Mitingde duyduğumuzdur: Adalet için yürüdük, peki ya sonra? – Betül Celep / Pelin Daş

Adalet Yürüyüşü 2 milyona yakın insanın katıldığı görkemli bir mitingle sona erdi. CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanması üzerine CHP liderinin sokağı işaret etmesiyle başlayan süreç, yüzbinlerce yurttaşın ‘adalet’ talebini sokakta ifade ettiği koca bir yürüyüşe dönüştü. 7 Haziran sonrası topluma giydirilmeye çalışılan deli gömleği, toplumun nefes alanlarını daraltmış; 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL ile bu gömleği yırtıp atmak isteyenlerin eli kolu bağlanmıştı. Adalet Yürüyüşü bu yönüyle önemli bir kırılmaya sebep oldu. İktidarı hedef alan her mitingin, toplanmanın sonunda kayıplar veren kitleler çekildikleri evlerinden tekrar sokağa inerek baskının dar boğazını geçtiler.

Olumlu bu havanın yanında Kemal Kılıçdaroğlu, miting alanında sadece Türk bayrağı, Atatürk posteri ya da ‘Adalet’ pankartları görmek istediklerini belirterek herhangi bir partinin sembolü ya da bayrağının miting alanında yeri olmadığını ifade etmişti. “Altı oklu bayrak da istemiyoruz. Hep birlikte adalet istiyoruz” diye konuşan CHP lideri, bu çağrıya uymayanların “provokatör olarak değerlendirileceğini” söylemişti. Bu açıklama dayatmacı bulunup tepki çekse de genç, yaşlı yüzbinlerce yurttaş, tutuklanan bir milletvekili şahsında esasen kendi taleplerini alanlara taşıdı ve ifade ettiler.

Kimler yoktu ki bu yürüyüşlerde? Tutuklu vekillerin, belediye eşbaşkanlarının, siyasetçilerin, gazetecilerin serbest bırakılmasını isteyen, basın üzerindeki sansürü teşhir eden her kesimden yurttaşlar; güvencesiz, geleceksiz çalışma yaşamına karşı duran işçiler, doğa üzerindeki devlet ve erkek tahakkümünü ortaya sererek HES’leri, Nükleer Santral’lerin ‘mucizelerini’ anlatanlar, kadın cinayetlerinde katledilmek istemeyen ve ‘erkek değil gerçek adalet’ isteyen kadınlar, iktidarın gericileştirdiği ve yozlaştırdığı eğitimi kabul etmeyen ve geleceklerinden endişe duyan çocuklar, gençler; sahneleri kapatılan, özelleştirilen tiyatro oyuncuları, KHK ile işinden edilip yoksulluğa terk edilen ve işini geri isteyen binlerce kamu emekçisi, Nuriye ve Semih için adalet arayanlar… Burada saymakla bitiremeyeceğimiz sorun alanı ‘adalet’ talebine konu olarak yürüyüşü içeriklendirdi. Şaibeli referandum sonucunda tek bir kişinin herkes hakkında karar vermesi ve bunun karşısında yaşanılan hiçlik duygusu toplumun her kesiminde ciddi bir huzursuzluk yaratıyordu. Bu yürüyüş hiç tanışmayan insanların sorunlarını birlikte konuşma ve tek bir talep etrafında sorunlarına birlikte çözüm arama deneyimini yaşamaları için bir alan açtı.

Alanda dikkatimizi çeken, yürüyüş sırasında yaş ortalamasının yüksek olmasına rağmen, İstanbul’a girildiğinde ve miting alanına gelindiğinde yaş ortalamasının düşmesiydi. Özellikle konuştuğumuz genç insanlar gelecek güvencesizliğinden bahsedip yürüyüşün burada bitmemesini, somut kazanımlar olmadan kimsenin evine dönmesini istemediklerini anlattılar. Gençlerden en çok duyduğumuz kelime ‘özgürlük’ kelimesiydi. Kadınlar devlet şiddeti ile hayatları boyunca yaşadıkları şiddetin boyutlarını fark ettiklerini, erkek yargının kadınları her daim cezalandırdığını, şimdi toplumun her kesimi üzerinde bir sopaya dönüştüğünü söylediler.

Kartal-Maltepe arası yürüyüş güzergahı uzun ve hava hayli sıcak olduğundan sahilde çimlere uzanıp dinlenen yurttaşlar siyaset tartıştıkları öbekler oluşturdular. Biz de mümkün olduğunca tek tek gezip yurttaşları dinlemeye çalıştık. Konuşulan konulardan biri de HDP’nin mitinge katılımı meselesiydi. Ahmet Türk’ün CHP liderinin yanında yürümesini doğru bulmayanlar ile birlikte, bunun geç kalınmış bir adım olduğunu düşünenler de vardı. Demirtaş için adalet isteyen de vardı, keşke CHP’nin başında olsaydı diyen de… Bütün bunlardan mitinge katılım gösteren yurttaşların yer aldığı yelpazenin genişliğini çıkarmak da mümkün, Kürtlerin yaşadığı mezalime dair net siyasi tavır alamayan CHP merkezinin gerçekliğini de…

Bir başka grup taşeron işçilik meselesini, iktidarın ‘taşeronu kaldırıyoruz’ yalanı üzerinden alaya alarak konuşuyor: Ne diye kaldıracak taşeron işçiliği, adam grev yasaklıyor! Yürüyüşe dahil olan herkesin aşırı sıcaklar nedeniyle aşina olduğu ten yanığı onlar için kural gibi bir şey. İnşaat, park bahçe işçileri onlar. Güvenceli iş istediklerini ama bu konuda umutsuz olduklarını belirterek, ”Önümüzü göremiyoruz, hiçbir şey iyiye gitmiyor, hiçbir şey, ekonomiyi batırdılar” diyorlar. Yüzlerinde yüzbinlerce insanla sokakta tek vücut olmanın verdiği bir güven, gerisindeyse akşam eve, sabah işe ya da iş aramaya çekilecek olmanın verdiği bir düşünceli hal vardı.

CHP’nin politikalarını eleştiren ve birbirlerinden sürekli ‘Şimdi ne olacak?’ sorusunun cevabını almak isteyen CHP’lilere yanaşıyoruz. Bir tanesi atılıyor, ”Başkan şimdiye kadar çok yanlış şeyler de yaptı, diğer vekillerin (HDP’li vekilleri kast ediyor) tutuklanmasının önünü açtılar el kaldırıp. Ama sokak onu da değiştirdi diye düşünüyorum. En azından Baykal derdinden kurtulduk.” Gerçekten yürüyüş boyunca sıkça açılan Baykal konusu, ‘onun başkanlık sevdası bitti’ şeklinde sonlanıyor. Genel eğilim, iktidar karşısında izlediği ‘yumuşak’ muhalefet güzergahından çıkıp sokağı işaret etmesiyle -bir tür sine-i millet diyorlar ona- Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2019’da başkan adayı olacağı yönünde. Bu enerji ve motivasyonun CHP Genel Başkanı etrafında toplandığını düşünüyorlar. Fakat aynı tartışmada bu yaklaşımı ortaya koyan partiliye diğer arkadaşı daha vahim bir şey soruyor, ”Ne yani 2019’a kadar bekleyecek miyiz?” Tartışma burada kesiliyor, çünkü kimse bu yürüyüşün aslında nereye gittiğini tam olarak kestiremiyor; siyasetinin, ufkunun ne olduğunu ortaya koyamıyor. Kılıçdaroğlu’nun ’15 Temmuz anma törenlerine katılacağız’ açıklaması bu kaygıların ve belirsizliğin üzerine tüy dikiyor.

Mardin Belediyesi Eşbaşkanı Ahmet Türk’ün ve HDP’li vekillerin adalet yürüyüşüne katılmasına ve HDP’nin Adalet Mitingi’ne merkezi olarak katılacağını açılaklamasına rağmen Kürt yurttaşların alana yöneldiğini söylemek güç. Tekil katılımlar mutlaka olmuştur fakat atılan sloganlardan ve ifade edilen taleplerden Kürtlerin organize biçimde alanda olmadığını gözlemledik. Devletin çıplak baskısını yıllardır tüm dünyanın gözü önünde yaşayan ve ‘adalet’ mücadelesini de zulümle eş zamanlı olarak veren Kürt halkının gösterdiği bu tutum üzerine de düşünmek gerekir.

Bostancı-Maltepe arası yürüyüş güzergahı ise CHP’li olduğu anlaşılan halkın yanı sıra çeşitli sol örgütlerin de mesken tuttuğu bir yoldu. Bu sebeple olsa gerek çoğu zaman Atatürk bayrağını eline almış, adalet t-shirti giymiş aileler ile yanyana Gündoğdu Marşını dinleyebildik. ‘Mustafa Kemal’in askerleri olmaya’ alışmış bir kitlenin farklı slogan ve marşlarla yürüyüşlerinde bir şaşkınlık seziliyordu. Tıpkı Gezi’deki gibi. Bazı aileler sol örgütlerle aralarına mesafe koyarak yürümeyi tercih ederken bir kısmı da şaşkın ama gülümseyerek yürüyüşlerine devam etti. Kemalist olduğu anlaşılan bir teyzenin sol örgütlerden birine ”Gösteriş yapıyorsunuz bu adalet yürüyüşü” sözleri üzerine ”Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” cevabı verilmesi ise dikkate değer bir gözlem oldu bizler için. Yol boyunca ”Peki bundan sonra ne olacak?” sorusuna cevap arayan kitleye çeşitli sol örgütler bildiriler dağıtarak kendi öngörülerini ve stratejilerini aktarmaya çalıştılar. Kitlenin bildirileri aldıkları fakat çok da üzerinde durmadan yürüyüşlerine devam ettiklerini gözlemledik. Bu yürüyüş güzergahı üzerinde sık sık ”Nuriye ve Semih onurumuzdur” sloganı da duyuldu.

Havanın sıcaklığı sebebiyle yürüyüşe denize girme molası vererek devam eden aileler ve çocuklar da vardı. Saçları ıslak çocuklarla konuşurken ellerindeki pankartlarda ne yazdığını ve adaletle ilgili ne düşündüklerini sorduk. Pankartlarda ”Herkes için Adalet”, ”Madımak için Adalet” ve ”HDP’li vekillere özgürlük” yazıyordu. Çocuklar adalet için savaşacaklarını söylediklerinde babaları ”savaş istemiyoruz mücadele edeceğiz” deyip çocukların ateşli konuşmalarını gülümseyerek karşıladı ve ekledi ”Burada ne eksik biliyor musunuz? Kızıldere’den hiç bahsedilmiyor.”

Yürüyüşü başlatan odağın düzen için tutumu ne kadar baskınsa sokağa çıkan yurttaşların sokakta kalma eğilimi de bir o kadar baskındı. Sosyalistler buradaki düğümü ezilenler, emekçiler lehine çözebildikleri oranda ‘siyaset’ yapıyor olacaklar.

Ve son olarak; sloganlar, ateşli söylevler, marşların verdiği coşkunun yanında insanların birbirine çokça şu soruları sorduğunu duyduk: Buradan Maltepe Cezaevi’ne gidecek miyiz? Peki mitingden sonra ne olacak?