Seçim Kampanyasının Başlangıç Aşaması Bitti: Bir Analiz – M. Görkem Doğan

Recep Tayyip Erdoğan, siyaseten sıkıştığı her durumdan seçimlerle çıkmayı becermişti. Onun yenilmez bir seçim kampanyası ustası olduğuna inanç da bu zaferler sonucunda oluştu. “Erdoğan daha sahaya inmedi” ifadesi, son seçimler öncesi AKP’nin pek başarılı olamayabileceğini iddia edenlere karşı sıkça kullanılmıştır. Bununla birlikte 16 Nisan referandumunun sonucunun pek de övünülecek bir başarı sayılamayacağını, bizzat Erdoğan da “atı alan Üsküdar’ı geçti” ifadesini kullanarak zımnen de olsa kabul etmişti. Açıkçası 24 Haziran kampanyası da şimdiye kadarki kısmıyla pek bir başarı sayılamaz.

Bunun en önemli nedeni; Erdoğan’ın karşısında düzen partisinin ilk defa kuvvetli bir alternatifinin oluşabilmesi. Sermaye sınıfı bu defa seçeneksiz değil. ‘Millet İttifakı’, merkez soldan klasik İslamcılığa çok farklı siyasal akımdan eski maliye, diplomasi ve güvenlik bürokratı bir araya toplayan anlamlı ve uyumlu bir biçimde çalışacağa benzeyen bir yapı. Gelmekte olan derin ekonomik kriz karşısında, halk kesimlerine acı reçeteyi yutturmak noktasında sermaye sınıfı için çok daha uygun bir aracı olabilir. Yıpranan ve yolsuzlukları ayyuka çıkan AKP yerine, halkı, faturayı ödemeye daha rahatlıkla ikna edebilir. Emekçiler arasında etkisi tartışılır sosyalist solun hala KESK, DİSK, TMMOB ve TTB üzerinde etkisi var. Bu etki, bu solun CHP meftunluğu düşünüldüğünde olası bir piyasacı kurtuluş paketine itirazı belli seviyelerde tutmaya yarayabilir. Selin Sayek Böke, şimdiden alternatif programları bu solculara anlatıyor.

Millet İttifakının üç cumhurbaşkanı adayı ikinci turda birbirlerini açıkça destekleyecek gibi gözüküyor. Açıkçası bu noktada CHP’nin adayı Muharrem İnce, daha Erdoğan sahaya inmese de bir adım önde. Kabul etmek gerekir ki şimdilik çok başarılı bir kampanya yürütüyor. Bununla birlikte, şunu da söylemeden geçemeyeceğim: Liberal temsili demokrasilerde seçimleri süper kahramanlar değil, seçmenlerin özdeşlik kurabileceği, onlara hitap eden ve umut veren insanlar kazanır. Muhafazakâr sağ seçmen için Erdoğan da başta böyleydi. Fizik öğretmeni Muharrem İnce de pek çok sıradan Türk vatandaşı için böyle biri.

Seçimi hep CHP ile arasında ikili bir yarışa, aslında bir nüfus sayımına, çevirmek isteyen ve Türkiye demografisinin seçimi otomatik olarak kendisi için kazanacağını düşünen Erdoğan, İnce’nin esas rakibi olarak görünmesine izin vererek hata yapmış olabilir. İnce; İlhan Kesici, Yılmaz Büyükerşen (ya da Deniz Baykal) gibi bir elit ya da Kılıçdaroğlu gibi bir Alevi değil. Onun karşısında seçimi merkeze karşı çevre, Sünnilere karşı Aleviler ezberine dayalı söylemle kazanmak mümkün değil. Bir noktada Erdoğan, Akşener gibi İnce’ye de medya yasağı uygulatmadığına pişman olabilir. Diğer rakiplerine göre İnce, Reis’in müsamahasıyla medyada çok daha görünür olabildi.

Medya yasağı demişken seçim kampanyasını cezaevinden yapmak zorunda kalan Selahattin Demirtaş ve pek çok üyesi de parmaklıklar arkasında olan HDP’den bahsetmezsek olmaz. Eşit ve adil olmayan bu kampanyanın herhalde en çok eşitsizliğe ve adaletsizliğe uğratılan siyasi akımı, gerçekten baraj sorunu da olan tek toplumsal tabanı geniş politik aktör HDPdir. Listelerinde sosyalist soldan pek çok aday var. Bunun nedeni, belki de devletin HDP’ye yönelik tutuklama kampanyasının sonuç vermiş olması ve partinin aday bulmak için bile dayanışmaya ihtiyaç duyması. HDP barajı aşmayı herhalde bu seçimde kendini başarılı saymak için yeterli görecek.

Şimdi kampanyanın ikinci aşaması başlıyor ve Erdoğan sahaya indi. Fakat dolar, cumhurbaşkanından rol çalıyor. Ağır bir özel sektör borç krizi ufukta. Bu hızlıca bir kamu borç krizine dönüşecektir ve üstelik emlak balonunun da varlığı gizlenemez halde. Suriye’de Ramazan sonrası Türkiye’nin beklemediği ve hoşuna gitmeyecek gelişmeler olabilir. Baskın seçimi, İyi Parti’yi saf dışı bırakmanın yanı sıra ufukta gözüken bu sıkıntılar bastırmadan iktidar işini halletmek için tercih eden Reis, özellikle ekonomi alanında ‘Pandora’nın Kutusunu’ açmışa benziyor. 24 Haziran, bir ikinci tur gerektirecek olursa ki bu olasılık giderek artıyor, çok buhranlı bir iki haftaya hazır olmak gerekecek. Saray kazansa bile tıpkı 16 Nisan’da olduğu gibi ancak yarım bir zafer kazanacak gibi. Reis gene Üsküdar’ı geçmekle yetinecek. Yeni rejimin siyasi meşruiyetini sandıkla takdis edemeyecek.

Seçimin sonunda tek adam rejiminden çıkışa işaret eden gelişmeler olursa bile kapıya dayanan büyük iktisadi çöküşte hesabı emekçilere ödetmemek için ki düzen partisinin diğer kanadının programının bu olacağına şüphe yok, hazır olmamız gerekiyor. 8 Haziran hatasını hiçbir şekilde tekrarlamamamız lazım.