Marslıların komünizminde ölümsüzlük arayan bir Bolşevik – Kavel Aslan (Gazete Duvar)

Bilim insanı, filozof, ekonomist, doktor, Bolşevik, proleter sanatın yaratıcısı ve bilim kurgu yazarı… Bunlar Bogdanov hakkında söyleyebileceğimiz özelliklerden. Marslıların komünist uygarlığını konu aldığı Kızıl Yıldız bilim kurgu romanından, banka soygunlarına, kan naklindeki buluşlarından ‘Kızıl Yıldız’ sembolünün anlamına: İşte Bogdanov’un hayatı ve Bolşevik bilim kurgu!

ABD merkezli modern bilim kurgu kültürü, uzayı ürpertici, uzaylılarıysa ‘istilacı’ olarak zihinlere yerleştirdi. İstilacı bir sistemin kültürel ürünlerinde, diğer canlı formlarının da o istilacılara benzetilmesi şaşılacak şey değil. Peki Bolşeviklerin bilim kurgu kültüründe kısa bir seyahate ne dersiniz? Marslılar tarafından kurulan komünist dünyanın anlatıldığı Bolşevik Aleksandr Bogdanov’un Kızıl Yıldız romanı, Bogdanov’un ‘ölümsüzlüğü bulma’ yolunda kendi kan nakli deneyindeki ölümü ve bu alanda yaptığı çığır açan deneyler, Lenin ve Stalin ile birlikte banka soygunları… Peki ama tüm bunların nasıl bir bağı var? Marslı komünistlerle kan nakli nasıl birleşiyor? Bu soruların cevabına ulaşmak için önce Bogdanov’un hayatından, daha sonra da komünist Marslıların dünyaya buradaki devrimci hareketlerle ilişki kurmak üzere geldiği bilim kurgu romanı olan Kızıl Yıldız romanından bahsetmek gerekiyor.

Lenin ve Stalin ile banka soygunu

Bogdanov, bir bilim insanı, filozof, ekonomist, doktor, Bolşevik, proleter sanatın yaratıcısı ve bilim kurgu yazarı. 1900’lü yılların başlarında Bolşeviklerden yana Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi (RSDİP) üyesi olan Bogdanov, bilimsel çalışmalarıyla devrimci hayatını bir arada götürmeye çalışan bir isimdi. 1905 başarısızlığının ardından Duma’daki vekillerin çekilmesini ve partinin yeraltına inmesini savunan Bogdanov, Lenin ile karşı karşıya gelir. Öyle ki Lenin-Bogdanov çatışması parti içi siyasi tartışmadan çıkıp felsefi bir anlaşmazlığa dahi uzar. Lenin “Materyalizm ve Ampiryokritisizm” kitabında Bogdanov’u felsefi idealizm yaptığı gerekçesiyle suçlar.

Bolşeviklerin erken dönemlerinde Bogdanov, parti içinde etkisi yadsınamayacak isimlerdendi. Hatta 1907 yılında Avrupalı sosyal demokratların büyük tepki gösterdiği Tiflis Banka Soygunu’nun Lenin, Stalin gibi isimlerle birlikte düzenleyicileri arasındadır. Soygunda bugünün parasıyla yaklaşık 3.8 milyon dolar para, hareket halindeki banka araçlarından çalınır ve Bolşeviklerin devrimci faaliyetleri için kullanılır. Bogdanov’un birazdan bahsedeceğimiz, pek çok alanda çığır açan bilim kurgu kitabı ‘Kızıl Yıldız’ da bu tartışmaların ve devrimci eylemlerin arasında, 1908 yılında Petrograd’da basılır.

Lenin’le düştüğü anlaşmazlık sonucunda 1909 yılında Bolşevikler tarafından uzaklaştırılır, soluğu Rus yazar Maksim Gorki’nin yanında, İtalya’nın Kapri adasında alır. Gorki, Novaya Jizn gazetesi etrafında toplanan küçük bir yazar ve aydın topluluğunun liderliğini yapıyordu. Bogdanov da siyasi hayatına 1905 ayaklanmasından devrimci şiddet kullanımı yönünde fikirleri olumlu yönde değişen Gorki’yle beraber devam eder. Lenin ve Gorki çeşitli dönemlerde sürtüşse de aralarında yakın ilişkiler vardır.

Bogdanov, Gorki ve Lenin, Kapri Adası’nda – 1908

Proleter kültür ve Bogdanov

Bogdanov, ilerleyen dönemde siyasetten uzaklaşır ve kendini bilimsel çalışmalara verir. Ekim Devrimi’nden sonra Bolşevikler onu partiye davet ettiyse de kabul etmez. Ancak Proletkult olarak bilinen işçi sınıfına ait saf bir kültürün yaratılması ve yansıtılması için çaba harcayan sanat hareketinde kurucu görevi üstlenir. 1918 yılında Bogdanov’un eğitim anlayışıyla kurulan Moskova Proletarya Üniversitesi bu akımın sembollerindendir. Bu üniversiteyle amaçlanan şey, tahmin edilmesi çok zor olmayacak şekilde, “aydınların, bilim insanlarının, sanatçıların proletaryanın içinden yetişip geleneksel etkisinden uzak bir nesil yaratmak ve buradan çıkanların yardımıyla yeni bir kültür anlayışını ortaya koymak”tır. Ancak Bogdanov’un partiyle arası, ileriki dönemde Proletkult’ün içinde yaşanan sorunlar sonrasında tekrar bozulur.

Ardından Bogdanov tekrar -ve son kez- tüm gücünü bilime yöneltir. Kan nakli üzerine yoğunlaşır ve 1924 yılında deneylere başlar. Bu deneyler tıp tarihinde ciddi bir yeri olan kan nakli için önemli adımlardır. Lenin’in kardeşi Maria Ulyanova da dahil pek çok kişi Bogdanov’un kan nakli deneylerinde gönüllü olarak yer alır. Toplam 11 deneyin ardından saç dökülmesi, göz bozukluğu gibi sorunların önüne geçebilir. Bu, bilime devrimci bir açıyla bakmış biri için bir sonraki adıma geçme cesaretini vermeye yeter de artar. 1926 yılında -daha sonra kendi adıyla anılacak- dünyanın ilk Hematoloji ve Kan Nakli Enstitüsü’nü kurar.

Uygarlığın sosyal mirası gibi bilimsel mirası da kimi zaman acı deneyimler sonucu gelişiyor. Nitekim Bogdanov’un kan nakli alanında yaptığı deneyler onun hayatına mal olur. Kızıl Yıldız’da Marslıların ömürlerini uzatmak için gençlerle yaşlıların kanlarını değiştirdiği, Bogdanov tarafından yıllar önce yazılmıştı. O, bu bilim kurgu sahnesini kendi hayatına taşıdı ve benzer bir kan nakli denemesi yaptı. Ancak deneydeki öğrencinin kanında tüberküloz ve sıtma olması, Bogdanov’un ölümüne yol açtı. Öğrencinin deney sonucu iyileşmesi ise dikkat çekici. Kimileri bunun bir intihar olduğunu da öne sürüyor.

Mars ve Dünya’nın devrimcileri arasında köprü

Artık Bogdanov’un hayatı ve nasıl biri olduğu konusunda az çok fikrimiz oluştuğuna göre gelelim işin daha ilgi çekici kısmına, Kızıl Yıldız romanına. Kitap Rusça’dan Ayşe Hacıhasanoğlu tarafından Rusça’dan Türkçe’ye çevrildi, 2009 yılında Yordam Yayınları tarafından birinci basımı yapıldı. Romanda ana karakterimiz Petrograd’da bir Rus devrimcisi olan Leonid’dir. Ancak Leonid, bir süre sonra Marslılar tarafından ‘kibarca’ kaçırılır. Leonid’i beraberinde götüren Marslılar, alışılagelen ‘uzaylı canavar’ formundan çok daha farklı bir konumdadır. Dünya’nın kapitalizmden sosyalizme ve oradan da komünizme giden inşa sürecini tamamlamış, ileri düzeyde bir komünist toplulukla karşılaşır Leonid. Burada Marslılar iki gezegen devrimcileri arasında bağ kurmak istemektedir, bu nedenle Leonid’i ileri derecedeki komünist hayata uyum sağlayıp sağlayamayacağını görmek isterler.

Kitap okunduğunda hikaye sizi ister istemez Bogdanov’un hayatına götürecektir. Her şeyden önce Leonid de Bogdanov gibi çok yönlü yetenekleri olan bir devrimcidir. Devrimci teorisinin yanı sıra madde, felsefe, matematik, iktisat gibi konularda dünyada önemli çalışmalar yapmaktadır. Nitekim Marslılar onu bu nedenle tercih etmiştir. Yine Mars’taki uygarlığı ziyareti sırasında az önce bahsettiğimiz kan nakliyle yaşamı uzatmayla karşılaşır. Kitapta senaryonun tutarlığı bir yana basıldığı tarih göz önüne alındığında uranyum, radyoaktif madde ve fizik alanındaki bilimsel detaylar Bogdanov’un ne kadar ilerici bir bilim insanı olduğunu da gözler önüne seriyor.

‘Doğa her işçide insanlığı yaratır’

Ancak esas olarak kitabı özel kılan Bolşevik bir ütopyanın, henüz pratik olarak yalnız kırıntılarının olduğu bir dünyada aşağı yukarı nasıl bir görünüm alacağı, alma ihtimalinin nasıl olduğudur. Yani dönemin pek çok sosyalisti için bu roman, arzu edilen hayatın fragmanıdır. Mars’ta fabrikalar çalışma saatleri de dahil olmak üzere tamamıyla işçilerin denetimindedir, toplumsal bilinçle gönüllü çalışmayla ülke ilerlemektedir. Kitapta kahramanımız, Marslılar arasında lider konumdaki bilim insanı Menni için yaptığı bilimsel katkılardan dolayı ‘farklı ve uygarlığı ileri götüren yaratıcı’ sözleriyle takdir etmesinden sonra bir Marslıdan şu güzel yanıtı alır:

“Her işçi yaratıcıdır, ama doğa da her bir işçide insanlığı yaratır. Menni’nin elinde önceki kuşakların ve çağdaşı araştırmacıların deneyimi bulunmuyor mu, Menni’nin çalışmalarındaki her bir adım bu deneyimden yola çıkmamış mıdır acaba? Sahip olduğu kombinasyon gücünün tüm elementlerini ve embriyolarını ona veren doğa değil midir? Ve bu kombinasyonların tüm canlı dürtücü etkenleri insanlığın doğayla savaşımından doğmamış mıdır? İnsan bir kişidir ancak insanın yaptığı işin kişiliği yoktur. İnsan sevinçleri ve acılarıyla er ya da geç ölecektir ama yaptığı iş sınırsız bir şekilde gelişen hayatın içinde kalacaktır. Bu bakımdan işçiler arasında bir fark yoktur; farklı olan sadece yaşadıklarının enginliği ve hayatta kalmış olmanın büyüklüğüdür.”

Bu sözlerde Bogdanov’un kol ve kafa emeğini eşitleme adına yaptığı çalışmaları da görmek mümkün.

Sınıf savaşımı ve doğayla savaş

Savaş, şiddet ve yoğun duygular Mars için ‘ilkeldir’ ve bu anlamda kahramanımız Leonid gezegene uyum sağlamakta haliyle zorlanır. Dünyadaki sınıf çatışmalarının derinliği ve kuvvetiyle, sınıfsız toplum Mars toplumunu karşılaştıran Leonid, bu gezegeni haliyle ‘barışçıl’ ve ‘huzurlu’ bulur. Ancak Marslıların buna yanıtı Leonid kadar okuyucular için de şaşırtıcıdır çünkü onların kendi aralarındaki mücadele sona ermiş olsa da doğayla aralarında daimi bir savaş mevcuttur. Romanın pek çok yerinde olduğu gibi burada da tarihsel materyalizmin bariz etkisi göze çarpar.

Romanın bir diğer önemi, Marksist kadın çalışmalarına yaptığı ufuk açıcı katkılardır. Mars’taki toplumda kadınlarla erkekleri ayırmak neredeyse imkansızdır, cinsiyet rolleri yıkılmıştır. Çocuklar, diğer çocuklar ve eğitimcilerle birlikte kolektif bir ortamda büyümekte ve eğitim almaktadır. Dolayısıyla kadınların evde kalıp çocuk bakma yükümlülüğü de ortadan kalkmıştır. Burada işin ilginç kısmı Ekim Devrimi’nden sonra Bolşeviklerin bunu aynen denemesidir. Özellikle devrimin ilk yıllarında kadınlar, çocukların büyümesi ve eğitiminin yanı sıra çalışabilmek için evlatlarını bunun için kurulan merkezlere bırakabiliyordu. Nitekim kreş uygulaması da dünyada ilk kez, (cinsiyet rollerini bir nebze de olsun yıkabilmek için) Sovyetler’de hayat buldu.

Miguel Iturbe tarafından yapılmış Kızıl Yıldız illüstrasyonu

‘Kızıl yıldız’ sembolünü Marslılara mı borçluyuz?

Küçük ancak önemli bir detaysa kitabın isminde saklıdır. ‘Kızıl Gezegen’ Mars hakkındaki ‘Kızıl Yıldız’ yakıştırması şaşırtıcı değildir. Kızıl Yıldız sembolünün komünizm tarihinde ilk ortaya çıkışı 1917 ve Rus İç Savaşı yıllarıdır, Kızıl Ordu’nun sembolüdür. Sembolizmde Kızıl Yıldız’a dair pek çok yakıştırma yapılmaktadır: Yıldızın köşelerinin 5 kıtayı simgelemesi gibi. Ancak yaygın olan bir diğer görüş, Bolşeviklerin bu sembolü, Bogdanov’un romanından esinlenerek kullanmaya başladığıdır.

Zamanı için hayret verici şekilde ilerici bir kitap, haliyle döneminde oldukça büyük ses getirir. Tolstoy’dan Gorki’ye pek çok yazar kitaba övgüler dizer. Düşünün, 1908 yılından yapılan bir gelecek tasvirinde tüm bunların işlenmesi ne anlama geliyor? Elbette Kızıl Yıldız bir bilim kurgu romanıdır, bir Bolşevik ütopyadır. Dolayısıyla romanda idealizmin sınırlarının zorlanması son derece normal, diyalektik materyalist tutarlılık başarıdır. Bu kitap, kitapçılarda sık sık rastlayabileceğiniz ütopyaların, bilim kurguların çok erken bir dönemde yazılmış örneklerindendir.

Sovyetlerin çıkardığı bilim kurgu seri pullarından ‘Kızıl Gezegen’ tasviri

Bilim kurgu ve uzay teması insanların iki dönemde ilgisini çeker. Birincisi insanlığın nihai kurtuluşuna dair umutların yarattığı çoşkulu dönemlerde. İkincisiyse hiç bir umudun kalmadığı karanlığın ve yenilmişliğin hüküm sürdüğü dönemlerde. Tarihte umudun ve inancın yükseldiği dönemler, sosyalizmin bir alternatif olarak görülmemesi nedeniyle geçmişte kaldı. Öyle ki yenilmişliğin ‘olağanlaşmasıyla’ artık yeni nesiller bu umudun kokusunu bilmeden dünyaya bakmakta. Bogdanov’un Kızıl Yıldız’ı, umudu uzaklarda aramak zorunda kalan nesiller için tekrar ışık olabilecek nitelikte olan kitaplardan. Çünkü o geçmiş umut, ansiklopedilere sıkışıp kalan siyah beyaz bir ‘nostalji’ değil, uygarlığın kurtuluşu için yeni umutların harcıdır.

Marslı Enno tedirgin bir çocuk heykeli önünde Leonid’e şöyle söylüyor:

“Bu sizsiniz” dedi Enno, parmağıyla çocuğu göstererek, “sizin dünyanız. Harika bir dünya olacak ama henüz çocukluğunu yaşıyor; bakın hangi bulanık hayaller, hangi kuşkulu imgeler kafasını yoruyor… Yarı uykuda ama uyanacak, bunu hissediyorum ve derinden inanıyorum.”