Nükleer hortum – Mehmet Polat

Akkuyu’ya nükleer güç santrali (NGS) kurulmasının ilk adımı geçen hafta atıldı. Putin, devlet başkanı seçildikten sonraki ilk ülke dışı gezisini, temel atma töreni nedeniyle Türkiye’ye yaptı. Ancak bunun için Akkuyu’ya kadar gitmeyerek, töreni Ankara’dan izlemekle yetindi. Beraberinde Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Savunma Bakanı Sergey Şoygu ve Genel Kurmay Başkanı Valeriy Gerasimov da vardı. Bu da ziyaretin ticaretten çok siyaset amaçlı olduğunu yeterince ortaya koyuyordu. Ve zaten Türkiye de projeyi Rusya’ya verirken, ticaretten çok siyaset düşünüyordu. Uçak düşürülme hadisesinden sonra bozulan ilişkileri düzeltmek ve Suriye’de “Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı” operasyonlarını yapabilmek için, bir süredir Rusya ile  S-400 füzeleri, Güney Akım doğal gaz boru hattı ve NGS gibi Türkiye açısından maliyetli ama Rusya açısından kârlı ticari anlaşmalar imzalıyordu. Nitekim genellikle iktidar yandaşı olan nükleercilerin santralin ne kadar gerekli olduğunu kanıtlamak ve ticarî getirilerini saymak için ortaya koyduğu veriler bile tam tersini gösteriyor ve asıl gerekçenin siyasi olduğunu düşünmemize yol açıyordu.

Akkuyu NGS’nin toplam maliyeti 22 milyar dolar. Bu, ülke tarihinde tek proje için yapılan en büyük yatırım. Her biri 1.200 megavat gücündeki dört üniteden oluşan NGS’nin ilk ünitesi 2023 yılında tamamlanıp elektrik üretmeye başlayacak. 2026’ya kadar tamamlanacak projenin ömrü 60 yıl olacak. Proje “stratejik yatırım” kapsamına alındığı için gümrük, KDV gibi vergi ve resmî harcamadan muaf tutuluyor. Propaganda amacıyla abartılı sayılar verilse de, enerji uzmanı ve internet gazetesi Duvar yazarı Mühdan Sağlam’ın hesaplamalarına göre, santral tam kapasiteyle çalışmaya başladığında ülke elektrik üretiminin yüzde 7.7’sini sağlayacak. Bu elektriğin kilovatı 12.35 cent olacak. TETAŞ (Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt AŞ) bu fiyattan almayı garanti ediyor. Fiyat, diğer kaynaklara göre daha pahalı.

Projenin sahibi, devlete ait bir Rus enerji şirketi olan Rosatom. Başka ülkelerde de benzer projeler yürütüyor. Türkiye’de “Akkuyu Nükleer AŞ” adıyla çalışıyor. Nükleer AŞ’nin Ruslardan oluşan yönetimindeki tek Türk, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakın arkadaşı ve aynı zamanda BİM’in sahibi Cüneyt Zapsu. Anlaşma gereği,  Rosatom bu şirket hisselerinin tek sahibi. Çoğunluk hisseleri kendinde kalmak kaydıyla, yüzde 49’unu isterse satabiliyor. Satın alacakların, Rusya’nın çıkarlarıyla ters düşmeyecek kişi ve kuruluşlardan olması gerekiyor. İşletmeyle ilgili tek karar verici konumunda olan Rosatom, santrali 49 yıl boyunca çalıştırma hakkının da sahibi. Bunun ilk 15 yılında ürettiği elektriği belirlenen fiyattan satacak. Bu süre içinde, yaptığı harcamayı fazlasıyla karşılayacağı hesaplanıyor. Ancak süre sonunda kazancının yüzde 20’sini Türkiye’ye ödemeye başlayacak.

Akkuyu sözleşmesi 2010’da imzalanmasına rağmen projenin bu aşamaya gelişi uzun sürdü. Bunun bir nedeni de finansman sorunundan kaynaklanıyordu. Türkiye’nin projeye 6-7 milyar dolar yatırım yapacağı düşünülürken, bu gerçekleşmedi. 2017 Haziran’ında basında yeralan haberlerde, Türkiye’den Cengiz, Kolin ve Kalyon inşaat şirketlerinin yüzde 49 hisse alarak projeye ortak olacakları ve bu yolla kaynak sağlanacağı belirtiliyordu. Ancak bu da gerçekleşmedi. Kamu yatırımlarını takip eden Cumhuriyet yazarı Çiğdem Toker’e göre bunun nedeni, Rosatom’un adı geçen şirketler hakkında inceleme yaptırtmasıyla ilgili görünüyordu. Toker 7 Şubat 2018 tarihli yazısında şöyle diyordu: “Rusya devlet şirketi Rosatom bu üç şirketin “49 yıllık dayanıklılığı ve şöhretini” test etmek üzere ihale açmış, uluslararası denetim şirketi Baker Tilly’nin Rusya şubesi bu denetimi üstlenmişti. Fakat ne olduysa, ihaleyi açan Rus devlet şirketi Rosatom, denetim ihalesini teknik bir sebeple iptal etmişti.”

Kolin İnşaat’ın sahibi Doğan Koloğlu 6 Şubat 2018’de Hürriyet’te yayınlanan röportajında ortaklıktan vazgeçmelerini projede çok fazla belirsizlik bulunması ve 2023’e yetişmesinin zor görünmesine bağlıyordu. Koloğlu, alacakları hisse karşılığı şirket yönetiminde söz sahibi olma isteklerinin kabul görmediğini belirtiyordu. Basında yeraldığına göre adı geçen şirketlerin ortak olamayışının asıl nedeni, sermaye yetersizliğiydi. Meraklısına bilgi: Hatırlanacağı üzere Cengiz İnşaatın sahibi Mehmet Cengiz ve Kolin İnşaatın sahibi Doğan Koloğlu arasında geçen bir telefon konuşması kaydı yayınlanmış, Cengiz’in “milletin… koyacağız” dediği duyulmuştu. Bununla ilgili olarak açılan bir hakaret davasında,  konuşma iki kişi arasında geçtiğinden dolayı Mart 2014’te takipsizlik kararı verilmişti…

Ardından projeye kaynak yaratmak amacıyla, bu kez kamu sermayeli bir şirket olan EÜAŞ’nin (Elektrik Üretim Anonim Şirketi) Rosatom’la ortak olacağı duyuruldu. Ancak, sermaye yetersizliği nedeniyle bu da gerçekleşmedi. Toker, bizi bu konuda da aydınlatıyor. Kamu kuruluşu olan EÜAŞ’ın, İngiltere ve Fransa arasında Manş Denizindeki Jersey Kanal Adaları’nda yüzde 100 hissesine sahip olduğu bir şirketi var. Bu ada,  “vergi cenneti” olarak biliniyor ve ülkelerindeki vergi yükünden kaçmak isteyenlerin geldiği bir yer. Anlaşılacağı üzere, kamu parasıyla kurulan bir şirket kamuya vergi ödemekten kaçıyor…

Sonuç olarak, Akkuyu’ya yeterli kaynak bulunamadığı için projenin geciktiği görülüyor. Sorunun nasıl aşıldığını ya da aşılıp aşılamadığını henüz bilmiyoruz. Rusya Enerji Bakanı Aleksandr Novak 6 Nisan’da yaptığı açıklamada, yatırımcı bulunamazsa projenin Rosatom tarafından tamamlanacağını, bugüne dek 3 milyar dolar yatırım yapıldığını ve bunun inşaatı bitirmeye yeterli olduğunu belirtti. Putin, projenin  ticarî amaçlı olduğunu ve kendi devletlerinin para aktarmasının sözkonusu olmayacağını açıkladı. Bu koşullarda santralin 2023’e kadar bitirilmesi zor görünüyor.

Nükleer yandaşları çeşitli gerekçelerle santrali savunuyor. Bilindiği üzere biri Sinop, diğeri Trakya İğneada’da, Türkiye’de iki NGS projesi daha var. Nükleercilere göre NGS temiz, kesintisiz, güvenli enerji üretiyor. Güya büyüyen Türkiye’nin artan enerji gereksinimini karşılamanın başka yolu yok. Ayrıca Akkuyu’da “üçüncü nesil” denilen en yeni model santral inşa edileceğinden,  kazalara karşı güvenliymiş. Bazı aklı evveller de, nükleer enerji sayesinde ülkemizin doğal gaza bağımlılığının azaltacağını söylüyor. Oysa tıpkı doğalgaz gibi, nükleer enerjide de Rusya’ya bağımlı hale geliyoruz!

Soruyoruz: Neden daha çok enerjiye gereksinim var ve bunun nasıl üretilip tüketileceğine kim karar veriyor? Kapitalizm toplumun değil, bireyin çıkarına dayanan bir sistemdir. Parası olanın harcamasını, daha çok harcamasını, dolayısıyla tüketimi körükler. Daha çok tüketim, daha çok kâr demektir.  Üretim, gereksinimlere göre değil, kâr amacıyla yapılır. Bütün planlar, buna göredir. Toplu taşıma, merkezi ısıtma, gereksinimi karşılayacak kadar tüketerek tutumlu davranma gibi şeyler kapitalizmin defterinde yazmaz. Dolayısıyla enerji tüketimi, kâr amacıyla sürekli arttırılır. Bu sırada son tüketici olan bizler, elektriği günlük gereksinimlerimiz için kullanır ve bedelini öderiz. Oysa sanayici açısından elektrik bedeli maliyete eklenir ve ürün satıldığında biz tüketicilerden tahsil edilir. Reklâm tabelalarından, kamusal alan aydınlatmasına kadar ülkedeki tüm elektrik tüketiminin bedeli bizim gibi sıradan yurttaşların cebinden çıkar.  Ama elektriğin nasıl tüketileceğine ve hangi yollardan üretileceğine biz karar vermeyiz. Buna siyasiler ve şirket yöneticileri oturup, baş başa karar verirler. Abartıyor muyuz? Öyleyse yazdıklarımıza bir kez daha bakın. Bu tür işlerin bütün aşamalarında şirketler kâr ediyor. Devletler vergi alıyor. Bu arada birçok rüşvet ve komisyon dönüyor. Peki, yüzde 85’i nükleer istemeyen Mersin halkı ne kazanıyor?