Röportaj | Efruz Efruzyan: “Sözde doktor aileme ‘Yanında küfredin, maça götürün, kadınlarla ilişkisini kesin’ demiş”

Evrim Gündüz – Ayşe Büşra Yılmaz

Sıradan bir sohbet esnasında herkesin sevgiden, saygıdan dem vurduğu bu topraklarda aslında birbirimizi ne kadar da sınırlı koşullarda sevdiğimizi, bir insana saygı duyabilmemiz için ne çok ön koşulumuz olduğunu hepimiz ara sıra hissediyoruzdur. Ülkemizde son dönemlerde değişime uğrayan politik atmosferle birlikte kültürümüzde soyut bir şekilde de olsa yer alan saygı, sevgi gibi kavramların nasıl da günden güne daha da yok olmaya yüz tuttuğunu görüyoruz. Hâkim iktidar bloğunun düşüncesinden farklı bir noktada duranlar, başka bir dünya isteyenler olarak örtülü de olsa üzerimizde hissettiğimiz bu nefret sarmalını AKP iktidarının bizzat kendi eliyle üzerimizde fiili bir şiddete dönüştürdüğü açıkça ortada. Bu şiddeti hayatının her alanında en yoğun şekilde hissedenler ise LGBTİ+ bireyler. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi Efruz, tüm bu nefrete rağmen açık kimliğiyle avukatlık yapmak istediğini açıklayan ve cinsiyet uyum ameliyatını yaptırabilmek için kampanya başlatan bir trans kadın. Verdiği bu mücadeleyi ondan dinlemek istedik.

 

Merhaba Efruz, öncelikle senin hikayenle başlayalım. Kimliğini fark etmen, ilk karşılaştığın zorluklar, ailenin ve çevrenin bu süreçte aldığı pozisyon nasıl oldu?

Merhabalar, şöyle ki yaşımın biraz daha ilerlemesi ve ergenliğe girmemle çevremdeki insanların, ailemin cinsellik üzerine uyarılarının belirli sınırlar çerçevesinde olması kimliğimi keşfetmeme sebep oldu. Bundan öncesine gidecek olursak daha küçük yaşlarımda bir kız çocuğu olduğumu düşünürdüm. Bunu düşünmemem gerektiğini sonradan anladım. 5 yaşında ailem tarafından psikiyatriste götürülmeye başlandım. Benim için çok travmatik bir süreçti. Sözde doktor, aileme “Yanında küfredin, maça götürün, kadınlarla ilişkisini kesin” demiş. Böylece tekrar erkek gibi olacağıma ailem de ikna olmuş olacak ki hepsini uyguladılar. Sonuç ne oldu? Yakın zamanda gidip o doktoru bulup “Neyi değiştirebildin şarlatan” demek istiyorum. Hala Malatya Devlet Hastanesi’nde görev yapıyormuş.

 

Senin de bildiğin gibi bu durumu hayatı boyunca kendisine dahi ifade edemeden yaşayan birçok insan var, özellikle Türkiye gibi muallak bir ahlak kavramının hayatın her alanında insanı baskıladığı ülkelerde. Seni mücadele etmeye ikna eden ne oldu? Bu süreçteki en büyük destekçin kim/neydi?

Cis-seksizm (normal olanın trans olmamak olduğu yönündeki düşünce) toplumsal bir olgu. Ben de diğer translar da bu toplumun birer parçasıyız. Bu düşüncenin içine doğuyoruz ve içimize işleniyor maalesef. Uzun süre ben de kendime çok zulmettim açıkcası. Bunun temel sebebi ise daha fazla ayrımcılık yaşamak istememem, “normal” olmak istememdi. Zamanla yaşadığım hiçbir şeyin sorumlusunun kendim olmadığını fark ettim. Çocukluğumdan beri sadece varoluşumdan dolayı yaşanıyordu bunca şey. Bunun üzerine bir gün Onur Yürüyüşü’ne katılmaya karar verdim. Hayatımın en güzel günüydü. Bir sürü insanın varoluşunu özgürce haykırdığı bir ortam. Hayatımın dönüm noktalarından biri yalnız olmadığımı gördüğüm bu an oldu. O günden sonra herkesin bunu yaşaması gerektiğini, yalnız olmadığını, yanlış olmadığını bilmesi gerektiğini düşünerek kendimi mücadelenin içinde buldum. En büyük destekçim kendim oldum kendim için. Belki de kendime en çok zulmeden de bendim ancak en çok destekleyen de kendim oldum. Tabi bu süreçte dayanıştığım, yanımda olan arkadaşlarımın varlığını ve desteklerini de yadsıyamam.

 

 

En ufak aykırı bir sese tahammül edilemeyen, bütün farklı renklerin karartılmaya çalışıldığı bir dönemden geçiyoruz. En son seçimle de bu durum bir anlamıyla meşrulaştırılmış oldu. Genelde bunun bütün mücadele alanlarına etkisi özelde LGBTİ+ mücadelesine yansıması nasıl olacak sence?

Bugünlerde üzerine en çok konuşulan şeylerden birisi OHAL. Kalıcılaşıyor mu, seyreldi mi, bitti mi tartışmaları gırla. Halbuki translar bu ülkede ezelinden beri OHAL şartları altında yaşıyorlar. Translar için OHAL hep vardı, bundan sonra da bir süre daha var olacak gibi görünüyor. Bu zamana kadar onlarca cinayet, ev baskınları, ev mühürlemeleri gibi transların en temel haklarının gasp edildiği bir ortam vardı ama toplum mesele translar olduğu için bunu hep olağan karşıladı. Nasıl ki şu an toplumun bir kesimi terörü bahane ederek OHAL’i olağanlaştırıyor. Toplumun maalesef tamamı “Zaten translar, tabi bunları yaşayacaklar” gibi söylemlerle durumu olağanlaştırarak OHAL’i translar için meşrulaştırdı. Şimdi OHAL toplumun geri kalanı için de geldi, üzerine konuşuluyor. Açıkçası, elbette ki bu durum translara da yansıyor ama şartlarda büyük değişiklikler de yok. LGBTİ+ mücadelesine gelecek olursak, biz hayatın her alanındayız. 2015’ten beri İstanbul Onur Yürüyüşü gerçekleştirilemiyor biliyorsunuz, Ankara Valiliği ise tüm LGBTİ+ etkinliklerini süresiz yasakladı. Üzerimizde bir baskı elbette ki var fakat binlerce insanın Taksim’e akmasını engelleyemediler, engelleyemezler. Çünkü bu bir yaşam savaşı.

 

Birçok farklı alanda hak arama mücadelesi sürüyor, işçiler Türkiye’nin birçok yerinde direnişler yapıyor, KHK ile işten çıkarılan emekçiler direniyor, sen kendi haklı mücadeleni sürdürüyorsun. Tüm bu farklı adaletsizlikler için herkesin birbirinin mücadelesini sahiplendiği bir ortak yol sağlanabilir mi? Sağlanabilirse, nasıl sağlanır?

Tabi ki bu soruya mümkün değildir diye cevap veremeyiz. Tüm bu mücadeleler farklı cephelerde verilen ve birbirine paralel yürüyen mücadeleler. Kimileri kesişiyor, kimileri kesişmiyor fakat muhatap hepsinde iktidar. Mesela işçilerin mücadelesi sınıfsal temelli bir mücadele, LGBTİ+ mücadelesi kimlik temelli bir mücadele. Buna karşın iki cephede de bir yaşam savaşı ve temel hak mücadelesi veriliyor. Aynı zamanda LGBTİ+ birey olan birçok işçi var. Bunlar birbirinden ayrı, uzak kavramlar değiller.

 

Peki son olarak homofobi ve transfobiye karşı en acil yapılabilecekler nelerdir? İçindeki nefretten bir türlü arınamayan insanlara son sözün ne olur buradan?

Tabi ki acil olarak yapılması gereken anayasada cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin, eşit yurttaşlık hakkının tanınması, LGBTİ+’ları da kapsayan bir nefret suçları ve ayrımcılıkla mücadele yasasının çıkarılması ve uygulanmasıdır. Bununla birlikte olabildiğince örgütlenmeli ve her alanda sesimizi yükseltmeliyiz.

Nefret öldürür, ayırır ve böler. Aşk aşk hürriyet uzak olsun nefret!

Efruz’un cinsiyet uyum ameliyatı için başlattığı kampanyaya destek olmak için tıklayın.