Makbule Hanım ve Stephen Hawking – Hıdır Ateş (deng24)

Soğanlı melemen o evde kahvaltıların vazgeçilmez bir parçasıydı. Makbule Hanım, o sabah melemenin soğanını azıcık yakıvermişti.

O gün biraz daha tez canlıydı. Pek hızlı biçimde hazırlamıştı sofrayı. Yumurtalar az pişmiş olsun istemişti. Emekli maaşı düşük olmasaydı zeytinin, peynirin daha iyisini almaktan kaçınmazdı Makbule Hanım.

Üniversiteyi çoktan bitirmiş, istikrarlı biçimde bekâr oğlu ile mutlu sayılabilecek bir yaşam sürdürüyordu.

Kocası Rahmi Bey çoktan rahmetli olmuştu.
***
Baharın gelmesi, her defasında Makbule Hanımı pek mutlu ederdi. Pazarda ve markette sebze, meyve ucuzlamaya başlardı.

Rahmi Bey de pek severdi soğanlı melemeni. Oğlu, bir türlü sevgi bağı kuramamıştı soğanlı melemenle ancak çok da huysuzluk yapmazdı, sıyırırdı her defasında tavanın dibini.

-Anne! Vazgeçmedin şu melemeni soğanlı yapmaktan…
-Evladım, melemen soğansız olmaz ki…
-Olur, olmasına da sen bir türlü vazgeçmedin alışkanlığından
-Hadi oradan, melemene kusur bulacağına azıcık gayret et, evlen uygun biriyle de torun göreyim son zamanlarımda; bak bir ayağım çukurda neredeyse.
-Anne, sen alış benim sona ermeyecek olan bekârlığıma ya da Rahmi Beyi yalnız bırakma artık oralarda, git takıl onunla.
-Densiz, Ben daha yetmiş sekiz yaşındayım, neden gidiyor muşum ki…
-Rahmi Bey, vallahi cennetlik adamdı; orada şimdi gününü gün ediyordur, haberin olsun bak…
-Gitmesine gideceğim de, burada üç beş gün daha kalıp Rahmi Bey’i kıskandırayım istiyorum. Hem burada da durum o kadar fena sayılmaz; anlarsın sen ne demek istediğimi.
-Anne!
-Eh! Ne yapayım, sen beceriksiz çıktın, büsbütün evde kaldın. Belki de ikinci bahar için uygun zamanım geldi.
-Anne bak, yetmişinden sonra azanı teneşir paklar derler.
-Ha ha yok, yanlışın var o kırk yaş için söylenmiş bir sözdür. Yetmiş sonrası için esnek yaklaşım benimsenmiştir
-Ama Anne be, Sen devam et soğanlı melemene boş ver gerisini.
***
Ekrem, kahvaltıdan sonra “yoğun” bir güne başlamak için geçiverdi bilgisayarın başına. Tüm gün internete gezip durmak çok “yoruyordu” doğrusu.
Bilmem kaçıncı işyerinden ayrılmamış olsaydı kalkıp işe gidecekti.
Olsun belki bir gün yeni bir iş bulabilirdi. Bu aralar hükümet kanun kadar kudretli kararnameler ile çok sayıda memuru işten atmış iken ve üstelik ekonomi berbat haldeyken iş arama girişimi bile akla uygun sayılmazdı.
O gün de bolca internette gezindikten sonra gidip biraz uzandı yatağına…
Makbule Hanım da evi toparladıktan sonra açık duran bilgisayarın başına geçti. Hep yaptığı gibi bolca gazete okudu. Ona en ilginç gelen haber Stephen Hawking’ in gelecek ile ilgili yorumu olmuştu.
“100 yıl içinde gezegeni terk etmeliyiz” diyordu. İnsan türü çoktan kirlettiği, yaşanmaz hale getirdiği bu dünyadan çıkıp gitmenin bir yolunu bulmaz ise fare gibi kapanında ölüp gidecekti.
Makbule Hanım’ın içini bir endişe kapladı. Buradan taşınmak isabetli olacak adam haklı diye düşündü.
***
Son gözüne çarpan haber ise sıfır kan grubundan olanların kalp krizi riskinin diğer kan gruplarına göre çok daha az olduğunu anlatan bir yazı olmuştu.
Makbule Hanım da bu gruptandı, belli ki yüz yaşını tamamlayacaktı. Şu sünepe oğlan evlenip çocuk sahibi olsa torun ile oyalanırım hiç olmazsa diye düşündü.
***
Sonraki günlerde pek telaşlı biçimde evi toplamaya başladı. Kurutulmuş meyve, melemen yapmak için kavanoz kavanoz domatesler, bulgur, pirinç, makarna ve pek çok reçeli özenle kolilere yerleştirdi.
Annesinin bu durumuna anlam veremedi oğlu.
-Hayırdır Anne? Ne oluyor? Evi neden toparlıyorsun?
– Ah şaşkın oğlum anlasana zaman geldi artık…
– ?
-Taşınıyoruz
-Taşınıyor muyuz? Hayırdır nereye?
-Şaşkın sünepe, bütün gün internette gezinip duruyorsun, farkında değil misin?
– Ne oldu ki?
-Ah keşke biraz bana benzeseydin ama sen babanın tüm genlerini almışsın sanki.
-Buralardan çekip gitme zamanı geldi artık.
-Hayırdır Anne yoksa yurtdışına mı taşınıyoruz. Eh! Belki de haklısın bu ülke çoktandır çekilmez oldu.
-Ah benim evladım, neredeyse yaklaştın.
-Nasıl yani?
– Ben biraz daha uzak bir yer düşünmüştüm…
-?
-Mars’a taşınmak iyi gelecek bize…
-Mars’a mı? Anne çok şakacısın bu sabah.
-Bütün gün sadece o erotik sitelerde gezip durmaktan bıkmadın bir türlü.
-Anne…
-Eee haksız mıyım biraz da bilim ile ilgilenseydin beni anlardın. Bak, O engelli bilim adamı buradan taşınmanın zamanı geldi diyor
– Kim o?
-Stepne Havin diye bir adam var ya…
-Ha ha
-Gülme öyle
-Stephen Hawking demek istiyorsun galiba
-Tamam, o işte, yüz yıl içinde bu gezegeni terk etmemiz şart demiş
-Yani, senin bu hazırlıkların bu yüzden mi?
-Tabi ya ne sandın sen
-Ama daha yüz yıl vakit var ne bu acele?
-Eh! Ben yaşlı bir kadınım şimdi başlarsam ancak hazır olurum
“Zavallı annem artık iyice yaşlandı, olup bitenleri, yazılanları, söylenenleri pek fazla kavramıyor” diye düşündü Sünepe… Gülümseyip savuşuverdi mutfaktan.
Makbule Hanım kararlıydı. Sonraki günlerde de devam etti hazırlıklara. Giysiler birer birer özenle yerleştirildi valizlere. Evin her yanı ince ince silinip süpürüldü. Acaba her defasında kendisine iltifatlar yağdıran uzatmalı Dul Hüseyin Efendi de bu plana dâhil olur muydu?
Mars’a gitmek altı ay sürüyormuş ancak şimdilik geri dönüş mümkün görünmüyormuş. Olsun zaten geri dönüp ne yapacaktı ki burada, babadan kalma bu evi ve Didim’deki yazlığı sattıktan sonra… Böylece yolculuk için gereken parada sağlanmış olacaktı.

***
Ekrem, çoktandır annesini doktora götürmeyi planlıyordu. Onun artık yaşlılıktan ötürü zihin yapısında bozulmalar olduğu belliydi. Tıp bu tür sorunlara oldukça başarılı biçimde çözümler sunuyordu.
İnternet üzerinden 15 Haziran 2017 tarihli bir nöroloji randevusu almıştı. Annesine, ertesi sabah bundan bahsetti.
-Aaa olmaz ki, mümkün değil o tarihte burada olamayacağız, çoktan yola çıkmış oluruz
-Hangi yola be Anne Allah aşkına?
-Eee dedim ya taşınıyoruz diye.
-Anne nereye taşınıyoruz?
-Mars’a tabi ki… Şimdilik oraya kadar gitmek mümkün sonrası Allah kerim…
-Anne yapma lütfen senin tedavi görmen gerekiyor, bak söylemek istemiyorum ama artık muhakeme yeteneğini yitirmiş haldesin
-Ne diyorsun sen yarım akıllı oğlum, O koskoca bilim adamından daha mı zekisin yani. Onun değil de senin dediğine mi uymam isabetli olur?
Zavallı Ekrem ne diyeceğini bilemedi. Mutlaka doktora götürmem lazım diye düşündü.
****
Ertesi sabah da evde yaşam aynı biçimde başlamıştı. Kahvaltı masada hazır Ekrem’i bekliyordu. Bol soğanlı melemen yerli yerindeydi.
-Günaydın Anne
-Günaydın Sünepe Oğlum
-Bugün nasılsın anne
– Bugün de iyiyim
-Şu dünyadan taşınma takıntından vazgeçmiş olabilir misin?
-Ha ha asla, Stepne Havki ne diyorsa o…
-Anne ya!
-Dur bakayım, gezegenden taşınmadan önce son bir kez biraz dünyevi takılsak ne olur ki?
– Nasıl yani?
-Bak! Yaz geldi kapımıza dayandı, Kalkıp Didim’e gitsek diyorum. Sen ne dersin?
-Aaa tabii Anne, Her yıl gitmez miyiz zaten?
Makbule Hanım oğlunun gözlerinin içine baktı ve gülmeye başladı.
– A benim sünepe oğlum, o halde neden valizleri derleyip toplamama şaştın bu kadar?
-Nasıl yani, Mars’a yolculuk hayalleri ne oldu peki?
-Aman boş ver, madem daha yüz yıl vaktimiz var bu dünyada, ben ömrümün kalan yirmi yılında Ankara ve Didim de oyalanmayı daha isabetli buluyorum. Sen istersen benden sonra alıp başını gidersin. Mars mı, Jüpiter mi artık orasını bilemem…
***
Makbule Hanım, kahkaha ile gülmeye devam etti, güldü güldü… Yok ya bu çocuk kendisine hiç çekmemişti.
Ekrem, ekmeği melemene daldırdı, soğanlar biraz yanıktı ama…