Sınır dışıları ihraç etmek – Domenic Powell (Jacobin)

ABD Trump’tan önce bile, göçmenlere karşı aldığı önlemlerin önemli kısımlarını Meksika’ya yaptırmaya başlamıştı.

Göçmen haklarını savunanlar, Trump döneminde, kendilerine hızla yol açma konusunda büyük baskı altındalar. Obama’lı yıllar aktivistler için hiç kolay geçmese de, liberal bir yönetim canlı ve özellikle evraksız gençlerin yoğun olduğu bir taban hareketine, büyüyüp somut kazanımlar elde etme fırsatı sunmuştu.

Trump döneminde izleyecekleri yol, aktivistlerin yakın geçmişin derslerini değerlendirmelerini, liberal iktidar simsarlarının başarısız stratejilerini aşmalarını ve uzun vadede zafer elde etmek için ulusal sınırların ötesine geçmelerini gerektirecek.

Yeni sınırlar

Meksika karşıtı retoriğe ve Enrique Pena Nieto’yla Trump arasındaki diplomatik atışmalara rağmen Meksika, Birleşik Devletler’e kaçan sığınmacılar karşısında ABD’nin sağlam bir müttefikidir. Avrupa’daki sağ partilerin yükselişi ve bununla birlikte Trump’un seçilmesi, bize küresel politik eğilimlere dair önemli bir ders vermekte. Sığınmacıları Orta Amerika’ya gelmekten caydırmak amacıyla Meksika’yla kurulmuş ortaklığımız ise başka bir ders vermekte.

2014 başlarında, on binlerce Orta Amerikalı çocuk ABD sınırını geçti. Herkesin la bestia (“canavar”) dediği korkunç ve ölümcül trenlerin üzerinde seyahat etmişler, çöllere meydan okumuşlar ve ellerinden geldikçe insan tacirlerinin tecavüzleri, soygunları ve cinayetlerinden sakınmışlardı.

Birleşik Devletler’e varır varmaz, Gümrük ve Sınır Muhafaza (GSM) bu çocukları alıp dudaklarıyla parmaklarını morartacak kadar soğuk, beton kafeslere kapattı. Hieleras (soğutucu) olarak bilinen bu odalarda çocuklar, demir banklar ve beton zemin üzerinde birbirlerine sokulmuşlar, ısıyı yansıtan Mylar ‘uzay-battaniyeleri’ altında uyumuşlardı. Obama yönetimi aynı anda, hem sınırın kapatılmasını isteyen yerel halk, hem çocuklara uygulanan kötü muamele karşısında öfkeye kapılmış liberaller, hem de sivil toplum kuruluşlarının açtığı davalar tarafından sıkıştırılmaktaydı.

Yaz aylarında krizin manşetlerden silinmeye başlamasıyla birlikte, Meksika ekonomik kalkınmayı teşvik etmek ve Meksika’nın güney sınırını geçen göçmenlerin insan hakları için Meksika’yla Guatemala arasında kurulmuş Frontera Sur adlı bir ortaklık programını duyurdu. Bekleneceği gibi Frontera Sur, ABD’nin ısrarıyla oluşturulmuş askeri bir güvenlik programıydı. Göçmenlerin Rio Grande’nin kuzeyine sığınmasını engellemeye dönük etkin ve ‘katmanlı bir tatbikat’ stratejisinin parçasıydı.

2012’de Ulusal Güvenlik Bakanlığı’nın (UGB) sınırdan sorumlu eski yetkililerinden Alan Bersin şöyle demişti: “Meksika, Chiapas’ın Guatemala’yla sınırı artık bizim güney sınırımız.” Frontera Sur yoluyla ABD, Meksika’ya yüz milyonlarca doların yanı sıra GSM eğitimi, biyometrik teknolojiler, x-ray kamyonlar ve helikopterler verdi. ABD’li askeri kuvvetlere bağlı Güney ve Kuzey Komutanlıkları birlikte (veya NORTHCOM ile SOUTHCOM), Orta Amerika ülkelerinin emniyet güçleri ve ordularıyla düzenli bir şekilde yapılan ortak çalışma toplantılarına sponsorluk yapmaktadır.

ABD’deki sivil toplum kuruluşlarının öfkesini üzerine çeken, çocukların korkunç koşullarda alıkonulması ve göçmenlere sığınma haklarının bildirilmemesi gibi adaletsiz ve yasa dışı uygulamalar Meksika’da da yaşanmaktadır. Latin Amerika’ya bakan Washington Ofisi’nin derlediği belgelere göre, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (GGM), Siglo XXI’de bile varlık göstermektedir. Burası Meksika Tapachula’da çocuk göçmenlere ev sahipliği yapan bir ıslahevidir.

Geçtiğimiz yıl solcu Movimiento de Regeneracion Nacional (Morena) Parti’nin lideri ve gelecek seçimlerde başkanlığa aday olmuş Andres Manuel Luis Obrador, iktidar hükümetini ABD’nin ‘kirli işlerini’ yapmakla, insan haklarını ihlal etmekle ve (o dönem henüz başkan adayı olan) Trump yaptığı için eleştirdikleri şeylerin aynısını Chiapas’ta yapmakla suçladı.

Meksika Arriaga’da bulunan El Salvador konsolosu Jose Antonio Dominguez’e göre, göçmenlere yöneltilen tutum ‘belli bir hoşgörü seviyesinden bütüncül bir denetime’ kaymış haldedir. Başka bir deyişle Meksika bir duvar inşa etmiş ve parasını ABD’den almıştır.

Frontera Sur, yaşanan sığınmacı krizlerinin çoğuna pratik olarak erişilmesini kısıtlamada ve belki de daha önemlisi, ABD’deki güçlü sivil toplum kuruluşlarının taleplerini manşetlerden düşürmede başarılı olmuştur. Orta Amerikalı göçmenler, Trump Amerikasına sığınmak için mücadele etmek yerine, daha çok Meksika’da kalmayı tercih etmektedirler.

2015’te 3,400 sığınma başvurusu alan Meksika’daki sivil toplum grupları bu yıl 20 bin başvuru olmasını beklemektedir. Kuşkusuz artan yaptırımlar, Orta Amerikalıların yurtlarını terk etme sebeplerine hiçbir şekilde değinmemekte, suç örgütleri ve yozlaşmış Meksikalı yetkililere yeni kazanç olanakları yaratarak yolculuğu çok daha pahalı ve vahşi bir hale getirmektedir.

ABD sınırına ulaşabilen sığınmacıların karşısına, ABD’li göç yetkilileri değil Meksikalı yetkililer çıkmaktadır.
Meksika’dan geçen göçmenlere destek olan Instituto Nacional de Migracion’un insani yardım kolu Grupos Beta, GSM’yle bir ‘randevu’ sistemi kurmuştur. Randevusu olmayan göçmenler, GSM tarafından Grupos Beta’ya yönlendirilmektedir. Ancak Grupos Beta çoğu kez onlara randevu vermeyi reddetmektedir. Human Rights First örgütü randevu sistemini “maskaralık” şeklinde tarif etmiştir.

Yeni UGB bakanı John Kelly, Trump’ın Müslüman yasağını savunması ve insanları ABD’ye sığınmaktan caydırmak amacıyla yakın zamanda anneleri çocuklarından ayırmayı önermesi nedeniyle haklı olarak kötü adam ilan edildi. SOUTHCOM’un eski komutanı olarak, ABD topraklarının dışındaki göç olgusu karşısında askeri bir tutum alacağını da beklemek gerekir.

Military Times’a konuşan bir kaynağa göre, Kelly’nin ‘Latin Amerika’yla Dış İşlerinden daha iyi ilişkileri vardır.’ Senatoya onaylanma oturumundan önce yapılan bir ankette, Kelly Orta Amerika’da uyuşturucu ticaretiyle ve göçle mücadele etmeye dönük ve Kolombiya Planına benzer bir strateji getirmeyi vadetmişti.

ABD’nin yaklaşımı, Avrupa Birliği’nin kıyılarına gelen sığınmacılara karşı takındığı tutuma çok benzemektedir. İspanya Fas, Moritanya ve Senegal sahillerindeki yerel emniyet güçlerine sığınmacıları uzaklaştırmaları için eğitim, ekipman ve tabi ki para vermektedir. Geçtiğimiz yılın Mart ayında, AB üç milyar avro, katılma sürecinin hızlanması ve Türk vatandaşlarına vize serbestiyeti karşılığında, Suriye’deki krizin yarattığı göç dalgasına karşı önlem alması için Türkiye’yle bir anlaşma imzalamıştı. AB uzun süredir, AB sınırları içindeki sığınmacıları durdurması için Ukrayna’ya finansal destek vermektedir ve bunu Ukraynalı yetkililerin onları uzun hapis cezalarına ve işkenceye maruz bıraktığıyla ilgili haberlere rağmen yapmaktadır.

Trump’ın, Avustralya tarafından Nauru’da alıkonulan sığınmacılara “yasadışı göçmenler’ demesi liberalleri öfkelendirdi. Ancak Obama yönetimi aynı şeyi Orta Amerikalı çocuklar için söylediğinde çok az kişi ses çıkarmıştı. Dünyadaki liberal düzen bütünüyle çöktükçe ve herkesin hareket özgürlüğü tehdit edildikçe, bu ayrım var olmayı sürdürse bile anlamını kaybedecektir.

Kapsamlı göç reformunun başarısızlığı

On yılı aşkın süredir, liberaller muhafazakârlar ve beyaz milliyetçilerle göçmen reformu konusunda pazarlık yapmaktadırlar: Önlemlerin artması karşılığında, evraksız göçmenlerin bir yasallaşma programına erişim sağlamasını talep etmektedirler. İş dünyasının çıkarları çalışma vizelerinin serbestleştirilmesiyle çözüme bağlanmışken, beyaz milliyetçilerin hoşuna gitmeyen bazı programlarda (aile vizelerinde çocuklara sponsor olunması gibi) kesintiye gidilecektir.

Teoride bu “kapsamlı” model, seçmenlerin tümünü tatmin edecek ve tüm karşı argümanları geçersiz kılacak bir yol önermektedir. Pratikteyse liberaller kendilerini, bitmek bilmeyen tavizlere mahkûm etmiş durumdadırlar.
Başarısızlıkla geçen bunca zaman boyunca liberaller, Yükselen Amerikan Seçmenlerinden kesimlerle özellikle Latinlerin desteğini almakta başarısız oldukları için önemli bir tehdit altında kalmış Cumhuriyetçiler karşısında avantajlı olduklarını iddia ettiler. Başkanlık seçimlerindeki puan farkının kapandığına dikkat çeken liberaller, reformları desteklememeleri ve bu yolla Latinlerle Asyalı Amerikalıları kazanmadıkları takdirde Cumhuriyetçilerin “demografik bir ölüm sarmalına” gireceğini öngörmekteydiler. Zaman içinde, reform savunucuları sonu kötü biten Whig Partisi’yle Cumhuriyetçileri sayısız kez karşılaştırdılar.

Latin siyasetçiler sahip oldukları avantajlı konumun tadını çıkarıyorlardı: Illinois’in Demokrat temsilcisi Luis Gutierrez, harekete geçemeyen Cumhuriyetçiler Konferansına futbolcu jargonuyla uyarılarda bulunmuştu. Gutierrez Haziran 2014’te şu tumturaklı konuşmayı yapmıştı: “Onca uyarıya rağmen harekete geçmeyerek, Yüksek Mahkeme Yargıçlarını seçmeyi, dış politikayı belirlemeyi ve önümüzdeki birkaç nesil boyunca yürütmenin tüm işlevlerini yerine getirme işini Demokratlara bırakma kararını almış durumdasınız.”

Obama döneminde Demokratların 1042 makamı kaybettiğini gören Cumhuriyetçiler, “ölüm sarmalı” teorisinin bütünüyle saçma olduğunu biliyorlardı. Kongre düzeyinde yapılan bir sorgulama teorinin yanlışlığını daha da belirgin hale getirdi: 114. Kongrede, 183 Cumhuriyetçi (parti kurulunun büyük çoğunluğu) geçerli seçmen kitlesinin %10’undan azını Latinlerin oluşturduğu bölgelerde aday gösterildi.

Cumhuriyetçiler eyaletlerin yasama ve kongre seçmen bölgelerini belirlemek için her on yılda bir yapılan yeniden bölgeleme süreçleri sırasında eyaletlerdeki yasama organlarının denetimini korumayı sürdürürse ve yeniden bölgeleme sırasında nüfusun nasıl sayılacağını değiştirme, erken verilen oyları azaltma ve yurttaşlığın kanıtlanması ya da fotoğraflı kimliklerin şart koşulması gibi önlemlerle renkli seçmenleri bastırırsa bu bölgeler daha çok uzun süre bu şekilde kalır. Nitekim 2016’nın gösterdiği gibi, Demokratlar Yükselen Amerikan Seçmenlerini harekete geçiremediği sürece, başkanlık yıllarında bile Cumhuriyetçilerin bu seçmenlerden korkmaları gerekmemektedir.

Önde gelen evraksız aktivistlerin çoğu ilk deneyimlerini, göçmen reformunun örgütlenme sürecinde kazanmıştır. Ancak 2010 tarihli göçmen reformunun ve bağımsız bir tasarı olarak DREAM (HAYAL) Yasasının hayata geçirilememesinden sonra, bu aktivistler sola dönüp zayıf Demokratları hedef almaya başlamışlardır. Beş Demokrat Senatör, sempatik “HAYALci” vakalarını kapsamlı yasa tasarısı için korumak amacıyla 2010’da DREAM tasarısının aleyhine oy kullanmıştır. Nitekim hareketin solcu unsurları bunun bir daha yaşanmaması için mücadele etmişlerdir.

2012’de evraksız gençler Obama’nın kampanya merkezlerini işgal etmişler ve sınır dışı edilmelerinin sona erdirilmesini talep etmişlerdir. Başkanın buna yanıtı, DACA (Deferred Action for Childhood Arrivals – Çocuk Sığınmacılara Dönük İşlemlerin Ertelenmesi) programını duyurmak oldu. DACA’nın göçmen hakları hareketinin son otuz yılda elde ettiği en büyük kazanım olduğu ve reform kampanyasının sonucunda değil de ona rağmen gerçekleştiği ileri sürülmektedir.

2013’teki göç reformu kampanyası sırasında, reformu savunanlar gençlik hareketinin bazı sloganlarını (“evraksızlar korkusuz”) ve taktiklerini (sokakların kapatılması gibi) benimsediler. Ancak bir estetiğin benimsenişi, kötü matematikle yalandan bir gücün zayıflığını ortadan kaldıramaz. Liberaller Cumhuriyetçilere ait bölgelerde, güçlerini arttırabilir ve halkın göçmenlerle ilgili görüşlerini değiştirmek gibi zorlu, çetrefilli bir işi yapabilirlerdi. Bunun yerine milliyetçilerle pazarlık yaptılar. Bu daha baştan yenilgiyle sonuçlanacağı belli bir yoldu.

Daha da fenası, reformların önkoşulu olarak önlemlerin arttırılmasını kabul ederek, göçmen reformu için sürekli konsensüs sağlamaya çalışarak Demokratlar, rakiplerinin yasama faaliyetlerine çanak tutup onların savunduğu pozisyonu güçlendirdiler. İlaveten göçmenlik reformunu bu şartlar altında destekleyerek, liberaller dolaylı yolla önlemlerin safında yer aldılar.

Trump’un takındığı çok uç bir pozisyondur fakat liberaller, yıllarca kapsamlı bir göç reformuna varmak adına yaptıklarıyla bu uç noktayı meşrulaştırmış oldu.

İleriye giden yol

Sağcı ve milliyetçi “Amerika’yı Tekrar Büyük Güç Yapalım” sloganına rağmen, Amerika’nın yarım yüzyıllık hegemonyasının altında liberal, kurallara dayalı ekonomik bir düzen yatmaktadır. Bu düzeni yıllar içinde yıkıma götüren şeyler işçiler arasındaki kültürel ve ekonomik kaygılarla kuşkusuz liberallerin kısa vadeli politik zaferler arkasından koşmalarıdır. Trump’ın göçle ilgili aldığı kararlar, serbest ticarete ve Dünya Ticaret Örgütü gibi uluslararası kuruluşların hâkimiyetine yönelik isyanı, Cumhuriyetçi Partideki ulusalcı kanadın kısmen ele geçirdiği Amerikan devletinin bu düzene yaptığı ilk saldırı olarak anlaşılabilir.

Trump’un neoliberal düzene karşı başlattığı şok ve dehşet saldırısı, geniş tabanlı hareketlerin örgütlenmesi için yeni olanaklar sunacaktır. Binlerce evraksız göçmene yasal statü kazandırmak için yeni yasal düzenlemelere ihtiyaç duysak da, Cumhuriyetçiler işçilerin, etnik toplulukların ve Yükselen Amerikan Seçmenlerinden farklı unsurların oy kullanmasını engellediği sürece hiçbir yasal düzenleme (geçmişteki reform tasarıları gibi uzlaşmalar bile) olmayacaktır.

Zafer, her seçimden önce demografik grupların incelikli bir şekilde hedeflenmesinden ziyade derin ve geniş bir örgütlenmeyi, bir koalisyonun öz farkındalığını şart koşar. Sivil haklar örgütleyicisi Bayard Rustin’in hayatı boyunca söylediği gibi, toplumdaki ilerici güçler bağnaz ve dar görüşlü saflara ayrılmak yerine bir koalisyon şeklinde birleşerek iktidara kavuşabilir.

Göç reformuna ilişkin başka bir kampanyaya başlamadan önce, Sol şu gerçeği liberallerin kafasına kazımakla yükümlüdür: Geçmiş tasarıların çerçevesi artık kabul edilebilir değildir. Yasamayı şekillendirme zamanı geldiğinde, yasalar solcu koalisyonun üyeleri arasındaki bağları güçlendirmek için tasarlanmalıdır. Politik yelpazenin tümünü tatmin etmek imkânsızdır ve görüldüğü gibi başarısızlığa mahkûmdur.

Yerellerde savunma hattımızı güçlendirebilir ve yeni nesil eylemcilerle örgütçüler yetiştirebiliriz. GGM ile yerel emniyet güçleri arasındaki ilişkinin kırılmasına dönük kampanyalar, her iki cephede de iyi fırsatlar sunmaktadır. Baskınlara, sınır dışı etmelere ve her türden mücrimleştirme girişimlerine karşı direniş odakları geliştirmemiz gerekecek. Liberal yönetimlerin kendilerini sığınak olarak tanımladıkları yerlerde, daha fazlasını ve emniyetin tüm haksız uygulamalarına son verilmesini talep etmeliyiz. Göçmenleri mahkûm eden güçler aslında tüm renkli insanları mahkûm etmekle birlikte, göçmenler için çok daha kötü sonuçlar doğurmaktadır.

Kendilerini tahkim ettikleri yerlerin dışında aktivistlerin, göçmenleri sınır dışı eden aygıtların zaaflarını araştırmaları gerekecektir. Trump’un emirleri birkaç zaaf yaratmış olabilir: Trump sınırlara ve iş işlerine on beş bin göç memurunun alınmasını emretmiş olsa da, bugün ABD’de sadece üç yüz göç yargıcı bulunmaktadır.

Ulusal Göç Yargıçları Derneği’nin başkanı Dana Leigh şunu söylemiştir: “Bu davaları hakkaniyetle ve kısa sürede değerlendirmek için gereken kaynaklar bize sunulmazsa, sevk süreçleri kesintiye uğrayacaktır.”

Şu an yönetim, hızlandırılmış sevklerin kapsamını yasa dışı yollarla genişleterek bu bariz yapısal kusuru aşmaya çalışacaktır. Bu süreçle göç mahkemelerinin etrafından dolanılmaktadır. Yönetim bu çabasında başarısız olursa, kendi yarattığı bir krizle karşı karşıya kalacaktır. Trump iktidarına sınırlar koyan hukuki yapıların onu bağlamayı sürdürmesini talep etmek çok önemlidir.

Kapitalizmin insanları göç etmeye teşvik etmesi ve çoğu kez zorlaması, hiç de şaşırılacak bir keşif değildir. Sınırların zenginlerden çok fakirlere daha çok şeyi ifade etmesi bilindik bir gerçektir. Kapitalizmin krizleri (en barizleri savaşlar ve iklim değişikliği) dünya yoksullarını daha fazla göçe zorladıkça, hareketin özgürlüğünü savunmak insanların varlığını koruması için elzem hale gelecektir.

Liberal çağın güneşi batıp, liberal olmayan ve güvenliğin ağırlaştığı bir güneş doğarken, karşımıza aldığımız çok devletli yapıları dikkate alıp, sınırları aşan bir tarzda koordine olmamız gerekmektedir. Atılacak ilk adım, farklı ülkelerdeki hareketler arasında bağlar kurmak ve yüz yüze görüşme ihtimalimiz hiç olmasa bile birbirimize nasıl destek olacağımızı öğrenmektir. Sonrasında zafer için yeni hareket stratejileri ve taktikler belirlememiz gerekecektir. Göç alan ülkelerde yaşayanlar, geçiş ülkeleri ile kaynak ülkelerden müttefikler bulmalı ve birlikte çalışmanın yeni yollarını keşfetmelidirler.

Yakın geleceğin neler getireceğini öngörmek zor fakat göçmen hareketinin, çok daha fazla yerde çok daha fazlamızın birlikte çalışmasına ihtiyaç duyacak. Bu adımı bugün atmaktan başka şansımız yok.