ÖZEL | Berkay Ustabaş’ın 55 günlük tutukluğuna 3 sürgün ve defalarca işkence

Devrimci Gençlik Dernekleri Genel Sekreteri Berkay Ustabaş’ın tutuklanmasının üzerinden 55 gün geçti. 55 gün içerisinde 3 kez cezaevinden cezaevine sürgün edilen Ustabaş, gardiyanların da işkencesine uğradı. Annesi Sevim Kolçak’ın adalet talebi sürüyor. Sevim Kolçak, yaşadığı ev baskınını, oğlunun cezaevinde yaşadıklarını ve düşüncelerini bizimle paylaştı.

İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü son sınıf öğrencisi ve Devrimci Gençlik Dernekleri Genel Sekreteri Berkay Ustabaş’ın evi 20 Aralık’ta özel harekat polislerince basılmıştı. Ev baskını sırasında alınan Yolculuk Gazetesi, Adalılar albümü ve Kızıldere’de katledilen Mahir Çayan ve yoldaşlarının fotoğrafı istinad edilen ‘örgüt üyeliği’ suçlamasına delil olarak gösterildi. Berkin Elvan’ın 19. yaş gününde tutuklanan Ustabaş, ‘Berkin Elvan’ın cenazesine katılmak’la da suçlandı. Gözaltı sonrası 5 Ocak’ta savcının “Ahdımız var, tutuklamaya sevk edeceğim” dediği Ustabaş, ‘örgüt üyeliği’ suçlamasıyla 55 gündür tutuklu.

Bir devlet politikası olarak cezaevinde işkence ve sürgüne maruz kalan Berkay’ın annesiyle yaşananları, duygu ve düşüncelerini konuştuk. Annesi Sevim Kolçak,”Ben oğlumun yaptığı her şeyin arkasındayım. Benim oğlumun kimseye zararı dokunmamıştır” diyerek oğluna sahip çıkıyor ve adaletin yerini bulmasını istiyor.

Berkin Elvan’ın cenazesine katılmanın suç olarak dosyada yer almasına karşı çıkan Sevim Kolçak, “Berkin Elvan’ın cenazesinde yüz binden fazla insan yürüdü. Ben de yürüdüm. Bir çocuk ölmüş, tabi ki yürüyeceğiz. Bunda bir suç yok” dedi.

Berkay’ı almak için kendi evinin basıldığı anları Sevim Kolçak şöyle aktardı: ” Evime koçbaşıyla gece geldiler. Evde sadece 80 yaşındaki annem ve ben vardık. Annem çok korktu, deprem oldu sandı. Kapı çatladı, 2. vurduklarında kapıyı açtım. “Yat yere” diye bağırdılar. Çete gibi gelip simsiyah giyinip sadece gözleri göründükleri için polis olduklarını bile anlayamadım. Tedirgin oldum. Polisleri “Sakin olun, evde kimse yok” diye uyarmak zorunda kaldım; çok hiddetli geldiler çünkü. İki sivil de vardı yanlarında. Arama emirleri bile ellerinde yoktu geldiklerinde, kamera açık değildi. Kamera da arama emri de sonradan geldi. Kamera açık olmayınca, “Bizi öldürüp gideceksiniz, sizin kamerayla birlikte gelmeniz gerekmiyor mu?” dedim. Onlar da bana “Fazla konuşuyorsun. Senin rengin belli oldu. Kes sesini, konuşma” diye cevap verdiler. Evin içindeki benim kitaplarımı alıp Berkay’ın soruşturmasına dahil ettiler. Benim şahsi kitaplarımdı ve kitapçıda satılan bandrollü, yasal, herhangi bir yasak bulunmayan kitaplardı. Ben de “O zaman gidin kitapçıları kapatın” dedim. Sizi şikayet edeceğim dediğimde “Devlet biziz, ben devletim işte kimi kime şikayet ediyorsun?” dedi. Sivil polislerden bir tanesi duvarı yumruklayarak “Senin oğlun terörist” dedi. Bana “Sen ne biçim annesin?” diyordu sürekli, bana anneliği öğretiyordu. Avukatımı aramama da izin vermediler ve ben tartışmaya devam edince “Al şunu, al” deyip beni gözaltına almakla tehdit ettiler. Evde herhangi bir hasar olmadığına dair zorla imza attırdılar, kapım kırılmıştı oysa. Bütün evi 2 saat boyunca ararlarken annemle ben yatak odasındaydık zaten, hasar tespiti bile yapamadım. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi çekip gittiler.”

Sevim Kolçak, Berkay’ın önce Metris Cezaevi, sonra Silivri Cezaevi, oradan da kimseye haber vermeden apar topar Kırklareli Cezaevi’ne götürüldüğünü ve bu süre zarfında oğlunun işkenceye uğradığını aktardı. Cezaevini aradığında “Oğlunuz burada yok” cevabı alan Kolçak oğlunun başına bir şey geldiği düşüncesiyle korkmuş, sonrasında Berkay’ın yanına kıyafet almasına izin verilmeksizin buz gibi soğukta sürgün edildiğini öğrenmiş. Kırklareli Cezaevi’nde Berkay’ın yaşadığı işkenceyi anlatan Sevim Kolçak: “İz kalmasın diye hiç yüzüne vurmamışlar; hep sırtına, bacaklarına vurmuşlar. Doktor yanına çıktığında Berkay, gardiyan varken muayene olmak istememiş, doktor da “Bir şeyiniz yok” deyip itekleyip göndermiş. Görüşe gittiğimde oğlumun kıyafetleri yoktu, o soğukta eşyalarını vermemişler” diye ifade etti.

Sevim Kolçak’la görüşmemizden dikkat çeken diğer hususlar:

“Evime oğlumu almaya geldiklerinde “Böyle mi gelinir? Ne teröristi?” dedim. Benim evimde çok çicek var, çiçekleri göstererek “Terörist bunlar mı?” dedim. Hepsi siyah giyinmiş, bir tek gözleri görünüyor, koca koca silahları üstümüze doğrultmuşlar; “Asıl terörist sizsiniz” dedim.”

“Benim evimden aldıkları kendi kitaplarımı geçenlerde kitapçıda gördüm. Kitapçıya bu kitapların yasak olduğunu söyledim. “Olur mu öyle şey?” dedi. “Oluyormuş. Senin kitapçıda bulunup satıldı mı yasak değil ama benim evimde bulundu mu yasak oluyor” dedim. İnsanlar şaşırıyor…”

Gazete Hayır