Nasuh Mitap: Devrimci Sezgisellik, İrade ve Politik Önderlik – Başaran Aksu

4 Kasım 2014’te hayatını kaybeden Devrimci Yol önderlerinden Nasuh Mitap’ın anısına, 2016 yılında Başaran Aksu’nun kaleme aldığı ve bugün “O’nun mezarına çiçek bırakmak ve Berkay Ustabaş’a mektup yazmak gibi olsun…” diyerek sosyal medya hesabından paylaştığı yazıyı Gazete Hayır okuyucuları için yayınlıyoruz.

71 Devrimciliğinin 30 Mart, 6 Mayıs ve 18 Mayıs tarihlerinde önderliklerinin öldürülmesi ve yaşayan önder kadro ve militanlarının cezaevlerine düşmelerinin somut ifadesi örgütsel yenilgiydi. Ancak ideolojik, politik ve moral açılardan 71 Devrimciliği oldukça kısa bir sendelemenin ardından ardıllarca kendini toparlamayı sağlamış,  giderek artan oranda başta gençlik olmak üzere emekçi halk kesimleri içinde büyük bir sempatizan topluluğuna ulaşabilmeyi başarmıştı. Cezaevlerinden ilk çıkan devrimcilerden biri de Nasuh Mitap’tı. Mahmut Memduh’un Hepsi Hikaye Be Kardeşim adlı kitabında Nasuh’u ona tanıtanlar “Ankara’nın Kralı” olarak tanıtmışlar. Nasuh Mitap 26 yaşında cezaevinden çıktığı andan itibaren hem kısa ama yoğun politik geçmişin birikimi hem de geleceğe dair büyük bir sezgisellikle öncellikle kendine “Ne Yapmalı?” diye soranlara THKP-C’nin görüşlerini noktası virgülüne savunduğunu ifade ederek gençlik saflarında belirli bir netliğe dair başlangıç çizgisini çizmiş. Ardından kendilerini ifade etmek için değişik isimler kullansalar da (Nasuhçular adı da dahil olmak üzere) ağırlıkla ‘Cepheciler’  adıyla ifade eden dağınık örgütsüz gençliğin ‘devrimci ilkeler etrafında aktif savunmacı bir çizgiyle’ politik örgütsel birliğini yaratmayı hedeflemiş. Bu doğrultuda hızlıca ilk adım olarak öğrenci derneklerinin oluşturulmasını hedeflemiş ve bu çabayı bizzat örgütlemiş, Ankara’dan başlayarak bu derneklerin merkezileşmesi sağlanmasına önderlik etmiş. İlk örgütlü mücadele birlikleri, yürüyüş kolları bu yolla oluşmuş. Ardından ideolojik-politik-örgütsel birliği sağlamaya dönük önce Devrimci Gençlik ardından Devrimci Yol adımları izlendi. Başlangıçta noktası virgülüne savunulan THKP-C düşüncesi hareket ideolojik bir netlik zeminine oturdukça “Kızıldere’nin devamı ve eleştirisiyiz” olgunluğuna varmıştır.

Ancak bizim burada öne çıkarmaya çalıştığımız ana husus; onun ülkenin o dönemki gidişatını (sivil faşist hareketin yükselişi ve iç savaşa doğru gidişin ön süreçleri)  oldukça güçlü bir şekilde sezip, önce saflardaki dağınıklığın önüne geçecek kararlı ve net bir duruş sergilemiş olmasının sonraki tüm siyasal toplumsal gelişmelerce bu tutumun öneminin altının çizilmiş, doğrulanmış olmasıdır. Kuşkusuz o tutumun sonrasında katedilen önemli örgütsel mesafenin ve elbette başka göstergelerin ikna ediciliğiyle ilişkilere dahil olan Oğuzhan Müftüoğlu’nun katkıları da sonraki süreçler açısından tayin edici bir nitelik taşımaktadır. Bu birleşik nitelik Kesintisiz’den Bildirge’ye PASS’tan(Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi)  BDSS’ye (Birleşik Devrimci Savaş Stratejisi) hem içerik hem de mücadele açısından mevcuttur. Her iki hareketin teorik-politik-örgütsel birikimi tüm dönem hareketleri gibi hem geçmişimize hem de geleceğimize aittir. Biz yöntemsel olarak bugünün devrimci siyasetinin bugünün somut koşullarının somut devrimci analiziyle hareket eden bir devrimciler örgütünün emekçi halkın toplumsal-siyasal kurtuluş mücadelesini her çatışma ve çelişkiyi çözme ve aşma da kitlesel ve kolektif bir tarzda göstereceği, sınanmalardan geçen önderliklerle yaratılabileceğine inanıyoruz. Geçmiş devrimci hareketlerinin tümünün doğru devrimci eleştirisinin ancak bugün ihtiyaç duyulan devrimci siyasetin ve hareketin üretimiyle mümkün olduğuna inanıyoruz. Yine 71 Devrimciliğinin ve ardıllarının bu noktada halen en güçlü moral zemini sunduğuna inanıyoruz. Kendimizi işçi sınıfı hareketinin devrimci geleneğinin devamcısı olarak görüyoruz. Kuşkusuz tarihin doğru biçimdeki tasnifini geleceğin devrimciliği yapabilir. Şimdi olumlu ya da olumsuz gördüğümüz birikimin tümü biz kendimizi ayırsak da bizi bağlar. Bu sebeplerle de gelenek türbedarlığından uzak durmanın altını ihtiyatlarla durmadan ve defaatle çiziyoruz.

Bursa Cezaevi

Devamla soruyu şöyle sorarsak,  Nasuh Mitap’ın devrimci sezgisellikle almış olduğu inisiyatife bugün ihtiyaç yok mu? Oğlu Ertan Mitap tarafından oluşturulan küçük bir broşürde aktardığına göre ölmeden bir süre önce (7 Ekim 2014)  yine onun devrimci sezgiselliğini yansıtan bir fikir ifade etmiş “Ülkenin gerçek bir Devrimci Yol hareketine tekrar ihtiyacı vardır. Bunu gençler yapacak… Bunun eski şekillerde, eski biçimlerde olması şart değil, biçimler çok değişik olabilir. Ama özellik Türkiye’nin batı tarafında bu olmazsa, Türkiye çok tehlikeli bir safhaya girebilir.”, “…Türkiye bize lazımsa, Devrimci Yol’a çok ihtiyaç vardır. Bunun mayası bizleriz ama esas yapacak olan gençlerdir.” Biz onun bugünün devrimci yoluna yaptığı vurgunun küçük harflerle yaptığı bir vurgu olduğuna inanıyoruz. Biz, Gezi’ye milyonlarcası katılan ancak sonraki süreçlerde devrimci sosyalist örgütlere gitmeyen ve yine geçen yılın sonunda Kartal’da gerçekleşen ülkede giderek kökleştirilmeye çalışılan faşist rejime karşı birleşik tutum almaya çağıran mitinge de katılmayan gençliğin devrimci eyleminin birliğinin nasıl ve hangi biçimlerle sağlanacağı üzerine düşünüyoruz ve çalışıyoruz.

Somut politik ifadesini Saray ve AKP etrafında Başkanlık Sistemi inşa ediyoruz, işlemeyen cumhuriyeti Yeni Türkiye’yi yaratarak yeniden inşa edeceğiz söylemiyle egemen sermaye fraksiyonlarının bir bölümünün gönüllü, diğerlerinin zoraki desteğini de arkasına katarak karşı devrimci faşizan bir anlayışın ülkeyi hem altyapıdan hem de üstyapıdan kuşatarak dönüşüme zorladığı bir cenderenin içerisindeyiz. Karşımızda olan egemen politik güç ciddi bir faşizan kitle desteğine sahip bir güçtür.  Politik olarak hâkim olduğu toplumsal desteği devletin zor aygıtlarını ve dolayısıyla devletin bizzat kendisini değiştirmek için bir karşı-zor aygıtı olarak kullanırken bu zorun varlığıyla yön verdiği devletin gerçek zor aygıtları aracılığıyla da gönüllü ya da zoraki toplumsal desteğini de büyütme çabası içerisinde gözüküyor. Polisi orduya karşı yeniden organize edip halkı kışlalar önünde uyanık bir biçimde teyakkuzda tutarak orduyu kendi siyasal emelleri doğrultusunda yeniden şekillendiren bir iktidarla karşı karşıyayız. Bir yandan orduyu milletin “zor” gücüyle terbiye ederken diğer yandan milletleşen yeni orduyu da milleti yeniden hizaya sokmak ve bu süreçlerin karşısında ya da izleyicisi olan geniş toplumsal kesimleri sindirme, susturma, teslim alma süreçlerini iç içe geçmiş durumda görüyoruz.  “Çözüm Süreci” olarak adlandırılan Kürt sorununun belirli bir burjuva çözümünü hedefleyen süreç Suriye iç savaşıyla birlikte rafa kaldırıldı. Devletin Kürt siyasetini her düzeyde hedeflediği bir saldırı dalgası ikinci yılında hız kaybetmeden devam ediyor. Dört ayda iki kez yüzde on barajını geçme hüneri göstermiş demokratik Kürt siyasetinin meşru temsilcisi HDP fiilen kapatılmış durumda ve iki eş genel başkanı, vekiller ve belediye başkanları cezaevinde. Hakeza bu iki yılda binlerce Kürt siyasetçi esir alınarak cezaevine tıkılmış durumda.

Bugün CHP ve HDP siyasetlerinden kendini ideolojik ve örgütsel olarak ayırabilmiş, toplumsal güce dayanan bağımsız bir devrimci sosyalist çizgiden söz edebilmek çok mümkün görünmüyor. Kürt Hareketi tarihinin her açıdan dört parçada en güçlü konumundayken, Kürtler belki de tarihlerinin en sert devlet zulmü altında inliyor. Aleviler tarihlerinde ilk kez bu kadar yaygın ve çeşitli örgütlenmelere sahipken can güvenliği endişesini en yoğun hissettiği bir dönemi yaşıyor. Yine yaşam tarzını korumak isteyen geniş kentli kesimler her zaman güvenle sırtlarını dayadıkları laik Atatürkçü ordu ve yargının yokluğunda kaderlerini ellerine almak durumunda bırakılmışlar. Başta eğitim olmak üzere tüm kamu işleyişi Sünni-Türkçü örgütler, cemaatler, şebekeler eliyle yeni rejimin güçlerince kuşatılmış ve üniversiteler her açıdan teslim alınmış durumda. Alevi, Kürt yerleşimleri, kentlerin yaşam tarzını sakınmaya çalışan merkez yerleşimleri dışında solun varlık alanı kalmamış ya da iyice daralmış durumda. Kamu emekçileri hareketi takatsiz bir yığına dönüşmüş, işçi hareketi ise sınırlı küçük üç beş sendikal siyasal çabalar dışında büyük oranda örgütsüz ve dağınık bir halde. Kent, doğa, kadın ve toplumsal cinsiyetler etrafındaki toplumsal taleplerle ara ara canlı bir şekilde kendini ifade eden hareketler görünüp kayboluyor.

Ve liste böyle olunca da ülkede bir devrimci hareket yok demek daha zor değil. Devrimci siyasetin bütünleyici önderliğinin yokluğunda ise toplumun değişik kesimlerinden değişik çatışma konularında gelişen direnme eğilimleri ya da hareketleri hızlıca ya geri çekiliyor ya da egemen siyasetlerce çok kolay emilebiliyor. Ayrıca AKP iktidara geldiği ilk günden bugüne politikaya yön verme mahareti gösteren ve “devrimciliği, yenilikçiliği” temsil eden parti illüzyonunu tüm topluma sahip olduğu araçların da kolaylaştırıcılıklarıyla yedirebiliyor(du). Devrimciler bu durumu tersine çeviren ideolojik-politik-örgütsel maharetler ortaya koyamıyorlar ya da bugüne kadar yapamadık. AKP artık toplumsal saflaşmayı ideolojik enstrümanları kullanarak o gücü bu güce karşı konsolide ederek ya da tarafsızlaştırarak yapmaz hale geldi.  15 Temmuz sonrasında ise artık çıplak zorun yasalarıyla, doğrudan güncel çıkar ilişikleriyle ancak yönetebiliyor. Uluslararası ve ulusal düzlemlerde toplumsal siyasal tüm kredilerini önemli oranda tüketmiş olan iktidarın ömrünü uzatmak için salt şiddet dışında bir seçeneği yoktur.

Nasuh Mitap’ın önderlik ettiği hareketin ve dolayısıyla tüm solun 12 Eylül askeri darbesiyle yenilgiye uğratılmasının üzerinden otuz yedi yıl geçti. Ve reel sosyalist rejimlerin çözülüşü üzerinden otuz yıla yakın süre geçti. Sosyalizm düşüncesi 2000’lerin sonuna doğru ilk şaşkın sendeleme dönemlerini geride bıraksa da halen bir kutup yıldızı olma hüviyeti kazanabilmiş değil, dünyada ve ülkemizdeki siyasal ve toplumsal mücadelelerde. Latin Amerika’da yükselen sosyalizan dalga da gerçi çekildi. Yunanistan’daki heyecan verici sol gelişme düzenin restorasyon aracına evrildi. Küreselleşme karşıtı hareketler yerlerini yeni sağ muhafazakâr hareketlere bıraktı.  Solun toplumsal güç alanları o günden bu yana küresel ölçekte de oldukça daralmış durumda.

70’li yılların başında o sırada aranır durumda olan ve Ankara’dan uzaklaşması gereken Hüseyin Cevahir 24 ve Nasuh Mitap 22 yaşlarındayken Hareket, Karadeniz’e gönderir. İki devrimci istişare ve analizlerinin sonrasında Bulancak’ta köylülerle fındık mitingi organize etme kararı alır ve uygulamak için çalışmaya başlarlar. Cevahir’in aranır olma durumu rahat hareket etmesini engellemesi üzerine sürecin örgütlenmesinin bütün yükü Nasuh Mitap’ın üzerine kalır. Miting yasaklanır. Mitap, yasaklanmış mitingin olmasını sağlamak ve silahlı köylüler ile jandarmanın henüz daha örgütlenmenin bu ilk başlarında karşı karşıya gelmesini engellemek için köylerden inen üreticilerle birlikte şehirlerarası yolu keser(Hakkı Zabcı bu tarz eylemin Türkiye’de ilk olduğunu yazıyor), bunun üzerine kaymakam mitinge izin vermek zorunda kalır. Fakat bölgede örgüt yoktur, yerelde kadro yoktur. 71 Devrimciliğini biraz başka yönleriyle açmak lazım. Kendilerinden önceki “solu” politik olarak çok sert eleştiren bu genç devrimciler dönemin tüm devrimci sorumluluğu toplumsal ve siyasal düzeyde üstlenmeye cüret ettiler.

Denilebilir ki; ortam uygundu, Sosyalizm dünya gücüydü, 68 Gençlik hareketleri zirvedeydi, CHE simgesi dünyaya yayılmıştı, Vietnam ABD emperyalizmine diz çöktürmüştü, dünyanın her tarafında ulusal kurtuluş hareketleri yükselme eğilimindeydi, feminist hareket güçlü eleştirilerle kitlesel bir şekilde tarih sahnesine çıkmıştı… Proleteryanın devrimci barutu tükenmiş durumda, tüm rüzgar sağdan esiyor… Paris Komünü’nün biraz öncesine gidersek nesi vardı Paris’in baldırı çıplaklarının tam olarak?  Ezilenlerin on binlerce yıl zalimlere karşı sürdürdükleri savaşta haklılık ve meşruluk dışında, adalet ve özgürlük arayışı dışında tam olarak neye sahipti o insanlar? Oysa şimdi bizim dünyanın üçte ikisine yayılmış yenilmiş büyük bir sosyalizm deneyimimiz var. Daha iyisini yapmak için yeninin hareketinin fikrini inşa etmeye ihtiyacımız var. Tarihsel maddeci yöntem olanca diriliğiyle ufkumuzu açmaya devam ediyor. Sadece cüret eksik! Halka gidecek cüret, halkın savaşını kuracak cüret! Kendi özgücüne ve halka güven. Yoksa tek tek kişiler ve gruplar, seksenden sonraki yüzlerce pratikte devrimciler bireysel ve grupsal açıdan tartışılmaz kahramanlık pratikleri sergilediler. Hepsi ayrı ayrı saygındır, önemli derslerle doludur. Devrimciliğin onurlu tarihinde hepsi yer alıyor. Ancak biz toplumsal kurtuluş çizgisinin siyasal devrimciliğini arıyoruz yani eski tabirle savaşı devrimcilerle “oligarşi” arasındaki savaş olarak kurgusunu değil halkın birleşik hareketi ile “oligarşi” arasındaki savaşının kurulması gerektiğine inanıyoruz. Bu manada Türkiye halklarının kurtuluş yolunu arıyoruz.  Bir daha makinist, kaptan olmak istemeyen devrimin yolunu geçmişi bugüne ‘maya’ yapan gençlerin kuracağını söyleyen Nasuh Mitap’ın sezgisel önderliğini güncellememiz gereken yer tam da burası.