M. Görkem Doğan: “Sarı Yeleklilerin geleceği olmayabilir ama popülizmin Fransa’da bir geleceği olduğu ortada”

Fransa’da akaryakıt zamlarıyla beraber hükümete karşı oluşan tepki sokaklara taştı. Fransa taşrasından başlayarak 300 bin kişiye ulaşan hareketin simgesi, eylemcilerin giydiği sarı yelekler oldu. Yaklaşık 10 gündür devam eden Sarı Yelekliler Hareketi’nin taleplerini, öznelerini ve Fransa açısından geleceğini öğretim üyesi M. Görkem Doğan ile konuştuk.

Röportaj: Gazete Hayır

Öncelikle “sarı yelek” ile başlayalım. Nereden geliyor bu sarı yelek?

Her araç sahibinin araçta bulundurması gereken ilk yardım ve ilk müdahale araçları vardır. Fransa’da bu düzenlemeler arasında sarı yelek de vardır. Çünkü geceleyin zor durumda kalırsan o parlak yelek ile arabanın lastiğini değiştirirken yandan gelen araba sana vurmasın diye böyle bir şey düzenlemişler. Haberlerde hep Paris’te olan biteni görüyoruz ama mevzunun ortaya çıktığı, etkili olduğu yer taşra. Fransa da Türkiye gibi bir yerdir; İstanbul ve geri kalan olduğu gibi Fransa da eskiden beri Paris ve taşra diye ayrılır. Bütün neoliberal politikalarda olduğu gibi taşradaki gündemde “kamu hizmetlerinin daralması” diye bir konu var. Bizdeki bütün köy okullarının kapatılıp taşımalı eğitim diye merkeze getirilmesi gibi. Köy okulunda 3 öğrenci, 5 öğrenci var ve karlı, efektif değil. O yüzden okulları merkeze taşıyorlar. Fransa taşrasında da kreşlerin ve okulların sayısı bu sebepten azaldı. Bir yandan ise tren yolu karlı değil denilerek tren hizmetlerini de azalttılar çünkü devlet tren yollarını satmaya çalışıyor hatta geçenlerde buna karşı da eylemler yapıldı. Biliyorsun, özelleştirme yapmadan önce seferleri azaltarak, “kar edemiyoruz, devlet batıyor” diyerek başta trenlerden uzaklaştırıyor insanları. Tren hizmetleri azaltıldığı için taşrada yaşayan insanlar çocuğunu okula bırakıp oradan işe gitmek için -ki iş hizmetleri de az- arabaya muhtaç kaldı.

Son zamanda arabalara dair iki düzenleme oldu. Birincisi, hız limitini 90’dan 80’e düşürdüler. 80’den hızlı gideni gördüğünde ceza yazmaya başladı. Fakat insanlar çocuğunu kreşe bırakıp oradan işe gitmeye kalktığında hızlı gitmek durumunda kalıyor ve sonunda ceza yiyor. İkincisi, mazot üzerindeki vergiyi arttırdılar. Bizde eskiden beri var, benzinde çok ciddi vergiler ödüyoruz. Ama Fransa fiyatı dışında vergi ödemeye alışık değil. Bununla ilgili devletin açıklaması ise kullanılan fosil yakıtların karbon oranı yüksek olduğu için karbon emisyonlarının kullanımını azaltmak ve insanları kullanımından uzaklaştırmak için böyle bir artırıma gidildiği yönünde. Alınan verginin de yeşil enerjide kullanılacağını söylediler. Fakat rakamlar gösteriyor ki vergiden gelen gelir, yakın zamanda zenginlerden alınan vergilerin azaltılması karşısında oluşan açığı telafi etmeye kullanılacak. Gérard Depardieu açıklama yapmıştı “Ben Rusya vatandaşı olacağım, çok vergi ödüyorum bu ülkede” diye. Yani zenginlerden alınan vergilerin azaltılması bütçe açığı yaratmasın diye, yapılan zamlar dolaylı yoldan eksiği kapatmak için kullanılıyor. Fransız taşrasında bu, büyük bir tepki topladı ve sosyal medya üzerinden ortaya çıktı.

Sarı Yelekliler Hareketinin özneleri hakkında bir yandan Fransa’nın alışık olduğunun aksine örgütsüz, daha önce herhangi bir eylemde bulunmamış ve alt sınıfa yakın, yaş ortalaması yüksek kişiler olduğu diğer yandan ise hareketin orta sınıfın kaygıları üzerinden büyüyerek aşırı sağ tarafından başlatıldığı söyleniyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Fransa’da çok kuvvetli bir eylem geleneği var. O gelenek daha ziyade örgütlü insanların, özellikle işçi ve öğrenci sendikaları etrafında şekillenir. Fransa çatışmalı eylemlere alışık bir ülke ama genelde öznesi örgütlü kesimdir. Bizden farklı olarak işçilerin hepsi sendikalıdır orada. Bizde üye olup sendikaya aidat verilirken orada sendikalara oy veriliyor. Çalışan kişi, işyerinde hangi sendika yetkili olsun diye oy vermeye gider. Bunun dışında da sendikayla çok ilişkisi yoktur. Yani partiye bağlılık gibi sendikaya bağlılık vardır. Doğrudan üye sayısı çok görünmeyebilir ama sendikalılık duygusu çok yoğundur. Eylemleri de sendikalar yapar. Baktığımızda orada sendikaların bayrakları, onları destekleyen siyasi partilerin bayrakları Fransa’daki eylemlerde görmeye alışık olunan bir şeydir. Eylemleri de o insanlar yapar gibi. Bu eylem ise tamamen bu geleneğin dışında. Taşrada diyoruz, buradakiler kendine çalışan insanlar. Yaş ortalaması da yüksek çünkü bu insanlar araç sahipleri, ki bu da iyi kötü işleri var demektir. Bekar çalışan anne oranı da çok yüksek. Normalde yine görülmeyen bir şey, bir iki sosyolog buna dikkat çekmiş. Onlar zarar görüyorlar yani. Aşırı sağ mevzusuna gelince; taşrada bu bir gerçek. Orada Le Pen’in oy oranı çok yüksek. Dolayısıyla orada popüler bir şey olduğunda aşırı sağın içinde olmaması mümkün değil. Popülist bir hareket olduğu için orada hangi eğilim varsa hareketin içinde de o bulunuyor. Ama bu zenginlerle alakası olan bir şey değil, hatta zengin düşmanı bir hareket. Dolayısıyla alt-orta gelir grubu daha çok işin içinde. En yüksek gelir grubu tam tersine birisinin yaptığı şey bu; ölenlerden birisinin üzerine araba sürülmüş. Yani iyi marka arabası olan, eylemlerden rahatsız. Eylemlerin öznesi en alt sınıf değil kuşkusuz, çünkü arabaları yok. Alt-orta gelir grubu ve bunların arasında da Le Pen’in partisini destekleyenler az değil. Ama halihazırda taşradaki sosyolojide zaten partiyi destekleyenlerin sayısı çok. Le Pen’in partisinin oy sayısı %20, yani her 5 kişiden 1’i demek. Açık konuşalım; aşırı sağ partilere en zenginler oy vermiyor. En yoksullardan da yok, göçmen sınıfından. Ara gruplarda daha fazla. Dolayısıyla evet, eylemleri yapan demografi gereği aşırı sağ var ama aşırı sağın talepleri eylemlere damga vurdu denemez. Genel talepler anti-elitist, hitabi popülist bir hareket. Bir de Macron tam bir seçkin. Fransa’nın mülkiyesinden mezun oluyor, ardından hemen büyük finans kuruluşlarından birinde çalışıyor. Doğrudan Élysée Sarayı’na bir önceki cumhurbaşkanının danışmanı olarak gelip ardından bakanlık yapıyor. Yeni bir hareket oluştuğunda zenginlerin hepsi Macron’un partisine girdiler. Dolayısıyla Sarı Yelekliler Macron’a da çok büyük bir tepki duyuyorlar. Siyasi simge ısrarla kullanmıyorlar. Fransa’da normalde böylesi yoktur. Le Pen’in partisinin hareketi en başta kendi kontrolüne almak istemesine rağmen (içinde kendi üyeleri de olduğu halde) ona tepki gösterildi. “Biz kesinlikle siyasetle anılmak istemiyoruz” dediler.

Eylemler başlar başlamaz çok çatışmalı geçti. Daha eylemlerin başında polise “Siz de bizdensiniz, neden böyle yapıyorsunuz?” diyen bir sürü görüntü gördük. O yüzden Fransa’da alışık olduğumuzun dışında, daha popülist (söylem değil, oluşturduğu özneler itibariyle), daha siyaseten ayrışmamış bir kitlenin “Siz elitsiniz, bizi anlamıyorsunuz” gibi laflar ettiği bir eylemlilik süreci yaşanıyor.

Sosyalistler harekete karşı nasıl tutum sergiliyor? Sendikalara da bir tepki var diyebilir miyiz?

Sosyalist Parti son dönemde çok itibar kaybetmiş durumda. Sosyalist Parti dediğimiz 1. Dünya Savaşı öncesinde kurulmuştu, şimdiki ise 1973’te yeniden kuruldu. 1. Dünya Savaşı öncesinde hem Marksistler hem de ilerici liberaller (Fransız Devrimi geleneğini sahiplenenler) bir araya gelerek kurmuşlardı, 1. Dünya Savaşı sırasında dağıldılar. Komünistler ayrıldı, birden fazla sosyalist hizip ortaya çıktı, sonrasında Troçkistler de ayrıldı. Karışık birçok şey oldu. François Mitterrand, 5. Cumhuriyet dönemi boyunca yani 1950’lerin sonundan itibaren bu sosyalistleri bir araya topladı, yanına da komünistleri müttefik olarak almayı başarmıştı. O parti şu anda son derece itibar kaybetmiş durumda. Bütün bu neoliberal dönüşümlere katkısı olduğu için halktan yana onlara karşı bir tepki var. Komünist parti ise genelde endüstri işçileriyle alakadar olduğu için taşradaki insanlarla hiçbir zaman kuvvetli bağları olmadı. Tarihsel olarak da bağlantılı olduğu bir kesim değil. Ama Boyun Eğmeyen Fransa Hareketi, kendisinin de popülist bir söylemi olması sebebiyle eylemlerle neredeyse Le Penciler kadar etkileşim kurmaya çalışıyor. Geleneksel sol (kitabi olarak akademik sol çevreleri kastediyorum) ve sosyalist parti artıkları bu işe küçümseyerek bakıyor ama onlar zaten Melanşon hareketinden de rahatsızlar. Şu an Fransa’da sol namına açık ara en büyük desteği alan hareket, Boyun Eğmeyen Fransa Hareketi’dir. Onlar da eylemcilerle ilişki kurmaya çalışıyorlar.

Sosyal medya üzerinden örgütlenmesi ve kendiliğinden doğan bir hareket olmasını göz önünde bulundurursak Sarı Yelekliler eylemi ile Gezi direnişi arasında bir benzerlik kurabilir miyiz?

Gezi ile karşılaştırmak şöyle yanlış; birincisi, Gezi’yi yapan toplum kesimi ile buradaki kesim arasında fark var. Bir sosyal medyadan örgütlenme tarzıyla karılaştırılmak isteniyorsa bu, 2008’lerden itibaren zaten çok yaygın olarak kullanılan, en saf iletişim aracı. Öyle olursa her şey, her şeye benzetilebilir. Ama işin arkasındaki sosyolojiye baktığın zaman Gezi daha ziyade kentliydi. Burada taşra, Fransa’nın aslında sahibi sayılan insanlar gibi. İkincisi, taleplere bakacak olursak da burada çok hayatla ilgili talepler var, vergiler düşsün gibi. Ekolojik değil ve tam tersine çevreciler Sarı Yeleklilere karşı. Çevreciler vergiyi destekliyorlardı. Akaryakıttan vergi alınması, yani doğru mu harcanıyor o ayrı bir tartışma, ama kesinlikle fosil yakıtları kullanmayı zorlaştıran, dezavantajlı hale getireni destekliyorlardı. Harekete soldan en büyük tepki çevrecilerden geliyor. O yüzden benzetmek çok yanlış olur.

Sarı Yeleklilerin eylemleri hakkında nasıl bir öngörüde bulunabiliriz? Fransa siyasetini nasıl etkileyecek?

Net olarak bir şey söylersek o da tarihsel olarak baktığımızda belirli bir siyasi önderliği olmayan hareketlerin çok sonuç alamadığıdır. Böyle devam ederse, bir siyasi önderlik ortaya çıkmazsa zaman içinde sönümlenmesi beklenir açıkçası. Tarihte daha önce gördüklerimiz genelde böyle oluyor. Devletler de bazı isteklerinin ufak bir kısmını verip “bu size yeter” diyebiliyor. Bu hareketin meşruiyeti; yaygınlığı ve kalabalıklığından geliyor. Bazı istekleri karşılandığı takdirde bu kalabalığın azalmasıyla hareketin hızlıca sönümlenmesi beklenebilir. Normalde beklenen budur. Ama dalgalı, çalkantılı bir dönemdeyiz, yine de belli olmaz. Var olan siyasi kesimle halkın arasının açık olduğu örnek İtalya’ydı. İtalya’daki Beş Yıldız Hareketi de buna benzer bir hareket aslında. Fakat Beş Yıldız Hareketi’nin başından itibaren çok otokratik bir liderliği vardı. Dolayısıyla onlar şimdi hükümet ortağılar. Burada kesinlikle böyle bir şey yok. Zaman içinde sönümlenmesi olasıdır. Fakat hareket, Macron’un siyasi kariyerini bitirdi. Tam kendinden beklenen açıklamayı yaptı dün. Büyük bir laf ettiğini sanıyor ama bence çok büyük bir tepki uyandıracak. Diyor ki “Haklısınız yarınınızı düşünüyorsunuz. Zaten sizin gibi insanlar sadece yarınını düşünür. Ben dünyanın yarınını düşünüyorum”. Kamuoyu araştırmaları da bunu gösteriyor, Macron da tıpkı daha önce danışmanlığını yaptığı ve daha sonra yanından ayrılıp cumhurbaşkanı adayı olduğu Hollande gibi herhalde 5 yılının sonunda insan içine çıkamayacak duruma gelecek. Le Pen ise elini ovuşturuyor açıkçası. Sarı yeleklilerin üzerinden gitmese de bu popülist taleplerin bir karşılığı var. O yüzden buralara konuşmaya çalışan liderler Fransa’da öne çıkıyor. Le Pen gibi, Melanşon gibi. Doğrudan Sarı Yeleklilerin bir geleceği olmayabilir ama bu tür bir popülizmin Fransa’da geleceği olduğu ortada.