Sayım, yeniden sayım, tekrar sayım – M. Görkem Doğan

Yüksek Seçim Kurulu, AKP’nin İstanbul ilindeki tüm oyların yeniden sayılması talebini reddetti. Cumhurbaşkanı’nın Rusya’ya uçmadan önce yaptığı açıklamalar, YSK’nın bu talebi ve sonrasında seçimlerin iptaline dair başka bir olası talebi kabul edebileceğine dair kimilerinde bir düşünce oluşturmuştu. Erdoğan, açıklamasında on iki, on üç bin oyla İstanbul gibi bir şehrin seçiminin sonuçlanamayacağını belirtip ABD’de yüzde birin altında biten seçimlerin yenilendiğine işaret etmişti.

Ben açıkçası hiçbir batı demokrasisinde böyle handikaplı bahisler gibi bir seçim türü bilmiyorum, bir oy önde olan kazanır hatta eşitlik halinde seçimin yenilenmesi değil; kura çekilmesi bile daha yaygın bir yöntemdir. Reis herhalde yüzde birin altı için yeniden sayımın yasal olarak zorunlu olmasını kastediyor olmalı. Zira ABD’nin kimi eyaletlerinde belli oranların altındaki farklar için tüm oyların yeniden sayımını zorunlu kılan seçim yasaları var. Bizde yok. ABD ile aramızda ise önemli bir fark var, ABD seçimleri elle değil makineyle yapılıyor, bu sistemin ne kadar güvensiz olduğu yakın zamanda Irak seçimlerinde görülmüştü. ABD’nin 2000 yılında gerçekleşen başkanlık seçimlerindeki Florida rezaleti ise hala unutulmadı. Florida demişken yukarıda bahsettiğimiz türden bir yasa Florida’da artık mevcut. Fark yüzde birin yarısından azsa tüm oyların makineyle yeniden sayımı (ki bu oradaki normal sayım yöntemi), yüzde birin çeyreğinden azsa ya da makine sayımından sonra fark bu orana kadar düşerse tüm oyların elle yeniden sayımı zorunlu. Biz ise zaten hep elle sayıyoruz, o yüzden ABD örneklerinin bizde karşılığı yok. 2000’deki rezalette bugün hala tartışılan bir kararla ABD Yüce Mahkemesi’nin Florida seçimlerindeki yeniden sayımı durdurduğunu belirtip geçelim. Yüce Mahkeme bitmeyen sayımların ABD demokrasisine zarar verdiği kanısındaydı, tabi pek çokları bunun Cumhuriyetçiler lehine siyasal bir karar olduğunu düşünüyor.

Ben siyasal ilahiyata şüpheyle yaklaşılması gerektiğini düşündüğümden liberal temsili demokrasiyi ve onun sandığını kutsallaştıran yaklaşımlara mesafeli yaklaşılması gerektiği kanısındayım ama kimsenin inançlarıyla da alay etmek istemem. Yine de belirtmeme izin verin ki en beğendiğiniz örnekler dahil olmak üzere (bakınız ABD) seçimler hiçbir zaman kusursuz değildir.* Bizdeki sistem, kağıt üstünde (ve burayı ısrarla vurguluyorum kağıt üstünde) bu kusurlu örnekler arasında fena bir yerde değildir. Bunu AKP’nin kazandığı seçimlerden sonra söylediğimde bozulan arkadaşlarım oluyordu, bakıyorum bu seçimden sonra benle aynı fikirdeler. Kuşkusuz YSK’nin partilere göre itiraz kabul etme oranı ya da özellikle HDP’nin kuvvetli olduğu seçim çevrelerinde devletin taraflı davranması, kağıt üzerindeki bu durumu belli ölçülerde bozmaktadır. Ama AKP’nin idare ettiği bir sistemde seçim şaibeli demek herhalde en son AKP’ye düşer ya da -daha doğrusu- asla onlara düşmez.

Kabul etmek gerekir ki, pek çok Avrupa ülkesi ile karşılaştırıldığında sandığa açık ara meraklı bir yurttaş topluluğumuz var. Yüksek katılım oranları seçmenin de sürece dair genel geçer bir güveni olduğunu gösteriyor. Takip ettiğim kadarıyla AKP sözcülerinin şuan, solcuların önceki seçimlerden sonra benimsediği argümanları kullanarak konuşmasına insanlar şaşırıyor ve inandırıcı bulmuyor. Seçimlerin yenilenmesi gibi konulara dair de genel bir hava var. Buna direnç diyemeyeceğim zira böyle bir olasılığı tahayyül bile edemiyorlar. Hep güvenilen ve şimdiye dek iktidarda olmanın tek meşruiyet kaynağı olan sandığın niye birden bire sorgulanabilir olduğunu, hem de bunun sürecin sorumluluğunu taşıyan iktidar partisinin yapmasını havsalaları almıyor. Ne yazık ki herhalde halktan kopuk olunduğu için bu noktada esas endişeli ve güvensiz olan solcular.

AKP’nin an itibariyle son seçeneği İstanbul seçiminin yenilenmesi için YSK’dan karar çıkartmak. Bunun hem politik hem de ekonomik olarak bir felaket senaryosu olacağını uzun uzun açıklamaya herhalde gerek yok. Üstelik 2014 Ağrı’da bile o seçimlerde Türkiye genelinde büyük bir zafer kazanan AKP, yenilenen seçimi tüm devlet imkanları ve baskıya rağmen kazanamamıştı. Sürecin sahibi CHP, seçim gecesinden beri belli bir strateji doğrultusunda verdiği sinir harbini hiçbir zaman gerilimi tırmandırmadan götürmeyi tercih etti. Şu ana dek de bu politikaları halkta karşılık bulmuşa benziyor. Hamle yapmak zorunda olan AKP’dir, bunu ya Büyükşehir belediye başkanlıklarının yetkilerini yok ederek yapacaklar ya da Türkiye’de varolduğu kadarıyla liberal demokrasiyi.** Şimdi Reis düşünsün.


* Parti ambleminin altına sağa sola bulaşan ve tam ortalaması hep zor olan damga basmak yerine İtalyanların yaptığı gibi sabit kalemle çarpı atılabilir, bu da geçersiz oy sayısını azaltır.

** Bu seçeneğin yapısal mümkünlüğü ya da imkansızlığı tartışmasına burada girmiyorum.