Ne içeride yalnız ne dışarıda kimsesiz – Akın Olgun

Düş kurmak neden kötü olsun ve umut taşımak neden ahmakça olsun ki? Kendimizden uzaklaştırdığımız ne kadar düş ne kadar umut varsa, mutlaka kötülerin elinde dönüştürülüp karşımıza çıkarılıyor. Bu yüzden, gücü elinde tutan önce düşlerimizi, umutlarımızı hedef alıyor. Onu içinizde kırabildikçe, tüketebildikçe uzatıyor ömrünü.

Asla bırakmayın düşlerinizi. Asla vazgeçmeyin ondan. Vazgeçtiğiniz her anda bir çocuk ölüyor, bir kadının daha canına kıyılıyor, bir genç daha vuruluyor sırtından, bir işçi intihar ediyor, bir emekçinin beli daha çok bükülüyor ve bir bebek daha beton duvarların arasında emekliyor.

Bir sözü olmalı mutlaka insanın. Cümlesi, kelimeleri hayata ve insana dair mutlaka nefes alıp vermeli. Nefes vermeyen, soluk almayan her söz, kelime, cümle yaşamıyordur ve hayat asla affetmeyecektir kendisi ile atmayan kalbi, vicdanı.

Bir ağacın gölgesi için ölen çocuklar, elbette biliyordu o ağacın bir gelecek düşü olduğunu. Biliyorduk biz de o korunan ağaçların bir ülke olduğunu. Biliyorduk, barışın bazen tek bir ağaç, tek bir yeşillik, tek bir yaprak, tek bir fidan olduğunu ve elbette biliyorduk onu korumadan bir gelecek kurulamayacağını.

Bir andır bazen gelir çatar, dimdik durur karşısında ve gözlerinizin içine bakarak hesaplaşır. Bir andır gelip sarsar sizi, titrersiniz baştan aşağı. Bir andır sarıp sarmalar sizi, kolları bir annenin kolları, elleri bir çocuğun elleri ve kokusu bir aşkın kokusuna dönüşür. Hatırlatır seni sana, bizi bizlere. Birbirimize ne kadar sert kabuk bağladıysak, elleriyle soyup, çırılçıplak bırakır orta yere mutlaka. Gerçek bu yüzden çıplaktır işte.

Bir başkasının acısını hissetmeden insan kalınamıyor. Bir başkasına dokunmadan hissedilmiyor dert, bir başkasına omuz vermeden örülemiyor yaşam ve hepsinden öte sevmeden huzur bulunmuyor.

Ve,

Hepsinin yolu direnmekten geçiyor. Birbirimize karşı değil, birbirimize karşı olanlara karşı. BİZ olmayalım diye parçalarımızı sokaklara savuranlar, BİZ olmayalım diye dört duvarları büyütüp etrafımıza tel örgüler çekenler, BİZ olmayalım diye her gün yanımızdan birini, birilerini eksiltenler, BİZ olmayalım diye vicdanımızı çekiştirip sürükleyenler, BİZ olmayalım diye sevdiklerimizin parçalarını ellerimize tutuşturanlar, işte tam karşımızda duruyorlar.

Küstahlar, evet. Alçaklar, evet. Zalimler, evet ama güçlü kılmıyor işte hiçbiri, “bitirdik” diyemiyorlar şöyle bir oh çekerek.

Derin bir huzursuzlukla bakıyorlar birbirlerine. BİZ olmamızdan korktukları kadar, korkuyorlar birbirlerinden. İflah olmaz bir şüphe, keskin bir bıçak gibi yarıyor hepsini içinden. Bir yarıları geceye, diğer yarıları gündüze hep uyanık, bakıyorlar “dost” dediklerinin ayaklarına.

Birbirimizin yüzüne bakabilmekten güçlüyüz, ağzımız, burnumuz kırık, üstümüz, başımız yırtık ve yaralıyız lakin inatla birbirimize sarılmalarımızdan sarıyoruz acılarımızı.

Ağzımıza almayalım diye yasakladıkları her kelime, sesini duymayalım diye hücreye kapatılan her yürek, her slogan, her umut buluyor mutlaka kendine bir can.

Mırıltılarla delinen yasaklar, ıslıklarda lanetlenip, sokaklara bırakılan fısıltılarda çoğalarak hesaplaşıyor. Sessizlik, o sessizlik yanıltmasın hiç birimizi, bütün düşler, hayaller önce sessizliğin içinde yaratılır çünkü ve ansızın bütün düşler bulur kendi aşklarını, dostlarını, yoldaşlarını, arkadaşlarını.

Herkes, hesaplaşmasının tik-taklarını duyuyor ve vakit hiç bu kadar sabırsız olmamıştı.

Ne çok şey birikmiş içimizde meğer. Erkenden taşmasın diye gün sayıyoruz yarına.

Ne düş kurmak kötü, ne umut etmek ahmakça. Ne her birimizin içine dikilen eli sopalı bekçiler, ne kapımızı gözetleyen muhbirler, ne de adaletsizliğe yeminli ilikli cübbeler değiştiremeyecek hakikati. Beklenene yetişmek için koşuşturan yüzbinler, elbette yetişecekler o güne.

Hepimiz göreceğiz birbirimizi büyük kalabalıkların içinde, hissedeceğiz bir ötekisini ve elbette omuzumuza dokunan o elin milyonlar olduğunu, dönüp baktığımızda göreceğiz. Bir tek insanın bile milyonlar olduğunu anladığımızda, daha sıkı sarılacağız umutlarımıza.

Ne içerideki yalnız olduğunu düşünecek, ne dışarıdaki kimsesiz kaldığını.

O gün; Demokrasi, Barış ve Demirtaş diyeceğiz.