Referandum Orta Doğu siyasetine nasıl yansıyacak? – Fehim Taştekin (Al-Monitor)

Kuvvetler ayrılığını zayıflatıp kontrol mekanizmalarını işlevsiz kılacak şekilde Türkiye’yi başkanlık sistemine taşıyan anayasa referandumu Türk dış politikasını etkileyecek boyutlar içeriyor.

Referandumdan çıkan tartışmalı yüzde 51 “Evet” sonucunun Avrupa ile köprüleri yeniden kurmaya yardımcı olması imkânsız. Hem değişikliklerin AB kriterlerinin ruhuna aykırı olması hem de Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) işaret ettiği üzere oylamanın adil, şeffaf ve güvenilir geçmediği yönündeki tespitler Avrupa-Türkiye ilişkilerinde yeni bir kırılma noktası yarattı.

Yeni dönemde AB üyelerinin referandumdan önce olduğu gibi Türkiye’yi idare eden teskin politikasını sürdürmesi zor.

Haliyle, “yeni Haçlılar” ve “yerli uşakları”yla mücadele ettiğini öne sürüp Batı karşıtlığını körükleyen ve artan oranda milliyetçi retoriğe bel bağlayan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, fiili durum kanıksanmadığı sürece AB’ye üyelik sürecini çöpe atacak hamlelerden kaçınmayabilir. Zafer konuşmalarında idamı geri getirmekten bahsetmesi de AB’yle kopuşa dair bir diğer kötü sinyal.

Peki, Batı’yla kavgaya yeni argümanlar sunan referandum, Türkiye’nin Doğu ile ilişkilerini, özellikle Orta Doğu politikalarını nasıl etkiler?

Doğrusu eskisi kadar olmasa da Türkiye’nin Batı ile hesaplaşan görüntüsüne büyük anlamlar yükleyen, Erdoğan’ı İslam ümmetinin sesi olarak gören ya da Türkiye’nin Arap Baharı sırasında verdiği desteğe borçlu kalan bir kuşak var, ki Türkiye’de bir kamu kurumu olan Anadolu Ajansı dahil iktidar medyası bu kesimlerden gelen tebrik mesajlarını “Dünya liderlerinden tebrik yağıyor” başlıklarıyla sundu.

Peki, Kim bu dünya liderleri? Katar Emiri Şeyh Temim Bin Hamad El Sani, Bahreyn Kralı Hamad Bin İsa El Halife, Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Usame Nuceyfi, Hamas Siyasi Büro Şefi Halid Meşal, Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas ve Tunus’taki Nahda lideri Raşid Gannuşi Erdoğan’ı tebrik etti.

İslam dünyasından gelen diğer birkaç tepki de şöyle: Eski Tunus Cumhurbaşkanı Muhammed Munsif Merzuki: “Türk halkını canlı ve serpilen demokrasisinden dolayı tebrik ediyorum.” dedi.

Dünya Müslüman Âlimler Birliği Genel Sekreteri Ali Karadağı: “Türk halkını tercihinden dolayı tebrik ederim. Türkiye hükümetinin ve halkının Müslüman ümmetine hayırlı işlere vesile olmasını niyaz ederim.” mesajını verdi.

Mısır Müslüman Kardeşler Hareketi: “Türk halkı dünyaya yeni bir demokrasi dersi vermiştir.” açıklaması yaptı.

Türkiye içinde muhalefeti ayağı kaldıran tartışmalı zaferin en fazla alkışlandığı alan ise Suriye cephesi oldu. Önde gelen bazı eski El Kaide üyelerinin kurduğu Ahrar’uş Şam, El Kaide’nin Suriye uzantısı olan Nusra Cephesi’nin öncülüğünde kurulan Heyet Tahrir’uş Şam ve Suudi bağlantılı Ceyşu’l İslam’ın yanı sıra Türk istihbaratının güdümündeki Sultan Murat Tugayı gibi örgütler Erdoğan’ı tebrik etti.

Bu cepheden gelen tebriklerden birkaçı şöyle:

Ahraru’ş Şam Basın Sorumlusu Umran Muhammed: “Erdoğan kardeşimizi Türkiye ve İslam dünyasının yükselişi için çalışanlardan kılıp muvaffak olmasını temenni ediyoruz.”

Ahraru’ş Şam Genel Komutanlığı: “Elde edilen başarı Türkiye’nin bölgemizde yaşanan haksızlıklara ve zulme karşı durabilmesi için önemli bir adımdır.”

Ceyşu’l İslam: “Bağımsızlık ve güçlü Türkiye yolunda adım atan Kardeş Türkiye halkı ve hükümetinin zaferini içtenlikle kutluyoruz. (…) Referandumun sonuçları Türkiye’nin bölgedeki ve uluslararası düzeydeki rolünü güçlendirecektir. Bu zafer aynı zamanda zulme karşı direnen Suriye halkına da olumlu yansıyacaktır.”

Heyet Tahriru’ş Şam Sözcüsü Zeyd El Attar: “Müslüman Türk halkını sevindiren, bizi de sevindirir; onları üzen bizi de üzer. Türk halkına karşı boynumuzda bir borç bulunmaktadır. Devrimlerinde Suriye halkının yanında durmaları, iki halk arasındaki İslam bağının hala köklü olduğunun en güzel delilidir. (…) Bizler, Türkiye’nin Müslüman halkların meselelerini desteklemeye ve yanlarında durmaya sevk edecek olan sınırlamalardan kurtulmasına ve İslam dünyasına serbestçe yönelmesine yardımcı olacak her olayı ve değişimi güzel karşılıyoruz.”

Türkiye’deki İslamcı hareketlerin önemli bir kısmı da güçlü yetkilerle donatılmış Erdoğan’a ümmetin lideri payesini biçiyor. İçi doldurulamayan ve sadece retoriklere dayalı bu portre Erdoğan’ın da hoşuna gidiyor.

Aslına bakarsanız İslam dünyasında Erdoğan’a açılan kredinin ana nedeni 2005’te AB ile üyelik müzakerelerine başlayan bir Türkiye’ye öncülük etmesiydi. O dönem Arap dünyasının nabzını tutanlar, Avrupa’ya yönelmiş bir Türkiye’nin ne denli heyecan yarattığını rahatlıkla gözlemliyordu. Bu destek zamanla azalırken kalan kısmı da 2011’den sonra biçim değiştirdi. İktidardaki AKP, Arap isyanlarıyla birlikte Müslüman Kardeşler’in (İhvan) yegane alternatifi olarak öne çıkacağından hareketle İslamcı kesimler üzerine yatırım yaptı. Suriye krizi de Türkiye’yi Sünni-Selefi cihadi grupların ana destekçisi konumuna çekti. Haliyle Türkiye’nin İslam dünyası ile ilişkilerinin çerçevesi genel anlamda Sünnilik, özelde Müslüman Kardeşler üzerinden bir hayli daraldı. Bu nedenle yeni anayasayla yetkileri artacak olan Erdoğan bu çevrelerin umudunu tazeliyor olabilir.

Fakat dış politikanın basitçe İhvan aşkıyla şekillenemeyeceğini ve İslam dünyasına liderlik gibi iddialı çıkışların toz duman olacağını gösteren başka hakikatler de var:

Batı’dan kopan Türkiye bir çıkış koridoru olarak Rusya ile ortaklığı önemsiyor. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yiğit Bulut referandumdan hemen sonra Rusya’yı adres gösterdi ve “Rusya ile iş birliği yapmamız lazım, sorunlar kesinlikle aşılacak.” dedi.

Meselenin bamteli de burası. Ruslar da referanduma olumlu anlam yüklüyor. Mesela Rusya Bilimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü Araştırma Görevlisi Sotnikov da “Halk oylaması sonuçları Türkiye-Rusya ilişkilerinin güçlenmesine katkı sağlayacaktır” öngörüsünde bulundu.

Duma Uluslararası İlişkiler Komitesi Başkanı Leonid Slutsky, Türkiye’deki anayasa değişikliği referandumunun sonucunun, Moskova ile Ankara arasındaki ilişkileri etkilemesini beklemediğini söyledi.

Batı’dan gelen eleştirilere karşı referandumla ilgili Kremlin’in açıklaması tıpkı 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminden sonra olduğu gibi Ankara’ya Moskova yolunu açan sıcak bir yaklaşım içeriyor:

“Referandum egemen Türkiye Cumhuriyeti’nin iç meselesidir, bize göre herkesin Türk halkının verdiği karara saygı duyması gerekir.”

Moskova ile ortaklığın etkilerinin kısa sürede yansıyacağı yer Suriye olacaktır. Türk-Rus yakınlaşmasında itici faktör ekonomik ilişkiler olsa da son bir yılda Ankara-Moskova hattındaki temaslar Türkiye’nin Suriye politikasında gerçekçi bir değişime gitmediği takdirde Rusların birçok alanda işi ağırdan alacağını gösterdi. Rusların referandumun sonuçlarını kabul edilebilir bulması da iki ülke arasındaki güven sorununu bitirmiyor.

Bu durum gerçekçi bir balayının Türk dış politikasının seyir defterini Ruslarınki ile koordineli hale getirmesinden geçtiğini gösteriyor.

Türk-Rus yakınlaşmasında uyumu etkileyecek en önemli faktör AB’den ziyade Donald Trump yönetimindeki ABD’nin yeni yaklaşımı olabilir.

Erdoğan, Trump’tan yeni bir yaklaşım bekliyor. Trump’tan ışığı aldığı an Ruslar ve Amerikalılar arasında bir denge tutturma yoluna gidebilir. Ancak Türk-Amerikan ilişkilerinin önünde mayınlar oluştu. Suriye’de yönetime karşı savaşan silahlı gruplara desteğin sürmesi, Pentagon’un Suriye’nin kuzeyinde Kürtlerle kurduğu ortaklık, İran’a ambargoyu delen mekanizmanın sorumlusu olarak iş adamı Rıza Zarrab ile Halk Bank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın tutuklandığı davanın seyri, darbe girişiminden dolayı iadesi istenen Fethullah Gülen’in durumu sözünü ettiğim mayınların başında geliyor. Referandumdan çıkan sonucun bu dosyaların seyrini etkileme kapasitesi sınırlı.

Erdoğan’ı tek adam yapan bir süreç başlı başına Doğu-Batı karşıtlığı üzerinden bir çözümlemeyi de haklı kılmıyor. Erdoğan’ın yeni Osmanlı ve yeni ittihatçılık çağrışımı yapan milliyetçi yönelimi Batı’dan kopuşu hızlandırdığı gibi Doğu’daki kapıları da otomatik açmıyor. Bu yaklaşım, sınırlı İslamcı çevrelerde heyecan yaratsa da birçok kesimde Osmanlı bakiyesi tarihsel korkuları ve şüpheleri uyandırıyor. Dışarıdaki kuşkulara içerideki bölünmüşlük eklenince Erdoğan’ın iç ve dış politikada manevra alanının çok da genişlemediğini söylemek mümkün.

Yorum Yazın