. Tam da bu yüzden Theresa May kolay bir zafer beklentisiyle baskın seçim kararı aldı. Anketlerde Muhafazakarlar yirmi puan önde görünüyordu. Onlar da neoliberal kendini beğenmişlikle, güçlü liderlik safsatası, kemer sıkma ve Britanya Britanyalılarındır hamasetine dayalı standart bir neoliberal dönem muhafazakar siyasetiyle seçime girdiler. Alternatif Yok’a ikna ettikleri çalışan yoksul durumuna indirgenmiş yurttaşlar oy kullanmaya gitmeyince ya da Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi gibi aşırı sağ seçeneklere meyledince istediklerini alacaklardı.

Ama öyle olmadı. İşçi Partisi seçim manifestosunu yayınladığı andan itibaren hava değişmeye başladı. Manifesto önce basına sızdı sonra resmi olarak açıklandı anketlerde ve sokakta değişim de bu andan itibaren ortaya çıktı. Seçim programı seksenlerin başında ancak utangaçça savunulan daha sonra gündeme bile gelmeyen devletleştirmeyi (demiryolları, su ve enerji dağıtımı için) içeriyordu ve tartışmasız bir biçimde kemer sıkma karşıtıydı. Merkez sol bir partinin Avrupa’da son otuz beş yılda çıkardığı en radikal metindi.

Böyle bir metinin intihar olacağı iddiasındaki çokbilmişler İskoç Ulusal Partisinin oylarındaki artışın nedeninin kemer sıkma karşıtlığı değil İskoç milliyetçiliği olduğuna emindi. Ne de olsa kimlik siyaseti dönemindeydik. Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisine oy veren eski İşçi Partisi demografisinin düşen ekonomik statüleri nedeniyle ayrıcalıklarını kaybetmekten korkan sağ kültürel değerler sahip beyaz erkek mavi yakalılar olduğunu vazediyorlardı. Bunları ancak göçmen karşıtı söylem kendine çekebilirdi ve tabii terör tehlikesine karşı da güvenlikçi politikalar ve şahin söylem gerekliydi. Seçim kampanyası ve sonuçları tüm bu neoliberal zamanlar siyasal bilgeliğinin artık geçersiz olduğunu gösterdi. Özellikle Manchester saldırısına şovenizm ve daha fazla polis yetkisi vermenin değil de sağlıkçı ve güvenlikçi acil müdahale kamu personeline daha fazla yatırım yapılmasının ve İngiliz dış politikasını değiştirilmesinin ilaç olabileceği fikri seçmene basının tüm çabasına rağmen hiç de şoke edici gelmedi. Bunun nedeni özellikle gençlerin ebeveynlerinden farklı olarak haberleri ve haberlere dair yorumları siyasetçiler ve iş adamlarıyla yakın arkadaş milyarder medya çalışanı kanaat önderlerinden değil de internetten almaları.

İşçi partisine akan rekor seviyedeki yeni oya baktığımız zaman üç kaynaktan geldiğini görüyoruz. Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisine geçen seçimlerde verilen oyun üçte biri; yani eskiden İşçi Partisine oy veren türden insanlar. Bunların şovenist olduğu söyleniyordu oysa Murdoch basınının sayfa sayfa IRA ile barışı kimse savunmuyorken savunan Corbyn haberlerine ve HAMAS dostu Corbyn haberlerine rağmen bu barış yanlısı solcu ihtiyara oy verdiler. İlk defa oy veren gençler ise diğer bir kaynak. İşçi Partisine sadece yüzde iki buçuk fark atabilen Muhafazakarları endişelendiren bir istatistik bu. Yeni seçmenler İşçi Partisine oy veriyor kendi seçmenleri ise yaşlı. Son olarak İşçi Partisi orta gelir grubu kentli, Beyaz Yakalı AB yanlısı seçmenlerden de oy almış gözüküyor. Liberal Demokratların Muhafazakarlarla koalisyonda kaybettikleri itibarları ve İşçi Partisinin çok farklı yerlerden oy alabilen geleneksel bir parti olması bu kesimden oy alınmasında etken.

Sonuç olarak odadaki fil devletleştirme demekten çekinmeyen kemer sıkmaya yeter artık diyen bir program, odadaki fil düzen siyasetinden bıkmış çalışan yoksulların neoliberal alternatifsizlik dinini kabullenmemesi ve odadaki fil gençler. O gençler belki de üç asırdır ilk defa Avrupa’da ebeveynlerinden daha kötü sosyoekonomik koşullarda yaşayacaklar ve bunu kabullenmek istemiyorlar ve neoliberal pravdaların yirmilerindeki bu insanların fikirleri üzerinde hiçbir etkisi yok. Corbyn fenomeninin özelliği bu insanların siyasi iradesinin ülkenin temel politik siyasi kurumlarından birini elde edebilmiş olması. Ne Almanya’da ne Fransa’da ne de Birleşik Devletler’de buna izin vermediler. Bu ülkelerde gördüğümüz farklı siyasal sonuçların altında yatan bir etken de bu.

Muhafazakar partinin lideri Theresa May’in soyadından hareketle İşçi Partililer “Haziran Mayısın sonu olacak” diyorlardı. Bu slogan şimdilik tutmadı ama ümitsiz bir hamleyle iktidarda kalmaya çalışan Theresa May başbakan olarak bir Mayıs daha göremez. İlk defa bu seçim başarısı sonrası mümkün olduğu düşünülmeye başlanan olası bir Corbyn başbakanlığı ise Thatcher’ın 79’da iktidara gelmesi nasıl Keynesçi konsensüsün sonunu ilan ettiyse neoliberal dogmanın sonunu ilan eder. Müesses nizam Britanya’da acil olarak bir Macron bulmalı.