Referandum sonrası densiz hesaplar ve program ihtiyacı – M. Görkem Doğan

En az yüzde kırk dokuz hayır çıkan halkoyu sonrası kimi CHP’liler ve uslanmaz liberaller, ‘aç tavuk kendini darı ambarında sanır’ ata sözünü haklı çıkarırcasına 2019’da ki muhayyel seçimi kazanmaya yönelik derin görünümlü ama çok sığ taktiklerden bahsetmeye başladılar. Meclisteki en yaşlı milletvekilinin örneğinde bu yönde kimi hamleler geliştirmeye çabaladığını da görüyoruz. CHP’de adet olduğu üzere genel başkanlık için de kılıçlar çekildi ve bu kavganın ülkenin içinden geçtiği politik krize pek çok etkisi olacaktır. Üstelik kamuoyundaki genel siyasi atmosferde de özellikle büyük şehirlerde var olan iktidardan bir bıkma hali gözüküyor. Alternatifsizlik bu bıkkınlığın daha sesli dile getirilmesini engelliyor.

Tüm bunlara rağmen ilkesiz ve çıkarcı bir tutumla ve siyasi “projecilikle” ortaya çıkmanın tam da şu anda bu alternatifsizlik duygusunu zayıflatmayacağını tam tersine pekiştireceğini belirtelim. İçinden geçtiği politik kriz ortamında Türkiye söylediğine inanmayan siyasi projelere prim vermez. Fakat pratik açıdan yanlışlığının yanı sıra bu tavır ilkesel olarak da savunulamaz. Hayırdan sonrasının daha önemli olduğunu başından söyleyenlerden biri olarak hayırdan sonra hızlıca önümüzdeki seçime bakalım tavrının geliştirilmesini en hafif tabirle siyasi terbiyesizlik olarak gördüğümü belirtmeliyim. Türk sağı yüzde 61.7 oyla kabul edilen 27 Mayıs anayasasını pek çoğu hapiste olan Demokrat Partililerin kampanya yapmasına izin verilmediği için asla meşru görmediler ve bunu ifade etmekten asla vazgeçmediler. Bunun daha azını yaparsak yazıklar olsun bize. Daha seçimin üzerinden bir ay geçmeden bu seçimdeki usulsüzlüklerin daha sonraki seçimlerde tekrarlanmaması için neler yapılması gerektiğini konuşmadan 2019’daki muhayyel seçiminin adayını tartışmak etik sorunları geçtim o seçimlerin kaybedilmesinin de garantilenmesi olur.

Bununla birlikte bu tartışmaların hemen başlamasının maddi sebepleri de olduğu unutulmamalı. Bu yıl ki işçisiz 1 Mayıs kutlaması özellikle Bakırköy Halk Pazarında şehirli orta, alt orta gelir gruplarının demokrasi mücadelesi için hala enerjisi olduğunu ortaya koydu. Bunların daha genç kesimleri bazı tür sokakta eylem biçimlerini kuşkusuz benimsiyor fakat bu toplumsal tabakanın karakteri muhakkak kurumsal siyasete meyletmesine yol açıyor. Sokağı da esas olarak bu anlamda değerlendiriyor. Hayır bloğunun esas dayandığı bu toplumsal tabakanın kulağının bu türden önerilere açık olacağı unutulmamalıdır. Özellikle sonbaharla birlikte belki de bu tür siyasi projelerden başka bir şey duymayacağımızın da farkında olmamız lazım. Şimdi ortaya çıkanlar sadece aceleci davranmış oluyor. Başkaları da zamanlamayı gözeterek böyle hamleler yapacaktır.

Bununla birlikte halkoyunda önce altını çizdiğimiz bir hakikati, referandum sonrasının konjonktüründe yeniden dile getirmek isterim. Halkoyunun gayrimeşruluğu Türkiye cumhuriyetinin bir döneminin kapandığı gerçeğini değiştirmez. 15 Temmuz bir tabuta son çiviyi çaktı. Üstelik açılmakta olan döneme sol plansız programsız girerse emek, barış ve demokrasi mücadelesinin Türkiye’nin bu yeni döneminde toplumsal karşılığının nerdeyse görünmez olacağı ortadadır. Tam da bu yüzden referanduma bir program hatta anayasal önerilerle girilmesi gerektiğini savunduk. Şimdi de hayır oyunu bir araya getirecek sihirli liderin kişiliğini tarif etmek ne kadar yersizse anayasal öneriler de içeren bir sosyalist cumhuriyet programı oluşturmaya çabalamak o kadar elzemdir. Bu programı şimdi tartışmaya başlamazsak ne hayır cephesini bir arada tutmaya olumlu bir katkıyı soldan yapabiliriz ne de o muhayyel seçimde solun ulusalcı ya da liberal restorasyoncu projelerin uydusu olmasını engelleyebiliriz.

Bu programın solun tüm kesimlerince tartışılması gerekiyor (kuşkusuz liberallik ya da ulusalcılık yoluyla Türkiye’deki sol çizginin dışına düşenleri kastetmiyorum) çünkü Türkiye’nin sosyalist birikiminin yansıması olan bir programa ihtiyacımız var. Çok zeki üç beş Marksist akademisyenin batıdaki son moda tartışmalardan apardığı bir metine değil! Başka siyasal eğilimlerle de, Kürt Özgürlük Hareketi dahil, ancak böyle bir programınız varsa ilkeler üzerinden uzlaşabilirsiniz yoksa aday olacak popüler isim avına çıkarsınız. Bir konuda net olmak gerekiyor bu anayasa değişikliği gayrimeşrudur dolayısıyla yürütme yetkisi olmayan bir cumhurbaşkanlığı ile meclisi halkın iradesinin vücut bulduğu tek siyasal organ olarak algılamayan hiçbir öneri bizim önerimiz olamaz. Seçimler de ki daha o bahse çok var birileriyle uzlaşılacaksa asgari hedef de bu olmalıdır. Fakat kabul etmek gerekir ki 15 yıllık AKP yönetiminin geldiği noktada barış konusunda ve emeğin hakları konusunda sessiz kalan bir siyaset de Saraydan kurtulacağız diye kabul edilemez.

Sonuçta bu politik kriz, eğer ülke daha ağır bir felakete sürüklenmeyecekse (ki ne yazık ki bu da hafife alınamayacak bir olasılıktır), bir siyaset önerisinin halkta karşılık bulmasıyla aşılacak. Sermaye sınıfı kuvvetler ayrılığı garantilenmiş bir başkancılığa da, mezhepçi yanı törpülenmiş bir milliyetçi muhafazakar kadro hareketi ya da Avrupacı bir klik liderliğindeki bir parlamentarizme de onay verebilir.

Sadece ne istemediğini ifade eden ya da önce ulusal sorun çözülsün sonra diğer işlere bakarız diyen bir sol Hayır blokunun aksesuarı bile olamaz.