Stephen Hawking’in ardından: Dünya’nın ekolojik krizi ve Mars’ta kolonileşme üzerine – İlker İnmez

Stephen Hawking’in evrenin başlangıcıyla ilgili bilimsel katkıları kadar, dünyanın (ve insanlığın) sonu hakkındaki düşünceleri de ilgiyle karşılandı. Öne sürmüş olduğu dünyanın sonu senaryoları, sadece bir dahinin zihninden çıkıyor olduğu için değil, insanlığın geleceği hakkında düşünen hemen herkese mantıklı geldiği için bu denli tartışıldı. Bu senaryoların hepsi daha önce filmlerde işlendiği için hepsine aşinayız; bunlar küresel iklim değişimi, yapay zeka/robotların insanlara saldırısı, nükleer savaş ve salgın hastalıkları içeriyor. Bunların yanında Hawking, büyük bir asteroit çarpması sonucu dünyadaki yaşamın sona ermesi olasılığının, küresel ısınmanın neden olacağı bir felaketten daha düşük ihtimalli olduğunu ifade ediyor. Hawking’in kıyamet senaryolarının önemli noktası, dünyanın sonunun müdahale edemeyeceğimiz bir dış etkenden kaynaklanması yönündeki genel kanının yerine, sürdürdüğümüz mevcut ekonomik sistem kaynaklı olduğu imasıdır.

Hawking, bu düşüncelerini “Gezegenimiz için en tehlikeli zaman” [1] yazısında özetliyor. Ekonomik eşitsizliğin dünya çapında giderek arttığı, küçük grupların daha yüksek gelir kazanırken, daha az insanın istihdam edildiği, finansal eşitsizliğin genişleyerek, insanların sadece yaşam standardını azaltmakla kalmadığını fakat yaşayabilecek bir gelirden bile mahrum bıraktığını vurguluyor. Bunlara ek olarak, gezegenin ekolojik sistemlerini yok etmemizin toplumsal sonuçları üzerine halihazırda bir politikaya da sahip olmadığımızı dolaylı olarak ifade ediyor. Ekonomik eşitsizliği giderecek küresel bir kalkınma sağlanmadığı sürece, milyonlarca göçmenin sığınabileceği zengin ekonomilerinin bunu kaldıramayacağının altını çiziyor. Bazılarımız her ne kadar o eşiği aştığımızı düşünse de Hawking’e göre, insanlığın gelişimiyle ilgili en tehlikeli dönemle karşı karşıyayız. Yaşadığımız gezegeni yok edecek teknolojiye sahip olmamıza karşın, ondan kaçabilecek teknolojiye sahip değiliz. İnsanlığın başka bir gezegende kolonileşerek, orada yaşanabilir koşulları oluşturması gelecekte mümkün gözükse bile, bu teknolojiye ulaşana kadar yaşamak için elimizde sadece bir dünyanın olduğunu ve onu korumak için birlikte çalışılması gerektiğini savunuyor.

Hawking’in olası kıyamet senaryoları yeni olmamakla birlikte, sunduğu çözüm önerileri de daha önce dile getirilmişti. Ekonomik büyüme odaklı politikalar, Roma Kulübü’nün “Büyümenin Sınırları” (1972) raporunda eleştirilmiş; dünya ekonomisinin, ekolojik sınırlar ve toplumsal eşitlik temeline dayalı sürdürülebilir bir kalkınma modeli izlemesi gerektiği Bruntland Raporu’yla (1987) Birleşmiş Milletlerde kararlaştırılmıştı. Ancak günümüzde gelinen nokta bu önerilerin çok uzağında gözüküyor. Halihazırda yaşadığımız dünyayı korumak ve küresel eşitsizliği gidermek yerine gezegeni terk etme fikri daha popüler hale gelmiş durumda. Nasa, SpaceX, Amazon ve Çin’in Mars’ta kolonileşme üzerine ciddi çalışmalar yürüttüğünü artık daha sık görüyoruz. Bilmediğimiz şey dünyadan ne zaman vazgeçtiğimiz. Yani bu teknoloji ve yatırımların neden dünyayı yaşanabilir kılmak üzere kullanılmadığı. Cevap teknoloji ve yatırım kararlarının nasıl alındığında yatıyor.

Ekonomik büyüme öncelikli serbest piyasa sisteminin kalkınma-refah stratejisi, sermaye merkezli çalıştığı için, teknoloji ve yatırım üzerindeki kararlarda da belirleyici olan etken haliyle toplumsal fayda olmuyor. Serbest piyasa düşüncesinde, ekonomik büyümeye en etkili katkı yapan unsurlar teknolojik ilerleme ve sermaye artışıdır. Bu yüzden ikisinin birbirini besleyerek ilerlemesi gerekir. Yoksulluk, eşitsizlik ve ekolojik sorunların azalması gibi toplumsal faydalara ise büyümenin sonunda dolaylı olarak ulaşılacağı savunulur.

1970 krizi sonrasında azalan kar oranlarını yeniden tahsis etmek için geliştirilen finansal küreselleşme stratejisi, dünya ekonomisinde önemli bir büyüme yarattı. Ancak ekonomik büyüme ve gelir artışının eşit bir gelir dağılımı yaratacağı, teknolojik gelişme ve yatırımları da etkin bir şekilde sağlayacağı yönündeki liberal beklentiler ne yazık ki dünyayı artan eşitsizlik ve ekolojik yıkımla karşı karşıya getirdi. Dahası finansal küreselleşme ile vaat edilen zenginlikler için ülkeler yüksek bedeller ödediler. 1990’lardan başlayarak dünyaya yayılan finansal kriz döngüsü 2008 yılında ABD’deki krizle şimdilik sona ermiş gözüküyor. On yıl sonra bile ABD hala bu krizin sonuçlarıyla uğraşıyor.

Hawking’in uyarıları, dünyaya hakim olan ekonomik düzenin yarattığı teknolojik gelişmelerle, gezegenin ekolojik sorunlarının da üstesinden gelineceği varsayımının bir kere daha boşa düştüğünü göstermesi açısından önemli. Teknolojik ilerlemeye karar veren özel çıkarlar olduğu sürece, yaratılan toplumsal fayda ancak sınırlı olabiliyor. Bu bağlamda, Hawking’in gelişmiş ekonomilerin liderlerine çözüm için yaptığı çağrının anlamlı bir sonuç vermesi ise (eski tecrübeleri de düşünürsek) çok zor gözüküyor.

Dünyadaki ülkelerin çoğu hala sanayileşmelerini tamamlayamamış durumda ve yoksul nüfuslarının durumunu düzeltmeleri için sanayileşmekten başka çare görmüyorlar. Ancak bunun dünyanın ekolojik sistemleri üzerindeki baskıları daha da arttırması bekleniyor. Yaşayan Gezegen Raporuna göre, bugün dünyanın sunduğu ekolojik hizmetlerden aynı şekilde faydalanabilmek için gezegenin kendini yenileme kapasitesinin 1,5 katına ihtiyaç duymaktayız. Kabaca 1,5 gezegene ihtiyacımız var. Çoktan aştığımız sınırlarla insanlığın varlığını ne kadar daha sürdürebileceğini bilmiyoruz. Ama şunu tahmin edebiliriz: “Tarihin sonu” teziyle tartışmasız liderliğini ilan eden liberal düşüncenin, dünyayı gerçekten tarihin sonuna taşıyor olması ilerde Mars’tan bakan biri için oldukça ironik gözükecektir.

https://www.theguardian.com/commentisfree/2016/dec/01/stephen-hawking-dangerous-time-planet-inequality