KHK direnişçisi Betül Celep: Nuriye ve Semih’i yaşatmak direniş siyasetinin kurulmasından geçiyor

6 Ocak’ta yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname ile kamudaki işinden ihraç edilen, Kadıköy Khalkedon Meydanı’nda 66 gün sürdürüğü direnişi ‘referandumda hayır’ siyasetine evrilterek Sultanbeyli, Gebze, Çerkezköy gibi işçi havzalarında OHAL’i ve KHK’ları anlatan Betül Celep ile KHK ihraçlarının öznesi olduğu bir siyasetin yaratılmasının imkanlarını, KHK’lara karşı girdikleri açlık grevinin 65. gününde olan Nuriye ve Semih ile dayanışmanın yollarını ve aldığı pozisyonu Gazete Hayır‘a anlattı.

Betül Celep direniş siyasetinin örülmemesinin bugün yaşadığımız tabloyu ortaya koyduğunu ifade ederek, ”Direnişin siyasetinin örülme meselesi, Nuriye ve Semih’in durumu bu kadar kritik bir eşiğe gelmeden, Betül 66 gün bir meydanda bağırmadan, Alev Düzce’de bir açıdan çoğalarak ama bir açıdan da yalnız başına direnmeden önce yapılması gereken bir işken şimdi gündeme iki insanın bedenini açlığa yatırmış olmasıyla gelmesi hazin bir şeydir. En başından herkes devreye girmeliydi” dedi. Celep’in açıklamaları şu şekilde:

‘Ben tarihsel sorumluluğumu yerine getirmek için alana çıktım’

66 gün boyunca bir meydanda olmanın anlamı şuydu: KHK’larla atılmış binlerce insan var ve bu insanların sesi soluğu çıkmıyor. Ben burada tarihsel sorumluluğumu yerine getirmek üzere bu işin öznesiyim, muhatabıyım ve bunun sözünü her alanda taşıyarak; KHK meselesi özelinde bir siyasal özne olarak örgütlenmenin şartlarını yerine getireceğim dedim. 29 Mart’ta meydanı bırakırken OHAL ve KHK gerçeği referandumun getireceği sonuçlardan bağımsız değil diye de ekledim. ‘Hayır’ın örgütlenmesi önceliklidir. OHAL ve KHK kararları siyasi kararlardır. Bu nedenle arkadaşlarımla birlikte direnişi hayır’ı örgütlemeye doğru evrilttik. Hayırdan sonra da hayır yetmez dedik çünkü KHK meselesinin belirli mağdurları ve muhatapları var. 200 bin kadar insandan söz ediliyor. Bu insanların kendi öz örgütlülüklerini kuracakları bir yapı ihtiyacı var. Bu yapının arkasında da KHK’dan doğrudan etkilenen sendikaların, partilerin; bir bütün olarak toplumsal muhalefetin yer alması gerekir ve esas olarak bunun örgütlenmesi gerekir dedik. KHK ile ihraç edilen insanların örgütlenmesi noktasında her türlü sorumluluğu almaya, bunun önünde, yanında kimi zaman arkasında yer alarak, üzerime düşeni yapacağım noktasında bir irade beyanıydı benimki.

‘Mücadele tüm KHK mağdurlarının, mağrurlarının, muhataplarının mücadelesidir’

Onbinlerce insanın ihraç edildiği yerde yine iradi bir karar ile bir meydana çıkıyorsun ve sonrasında orada aylarca oturuyorsun. Direnişler belli bir doygunluğa ulaşıyor. Sen kanıksanıyorsun. Bu tabloda, Nuriye ve Semih politik bir tercih olarak açlık grevi yoluna girdiler. Bu bir yandan onların iradeleridir ve bu mücadele meşrudur, saygındır. Diğer taraftan da aslında öznesi KHK’lılar olan yapının arkasında yer alacak toplumsal muhalefet odaklarının ne kadar zayıf olduklarının ve sorumluluktan kaçtığının göstergesidir. Dolayısıyla bir siyaset yoksunluğunun göstergesidir. Siyaset rasyonel bir iştir; fikir ve talepler etrafında bir strateji belirlenmesi gerekir. Bu işin esas öznesi KHK’lılardır. KHK’lılar bir araya gelir, mücadele çizgisini belirler. Bunu güçlü kılacak odaklar da, solcular, sosyalistler, kendini demokrat olarak tanımlayan ya da daha muhafazakar cenahtan odak olarak ortaya çıkan grupların bütün imkanlarıyla örgütlenmenin arkasında olmaları gerekir. Burada da bir bayrak yarışı yoktur. Bu önlük olsun o önlük olsun; direniş bir tarih olarak şu yapıya yazılacak şeklinde zuhur eden sakat düşüncenin ötesinde KHK mağdurlarının, mağrurlarının, muhattaplarının mücadelesidir.

‘KESK, DİSK, CHP, HDP gibi güç odaklarının bir hamle yapmamasıdır bütün bunlara sebep’

Direnişin siyasetinin örülme meselesi, Nuriye ve Semih’in durumu bu kadar kritik bir eşiğe gelmeden, Betül 66 gün bir meydanda bağırmadan, Alev Düzce’de bir açıdan çoğalarak ama bir açıdan da yalnız başına direnmeden önce yapılması gereken bir işken şimdi gündeme iki insanın bedenini açlığa yatırmış olmasıyla gelmesi hazin bir şeydir. En başından herkes devreye girmeliydi. Nuriye de ben de; Alev de, Malatya’daki, Aydın’daki, Bodrum’daki, Şişli’deki arkadaşlarımız da meydanlarda direnişleri büyütmek gerekiyor diye bas bas bağırdık. Nuriye haklı olarak diyor ki: Ben defalarca gözaltına alındım ve kafamı yerlere vurdular. O zaman da ölebilirdim. Kaldı ki açlık grevine başlayalı 65 gün olmuş, 60. gününde bir kamuoyu yaratılabildi. Bu durumun herhangi bir izahı olduğunu düşünmüyorum. KESK, DİSK, CHP, HDP gibi güç odaklarının bir hamle yapmamasıdır bütün bunlara sebep. Direnirken kamuoyu yaratmak, bir televizyon kanalına çıkmak için bin bir türlü takla atman gerekiyor. Ne gerek var buna? Malatya’daki arkadaşların 90. kez gözaltına alınmalarını önlemek için kişisel adımların ötesinde topyekün mücadele etmek gerekir.

‘KHK muhataplarının vicdani bir çizgiden ilerliyor olmaları sorumluluktan kaçmadır’

Nuriye ve Semih açlık grevine başladıklarında ‘biz halkın vicdanına güveniyoruz’ dediler. Nuriye ve Semih için yapılan ve bunun ötesindeki politik olmayan eylemlilikler -eylemleri yapanların kendileri de KHK ile ihraç edilen insanlardır – önemli bir sorunla karşı karşıya bırakıyor bizleri. Beni işten atan Vali Yardımcısı Ahmet Önal ile yaptığım hesaplaşmayı hep anlatıyorum. Vali yardımcısı karşıma geçip de ‘Ben çok vicdanlıyım. Seni attım, aradan kısa çöpleri çektim ama geri kalanı duruyor’ dediğinde vicdan kavramını sorgulamaya başlıyorsun. Vicdan kimin vicdanıdır? Halkın, sanat camiasının, aydınların harekete geçmelerini amaçlayan bir eylem yapılıyor. Bu bir biçimiyle açlık grevinin 60.gününde karşılık buldu. Fakat KHK muhataplarının vicdani bir çizgiden ilerliyor olmaları sorumluluktan kaçmadır. Sen şimdiye kadar özne olarak sorumluluğa talip olmayıp, geri planda durup şuanda ortaya çıkıp ‘arkadaşlarla dayanıştık, elimden de bu gelir’ diyemezsin. Senin belirli sorumlulukların vardı, yapman gerekeni yapmadın. KHK mücadelesinin bu kadar zaman sonra bu çizgiye evrilmesinde senin de payın var. Şimdi yaptığın bu iş vicdan rahatlatmanın ötesinde bir anlam taşımıyor. Bir an evvel KHK’lı insanların bu işin nesnesi değil öznesi olduklarını, süreçte sorumluluklarının olduğunu ve mücadele çizgisini kurmak zorunda olduklarını görmeleri gerekiyor. Ulus Baker vicdan kavramını tartışırken ”Vicdan ahlaktan farklı olarak bir güç durumudur” der ve sorar ”İnsan sadece yaptıklarından değil yapmadıklarından da sorumlu tutulamaz mı?”