Soma davasında avukatlar mütalaanın suç vasıflarına itiraz etti

Manisa’nın Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014 tarihinde 301 işçinin hayatını kaybettiği maden katliamının yaklaşık 3 yıldır Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden ceza davasının bugün 22. duruşması gerçekleşiyor.

Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinde yaklaşık 3 yıldır devam eden Soma Maden Katliamı ceza davasında 26 Mart tarihinde savcı tarafından verilen mütalaanın görüşülmesine devam ediliyor. Duruşma, Silivri 9 No’lu Cezaevinden beyanlarını gönderen ÇHD Genel Başkanı Av. Selçuk Kozağaçlı’nın dilekçesinin okunmasıyla başlandı.

Kozağaçlı’nın dilekçesi şu şekilde;

Yaklaşık yedi aydır tek kişilik bir hücrede tecritte tutulduğum için teknik imkanlardan yoksunum. İşin tek olumlu yanı bu yolla geniş vakit kazanmış olmak. Yani ben de aynı dosyamızın mühendis sanıkları gibi, sahip olduğum uzun saatleri dava üzerine düşünmek için kullanabiliyorum. İlginç ve hatta garip olmakla birlikte, tutukluluğumun davamızla da ilgisi var. Tutuklanmama neden olan suçlamalardan birisi şöyle: “Halkı hükümete karşı kışkırtıp ayaklandırmak amacıyla Soma maden kazası ile ilgilenmek…” Gerçi sanıyorum onlar doğrudan “Madene sabotaj yapmak” ile suçlanmamı tercih eder havadaydılar ama tekrar altını çizmek gerekirse, elbette ortada sabotaj falan olmadığı için, korkarım bu halimle yetinmeleri gerekiyor.

Yarın yoksullar gerçekten ayaklandığında tarih bize adliye binalarından sokağı seyretmeyi değil, onların yanında mücadele etmeyi nasip etsin. Bir Belediye Başkanı: “Madenleri kapsamlı denetime zorlarsanız hepsi kapatılır. Binlerce insan aç kalacağına on yılda bir kurban verilecek böyle; başka yolu yok. Üstüne gitmeyin artık, üç-beş yıl neyse versin mahkeme, kapansın bu dava, hepimiz zarar görüyoruz” demişti. Bir Baro Başkanı: “Ermenek’te hem sermaye daha küçüktü, arkası yoktu, hem de maden buna kıyasla dökülüyordu. Kemalpaşa’yı, Karadon’u biliyorsun. Taksirle biter bu iş, böyle alışmışlar, senin yapacağın bir şey yok, hükümle birlikte tahliye gelir, çıkar bu iş gündemden…” demişti. İnsanların yıllardır bu davanın neticesi ile ilgili olarak anlatmaya çalıştığı kaygıların ve akılların hepsi gerçekten de karar verirken hakimleri etkileyebilir hatta kararı belirleyebilir. Daha önemlisi bunda bir olağandışılık yahut gayri meşruluk, ayıp-günah yoktur: Hukuk budur.

Savcı cevabı bulabilmek için üç dayanak sunmaktadır:
1- Kanaatimizce işveren ve vekillerinin yüzlerce insanın ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlanacak bir kazayı önceden öngörerek ve olursa olsun kastıyla üretime devam etmesi hayatın olağan akışına aykırıdır.

2- Ocağın kapanacağını, bu nedenle hürriyetini kaybedeceğini, ağır tazminat yükümlülüğüne maruz kalacağını göz önünde bulundurarak kusurlu eyleminde sebat göstermiş olamaz.

3- Ocağa kendilerinin de girdiği ve olay günü kurtarma gayretleri ile cansiperane gayretleri, basit bir nedabet olarak tanımlanamaz.

SONUÇ OLARAK SAVCIYA GÖRE: İşveren ve işveren vekilleri ocağın riskli olduğunu bilmekte, öngörmekte ama böylesi bir faciayı istemekle birlikte yeterli olmayan tedbirler ile faaliyetlerine devam etmektedirler. Neresinden tutsak elimizde kalacak en az on ciddi, kabul edilemez değerlendirme hatası, yuvarlama, şişirme yapılmış. Hukuksal bir değerlendirmeden çok sanıkların bir yakını tarafından “canım tabii var çocukların kusuru da ama o kadar da değil” demek için anlatılmış gibi duruyor. Böyle bir hukuksal vasıflandırmayı ciddiye almayacağımızı varsayarak, sadece tek bir fahiş hatayı tarif edeceğim. Diğer ufak tefek hataların ve kabul edilemez akıl yürütmelerinin çürütülmesi hem esas hakkındaki görüşümüzde hem de ekte sunduğum makalede zaten mevcut. O nedenle sadece savcılığın meseleyi tamamen kusurlu kavramasına neden olan fahiş hatayı anlatıp son derece basit bir örnekle tarif ederek dilekçemi bitiriyorum.

Savcı planlanan galerinin “MALİYET SORUNU” nedeniyle yani para harcamamak için yani ihmali bir eylemle, hareketsiz kalınarak hayata geçirilmediğini kabul etmektedir. Yine eğer bu galeri yapılmış olsaydı ölümlerin meydana gelmeyeceğini de fark etmiştir. İşveren ve işveren vekillerinin “madende yangın ve havalandırma sorunları olduğunu” bildiğini eğer bir yangın çıkarsa (S) panosunda ölümler olabileceğini öngördüklerini, bu nedenle bu tehlikeyi bertaraf etmek üzere kaçış galerisini planladıklarını görmekte ve kabul etmektedir. TCK 83. Maddesini bir kere okuyan herkes savcının bu kabullerinin açıkça “ihmali eylem ile ölüme sebebiyet verme” olduğunu görebilir. Savcı kast ve taksirin ayrılması için kullanılacak ölçütün: “neticeyi isteme(me)k; razı olmak, olursa olsun inşallah olmayacak demek, olmaz canım bir şey diye düşünmek, allahım lütfen olmasın diye dua etmek” türünden sübjektif bir ayrıma dayanarak halledebileceğini sanmaktadır. Peki bu sübjektivite savcı ve hakim tarafından nasıl anlaşılacaktır? Sanık dua ediyorsa içinden ediyor, olursa olsun dediyse, inşallah olmaz da dediyse içinden dedi. Sen nereden anlayacaksın? Cevap arka arkaya üç tane şişirme genellemeyle geliyor: “Hayatın olağan akışına aykırı, kimse bedelini görebileceği kusurlu davranışta sebat etmez, sonuçları hafifletmek için cansiperane uğraşmış bu basit nedamet olamaz.”
Başka? Yok. Fahiş hatayı düzeltelim. “Hareketsiz kalma” (Aktif müdahale yükümlülüğünü yerine getirmeme” türündeki menfi ihmali eylemlerin kasıtlı mı kusurlu mu olduğunu anlamak için yasanın emrettiği özene hareketsiz kalmanın; dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlali anlamındaki içsel bir davranış olan ihmalle mi: yoksa bir hedefi, iradesi, bilinci olan, dışsal bir davranış kabul edilen ihmali eylemle mi gerçekleştiğini inceleriz.
İşveren galeriyi yapmayı UNUTSAYDI yahut dikkat ve özen göstermeyerek kusurlu kazsaydı, taksir konuşurduk. Eğer savcılık galerinin iradi bir biçimde, para harcamamak için kazılmadığına “kanaat getirdiyse” taksirden söz edemez. Elbette bu kadar değil; ihmali eylemlerde “normatif” illiyetin sonuçları ve netice ile ihmali eylemin ilişkisi en az bu kadar önemli bir başka hataya işaret ediyor, ancak bu tartışmayı da ekli makalede zaten ayrıntılı olarak yapmıştık. TCK 83. Maddesini iş cinayetlerinde görmezden gelmek, hiç böyle bir madde yokmuş gibi davranmak şeklindeki ‘kusurlu davranışınızda’ daha ne kadar sebat etmeyi düşünüyorsunuz?
Malum kusurlu davranışta sebat mümkün değildir.

Müdahiller Vekili
Av. Selçuk Kozağaçlı

Mahkemede söz alan müşteki avukatları mütalaanın suç vasıflandırmasının hatalı olduğu yönünde görüş bildirdi. Müşteki avukatları savcının sanıklar için istediği ‘olası kast’ suçlamasına karşı çıkarak bunun olası bir kasıt değil direk ‘kasıt’ olarak cezalandırılması gerektiğini söyledi. Müşteki avukatlarının esas hakkındaki görüşlerinin ardından mahkeme heyeti duruşmaya bir saat ara verdi. Verilen aranın ardından duruşma sanıkların dinlemesiyle devam edecek.