‘Sözde olmayan’ bir hekimden yaşama güzelleme – Şebnem Korur Fincancı (Evrensel)

Zor bir başlangıç yaptım haftaya. Tüm yazdıklarını kana kana okuduğum, Mülksüzler’i ile başlayıp tam da boşa geçecek zaman kalmadığı aşamada yaşamının köşe başlarını, kedilerini de andığı son kitabını okurken ölüm haberini aldığım Ursula K Le Guin, artık 88 yaşına vardığını, bir süredir sağlık sorunları yaşadığını bilsem de hala bir gün ziyaret edeceğim hayali ile birlikte terk etti bizi. Yazdıklarının tümünü çok sevsem de Karanlığın Sol Eli hayallerime en fazla denk düşeni olmuştu. Çift cinsiyetlilerin yaşadığı Gethen/Kış gezegeni benim için barışçıl bir yaşam biçiminde her iki cinsiyeti de tecrübe edebilmenin etkileri üzerine düşündüklerimle, dış dünyaya sınırladığı bedeninde bir diğer canlıyı taşıyıp sınırsızca paylaşabilme deneyimi üzerinden ötekileştirmemeye varan bir sonuçtu.

Daha Le Guin’in ölümünü atlatamamışken, bayrağa sarılı tabutlarla yüzleştik. Öğrencilik yıllarımdan beri “savaş bir halk sağlığı sorunudur” saptamasını her çatışmada dile getirmekten kaçınmayan meslek örgütüm Türk Tabipleri Birliği’nin “Biz hekimler uyarıyoruz: Savaş, doğada ve insanda tahribat yapan, toplumsal yaşamı tehdit eden, insan eliyle yaratılan bir halk sağlığı sorunudur. Her çatışma, her savaş; fiziksel, ruhsal, sosyal ve çevresel sağlık açısından onarılmaz sorunlara yol açarak büyük bir insani dramı da beraberinde getirir. Yaşatmaya ant içmiş bir mesleğin mensupları olarak, yaşamı savunmanın, barış iklimine sahip çıkmanın birincil görevimiz olduğunu aklımızdan çıkarmıyoruz. Savaşla baş etmenin yolu, adil, demokratik, eşitlikçi, özgür ve barışçıl bir yaşam kurmak ve bunu sürekli kılmaktır.”, sözü “terörist sevicilik” ile taçlandırıldı. Türk Tabipleri Birliği seçimlerinden her seferinde yenilgiyle çıkanlar da ortalığa saçıldı fırsat bulmuşken. Sevgili Osman Öztürk, bana pek yararı olmamış olsa da, ilk yazılarımıza Homur’da başlamış olmanın etkisi mi bilinmez, ne iyi bir taşlama ustası olduğunu #HaddiniBil Doc’sClub başlıklı son yazısıyla gösterip ortaya saçılanları pek güzel topladı.

Dünyanın bitimsiz bir karanlık/getheni* olmaması gibi, haftanın sonuna yaklaştığımızda yaşamın ölüme galip geldiği aydınlık bir an’ı paylaştık hep birlikte. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça, dolayısıyla onlara destek için açlık grevine başlayan eş dost hep birlikte OHAL komisyonunun olumsuz da olsa karar almış olmasını değerlendirerek, bir mücadele yöntemi olarak tanımladıkları açlık grevini sonlandırma, mücadelelerini yeni bir yolda sürdürme kararı aldıklarını paylaştılar. Solakların adli tıpçısı olarak adlandırılan ben de naçizane bu önemli an’a tanıklık edebildim daha önce seçmiş oldukları hekimleri olarak.

Hekimlik çok özel ve ayrıcalıklı bir durumdur. Yaşamdan yana olma, yaşamın ölüme galip gelmesi ile bize yaşadığımız sürece olağanüstü armağanlar sunar. O armağanları çoğaltmak için elimizden geleni yaparız. Her zaman başarılı olamasak da, yaşam için tüm olanaklarımızı seferber etmek boynumuzun borcudur.

Her ölüm bizi eksiltir, eksilerek, hele de insan eli değmişse o ölümlere, insan kalamayacağımızı bildiğimizden ölümler olmasın diye çabalarız durmadan. Ölüm durmaz, yolunu alır ama o yolda insanın eli olmasın en azından! Yaşam, hemen şimdi!