Park’ın Ardından Güney Kore – Owen Miller (Jacobinmag)

Moon Jae-in’in başkanlık seçimlerindeki zaferi, Park Geun-hye’ın skandallarla dolu yönetimini sonlandırdı, fakat bu gerçek bir toplumsal ve politik dönüşümün kapısını aralayacak mı?

Birçok Güney Koreli Moon Jae-in’in 9 Mayıs’ta başkan seçilmesini, derin bir rahatlama hissiyle selamladı. Rahatlatıcı zaferi, yaklaşık on yıldır süren sıkıntılı bir muhafazakar yönetimi sonlandırmakla kalmayıp, kurulduğu 1948 yılından bu yana ülkenin yaşadığı en büyük (ve kuşkusuz en tuhaf) politik skandalını da nihayete erdirdi.

Moon, muhafazakar rahibi Hong Jun-pyo’nun aldığı 7.8 milyon oya karşı (yüzde 24) 13.4 milyon oy aldı (%41). Sonuçlar Güney Kore’deki gerici muhafazakar güçlerin ağır yenilgisini yansıtmakta fakat Moon’un selefini görevden almak için mücadele eden milyonlarca Güney Korelinin beklentisini karşılayıp karşılamayacağını görmek için beklememiz gerekecek.

Moon seçim vaatlerinde samimi olsa bile, Güney Kore’nin ortak devlet-sermaye kültürünü yaratan ve ülkedeki holdinglerin (chaebol) hakimiyet kurmasını sağlayan köklü yapılara meydan okumanın çok zor olduğunu anlayacaktır. Dahası Moon, ülkenin en acil meseleleriyle ilgili değişiklikler yapmaktan aciz (ve hatta bu konuda isteksiz) olduğu da ortaya çıkabilir. Bu acil meseleler arasında genç işsizlik, büyüyen işsizlik ve sürekli kriz yaratan bir politik sistem vardır. Belki de en önemlisi, Moon’un Güney Kore’yi ABD’ye bağlayan ve onu Kuzeydoğu Asya’nın jeopolitik girdabı içinde tutan Gordiyon düğümünü kesmesinin ihtimal dışı oluşudur.

Hell Joseon

Birçok gözlemci tarafından, Güney Kore’nin muhalif Demokrat Parti’nin üyelerinden Moon liberal, hatta ilerici biri olarak tarif edilmiştir; ne var ki bunlar hep olduğu gibi muğlak ve göreceli terimlerdir. Güney Kore’nin en katı muhafazakarlarıyla kıyaslandığında, (bunlar arasında Kore Özgürlük Partisi üyelerinden Hong’un temsil ettiği muhafazakarlar) Moon liberal görüşlere sahiptir. Kore Savaşı sırasında ailesi kuzeydeki Hungnam kentinden kaçmış bir kişi olarak Moon, demokrasi yanlısı bir eylemcidir ve Güney Kore’nin otoriter hükümetlerine karşı mücadele vermiş bir insan hakları avukatıdır. Kampanya sürecinde, Kuzey Kore’yle müzakerede bulunacağını, Güney Koreli işçilerin koşullarını iyileştireceğini ve ülkenin yozlaşmış politik sistemini temizleyeceğini vadetmişti.

Ancak aynı zamanda Katolik Kilisesine bağlı ve bazı muhafazakar görüşlere sahip. Ordunun eşcinsel askerleri cezalandırmasıyla ilgili bir tartışmada görüşü sorulduğunda, Moon genel olarak eşcinselliğe karşı olduğunu söylemişti. Kampanya gezilerinde, ulusal güvenliğe vurgu yapmış ve Güney Kore özel kuvvetlerinin eski çalışanı olduğunu belirterek, derin devletin zaferinden korkacak bir şey olmadığının işaretini vermişti.

Birçoğu Moon’un seçilmesini, Kim Dae-Jung ile Roh Moo-hyun’un (1998-2008) on yıllık liberal yönetimine dönüş olarak görüyor. Nitekim Moon Moo-hyun’un özel kalemliğini yapmıştı. Ancak bu beklenti, o yıllarda olup bitenleri hatırlayan kişilere pek de umut vermiyor.

Güney Kore’ye bugünkü toplumsal koşullarını veren şey, birçok açıdan Moon’un liberal selefleriydi. 1997 Doğu Asya Krizinden sonra, Kim ve Roh yönetimleri işgücünü büyük ölçüde esnekleştirmiş, devletin kalkınmacı unsurlarını ortadan kaldırmış ve başta Birleşik Devletler ile Avrupa Birliği’yle serbest ticaret anlaşmaları yapmıştı.

Sonraki yıllarda Lee Myung-bak ile Park Geun-hye’ın gerici yönetimleri, Güney Kore’de insan hakları ile emek haklarından, basın özgürlüğü ve Kuzey Kore’yle ilişkilere kadar birçok demokratik kazanımı ortadan kaldırmış oldular.

Başkan Park, ülkeyi 1961’den 1979’a kadar yöneten diktatör Park Chung-Lee’nin kızı. Güney Kore’nin neoliberal dönüşümden önceki günlerine nostalji duyan eski kuşaklar, tabanının çekirdeğini oluşturuyordu.

Ancak göreve gelince, ülkenin politik ekonomisini eski günlerine götürmedi veya chaebol iktidarını ortadan kaldırmadı (nerdeyse her yeni seçilen Güney Koreli başkanın vadettiği bir şeydi bu). Aksine bir hatadan diğerine yuvarlanan ve acımasızca muhaliflerine saldıran beceriksiz bir hükümet yönetti.

Sewol feribotu faciası Park’ın en trajik başarısızlığı oldu ve kesinlikle çöküşünü başlatan hadiseydi. Bu felaket beceriksizliği ve vurdumduymazlığının yanı sıra, Güney Kore toplumunun en derin yapısal kusurlarını belirgin hale getirdi. Yurttaşlar arasında genel bir güven krizine yol açtı. Vatandaşlar devletle sermaye elitlerinin sadece Güney Korelilerin yaşamını korumaktan aciz olduğunu fark etmekle kalmayıp, böyle bir sorumluluğu dahi almayacaklarını gördüler.

Faciayla açıkça gözler önüne serilen şey, Güney Kore’nin Soğuk Savaşa özgü kalkınmacı devletle aşırı rekabetçi neoliberal bir distopyanın özgün bir melezi haline geldiğiydi. Devlet ülkenin anti-komünist katliamlarla kurulduğu 1948 yılından bu yana yaptığı gibi, ekonomik kalkınma ile ‘kızıl tehdide’ karşı mücadeleyi en önemli görevleri olarak saymaktadır. Fakat neoliberal politikalar bu yönelimle birleşerek, emek piyasasının, finans sektörünün ve eğitim kurumlarının hızla deregülasyona tabi kılınmasına yol açtı. Bu birleşim, dünyada intihar oranlarıyla en yüksek ikinci konumda yer alan, aşırı rekabetçi bir toplum yarattı.

Başta gençler olmak üzere Güney Korelilerin durmaksızın maruz kaldığı baskılar, ülkeyi alaycı bir tavırla “Hell Joseon” şeklinde adlandırmalarına yol açmıştır. Bu söz 1910’da yıkılan otokrat hanedana gönderme yapmaktadır. İma edilen şey, ülkenin modernliğe ve demokrasiye ulaşmak için çektiği onca sıkıntıya rağmen, sıradan insanlara şartlarının iyileşeceği konusunda hiç umut vermeyen, yeni bir oligarşik ve feodal sisteme dönülmüş olduğudur.

Büyük direniş hareketleri, gerici yönetimlerle geçen on yılın defterini dürmüş oldu. Lee’nin başkanlığı görünüşte Amerikan et ithaline karşı büyük bir protestoyla başlamış oldu. Choi Soon-shil skandalıysa Park’ın kaderini çizdi. Milyonlarca Güney Koreli geçtiğimiz sonbaharda, bu destansı politik dramı protesto etmek için sokaklara döküldü. Şimdi eski başkanla Samsung’un fiili başkanı Lee Jae-yong hapiste mahkeme tarihini bekliyorlar.

Güney Kore tarihinde, 1960 Nisan Devriminden, 1980 Gwangju İsyanına ve 1987 demokratik devrimine dek bir dizi büyük halk isyanına tanıklık etti. Ancak bu hadiselerin aksine, hükümet muhtemelen idarenin zafiyeti veya hakim sınıfı bölen çatlaklar sebebiyle 2016-17 hareketini zorla bastırmaya çalışmadı. Seçkinlerin yandaş gazetesi Chosun Ilbo bile, başkana karşı bir manşete yer verdi.

Görünüşe göre büyük bir halk hareketinin, aynı otuz yıl öncesinde Haziran 1987 hareketinin yaptığı gibi, Güney Kore toplumunda büyük değişikliklere yol açması muhtemeldir. O halde temel sorular, Moon’un protestocuların taleplerini karşılayıp karşılamayacağı ve bu durumun ülke solu açısından ne anlama geldiğidir.

Yaklaşan Sorunlar

Moon’un gerçek performansını değerlendirmemiz henüz mümkün olmasa da, şimdiden bazı ipuçlarını görmek mümkündür. Kabul konuşması bir dolu yavan ve boş laflarla doluydu: Tüm halkın başkanı olacağını ve ülkeye birlik getireceğini vadetti. Bunun yanında görevinin ilk günlerinde Moon, iyimser tiplerin gelecek yönelimine delil sayabileceği türden bazı popüler önlemleri hayata geçirdi: Park’ın müfredata soktuğu sevimsiz tarih kitaplarını kaldırdı, Incheon Havalimanı’ndaki tüm güvencesiz işçilere kalıcı statü verileceğini duyurdu ve Gwangju İsyanının anma etkinliklerine katılacağı sözünü verdi.

Kampanyası sırasında Moon, asgari ücretin artacağı, kamuda 810,000 kişilik istihdam yaratacağı ve genç insanların işe alınımına öncelik vereceği sözünü vermişti. Fakat bu vaatleri yerine getirse bile, liberal seleflerinin deregülasyon modeline bağlı kaldığı müddetçe, genç işsizlikle veya ekonominin derin sorunlarıyla (tersanecilik sektörünün nerdeyse çökmesi gibi) baş etmesi çok zor olacaktır.

Ayrıca yılın başından bu yana birçok dünya ülkesinin saplantı haline getirdiği Kuzey Kore’yle ilgili uluslararası krizle de yüzleşmek zorundadır. Yakın tarihli bir ankete göre, Kuzey Kore’nin nükleer silah programını veya THAAD füzesavar sistemini ülkenin en acil sorunu olarak gören Güney Koreli seçmenler %25’ten az olsa da, Moon bunlarla da uğraşmak zorunda kalacaktır.

Bu iğneden geçirilmesi zor bir ipliktir: Kuzey Kore’yle yeniden ilişkiye geçme vaadini, ne ABD başkanı Donald Trump’ı ne de Çin başkanı Xi Jinping’i üzmeden, yerine getirmelidir. Yeni yönetimin alabileceği bir kararın önüne geçmek amacıyla ABD’nin başkanlık kampanyası sırasında aceleyle kurduğu THAAD sistemine vereceği karşılık, ilk testlerinden biri olacaktır.

Moon kampanya esnasında füzesavar sistemini eleştirmiş ve bu konuda yeniden görüşme yapacaklarını vadetmişti; ne var ki bu ABD’yi bu sistemden çekilmeye zorlamak anlamına gelmemektedir. Sözde “Amerika karşıtı” Başkan Roh bile ABD’ye sadık kalmış, Irak’a asker yollamış ve çoğunlukça sevilmeyen serbest ticaret anlaşmasını imzalamıştı.

Moon farklı davranacağına dair hiçbir işaret sunmamıştır. Kuzey Kore’yle ilişkileri düzeltebilir ama ABD, Kuzey Kore ve bir bakıma Çin arasındaki ilişkiler, olası bir uzlaşma ihtimalini etkilemeyi sürdürecektir. Çok iyi niyetli bir Güney Kore başkanı bile Amerikan emperyalizminden yahut ABD ile Çin arasındaki küresel çatışmadan kaçınamaz.

Solda Beklentiler

Beklentimiz odur ki, mum ışığı hareketi ölçeğinde bir ayaklanma Güney Kore’nin sosyal demokrat ve radikal solcularına büyük bir fırsat sunacaktır. Maalesef son yıllardaki başka birçok halk hareketi gibi, bu protesto dalgası da, ilerici siyasette dikkat çekici bir canlanmaya, yahut 1960 Nisan Devriminden sonra olduğu gibi anayasal ve siyasi sistemin kayda değer bir tarzla elden geçirilmesine yol açmadı. Gwanghwamun Meydanı’ndan Podemos tipi bir politik güç çıkmadı ve bugün hareketin yapabildiği tek şey seçmenleri sağdan merkeze kaydırmak.

Gerçi Güney Kore’nin sosyal demokratlarınca yeni kurulan Adalet Partisi, son seçimlerde tüm sol partilerden daha iyi bir görünüm kazanmıştır. Başkan adayı Sim Sang-jung, iki milyonun üzerinde oy alıp toplam seçmenin yaklaşık %6’sının desteğini kazanmıştır.

Partinin Moon yönetimiyle yakın bir ortaklığa girmemesi veya liberal yönetimin başlatacağı muhtemel bir atama dalgasına kapılmaması halinde, bu başarı gelecek yıllarda sağlam bir temel olabilir.

Avrupa solu gerçek bir sosyal-demokrasiyi tekrar hayata geçirmek için mücadele etmektedir fakat Güney Kore uzun süredir istikrarlı bir sol siyaset yaratma kavgası vermektedir. Soğuk Savaş’ın otoriter eğilimleriyle geçen yıllar hala ülke siyaseti üzerindeki ağırlığını korumaktadır. Bu durum kendisini kızıl tehdit mantığında, bölgecilikte ve devletin sık sık ılımlı solcu gruplara dahi yaptığı saldırılarda açığa vurmaktadır.

Güney Kore emek hareketi son on yılda ciddi baskılarla karşılaştı fakat Park’ın son yıllarında önemli diriliş emareleri de gösterdi. Militan demiryolu işçilerinin Aralık 2013’teki grevi böyle bir yükseliş noktasıydı. Devletin, işçi sınıfı militanlığının bu çekingen dirilişini bile ezmesi kaçınılmazdı. Park Kore Sendikalar Konfederasyonu’nun merkezine eşi görülmemiş bir baskın düzenletmiş ve 2015’teki protestoların örgütlenmesine yardımcı olduğu için başkanı Han Sang-gyun’u hapse attırmıştı.

Bu baskılara rağmen, emek yanlısı eylemciler geçtiğimiz güzün en büyük gösterilerinden bazılarını planlayarak, son harekette etkin bir rol üstlendiler. Protestoların örgütsel aygıtına, çeşitli sivil toplum örgütlerinin yanı sıra radikal sol da dahil olmuştu.

Ancak bu yenilenme, henüz işçi militanlığında bir yükselişe (Haziran 1987’deki demokratik ayaklanmadan hemen sonra olan türden) yahut radikal solun Güney Kore’deki uzun vadeli geri çekilişini tersine çevirebilecek genel bir politik radikalleşmeye dönüşmemiştir.

Muhtemelen yeni yönetim, olağan siyasi yaşamı yeniden tesis etmekte zorluk çekecektir. Birçok Güney Koreli siyasi sistemde ciddi değişiklikler yapılmasını istemektedir ve jeopolitik durum ABD emperyalizminin başındaki provokatif kabadayı nedeniyle çok daha istikrarsız bir görünümdedir. Önümüzdeki aylarda Güney Kore’nin en iyi ümidi, sokaklar ve meydanlardaki hareketin kendisidir.

İnsanlar, Moon’u sadece genç işsizlikle esnekleştirme konusunda değil, Güney Kore’yi ABD-Çin çatışmasının içine çekmekle tehdit eden THAAD sisteminden çıkma ve barışı sağlama konusunda da sözünü tutmaya zorlamak için mobilize olmayı sürdürmelidirler.

Bu yazı orjinalinden, Gazete Hayır kolektifi tarafından çevrilmiştir.