Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib – Alptekin Dursunoğlu (Yakın Doğu Haber)

İdlib’in yeniden devlet kontrolüne geçmesi çok taraflı çatışma dengesini bozacak ve muhtemelen 2011’den beri Suriye konusunda Ankara’ya kredi açan tüm taraflar geri ödeme için fatura gönderecek. İdlib işte bu yüzden Ankara’nın kabusu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Wall Street Journal gazetesine yazdığı yazı, Ankara’nın Suriye takvimini 2012’de sabitlediğinin ispatı oldu.

Erdoğan, yazısında Şam ve müttefiklerinin İdlib operasyonunu önlemek için Amerika’yı Suriye’ye müdahaleye çağırarak şunları söyledi:

“Eğer Avrupa ve ABD dâhil uluslararası toplum bugün gerekli adımları atmazsa, bunun bedelini yalnızca Suriyeli masumlar değil tüm dünya ödeyecektir.”[1]

Halbuki dört gün önce Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne…“kuvvetli ve devam eden taahhütlerini” vurgulayanve “bunlara herkesin saygı göstermesi gerektiğinin” altını çizen Tahran bildirisine[2] imza atmıştı.

Gerçi Erdoğan, Tahran zirvesinde de bildiriye “ateşkes” maddesi yazdırmaya çalışarak[3] İdlib’i “Suriye’nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün” bir parçası haline getirmek için yapılan hazırlıklardan duyduğu rahatsızlığı göstermişti.

Ancak Wall Street Journal’deki yazı, “Dostlar Grubu”nu diriltilip Suriye’ye müdahale çağrısı yapması bakımından ‘rahatsızlığı’ aşan bir tavrın ifadesi oldu.

Peki Erdoğan’ın diriltilmesini istediği “Dostlar Grubu” nasıl doğdu, niçin öldü, tekrar diriltilebilir mi ve diriltilirse başarı şansı ne olur?

Dostlar Grubunun “zuhuru ve sukutu”

Dostlar Grubu, Şam’ı “yumuşak devrime” ikna edemeyen, “sert devrimi” ise başaramayan Amerika ve müttefiklerinin vekalet savaşı konsorsiyumuydu.

Amerika’nın Batılı ve bölgesel müttefiklerinden oluşan bu grup, Suriye’yi bir uydu devlet haline getirmek için çeşitli devrim modelleri denedi ve dayattığı vekalet savaşının kontrolünü kaybettiği için de dağıldı.

1) 7 Ağustos 2011: Şam’ı “yumuşak devrime” ikna etme rolü, Şam’la ilişkileri en iyi olan Amerikan müttefikine verildi.

Dönemin ABD Dışişleri Bakanı H. Clinton, Dışişleri Bakanı A. Davutoğlu’na telefon aracılığıyla “Şam’a vereceğiniz mesajlarda uluslararası toplum ile birlikte hareket etmemiz büyük önem taşıyor. Artık ordunun derhal çekilmesi lazım. Tek ses olalım” dedi; izolasyon ve yaptırım tehdidinde bulundu. Davutoğlu da “Son bir uyarı için gidiyorum”[4] diyerek görevi yerine getirdi.

9 saat sürdüğü belirtilen görüşmede Davutoğlu, Clinton’a vekaleten Şam yönetimine “iktidarı aşamalı olarak bizim belirlediğimiz kişilere bırak ve çekil” teklifi yaptı. Şam’ın bunu reddetmesi, ikili ilişkilerin sonu olurken devreye Arap Birliği girdi.

2) 12 Kasım 2011: Katar başkanlığındaki Arap Birliği, Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’den yetkilerini yardımcısına devrederek çekilmesini istedi.

Şam, Suudilerin Yemen’de uyguladıkları bu “çözümü” reddedince Arap Birliği ile Fransa, “Libya devrimi” modeline uygun bir “çözüm” için meseleyi BM Güvenlik Konseyi’ne taşıdı.

3) 4 Şubat 2012: Arap Birliği ve Avrupalı ortakları tıpkı Libya’daki gibi ‘sivilleri koruma’ gerekçesiyle BM Güvenlik Konseyi’ne Suriye’ye müdahaleyi öngören bir karar taslağı sundu; ancak taslak Rusya ve Çin tarafından veto edildi.

4) 24 Şubat 2012: Rusya ve Çin, Libya modeline uygun “devrime” izin vermeyince ABD’nin 2003’te Irak’ı işgal etmek üzere kullandığı yönteme başvuruldu. Suriye’ye müdahale için BM dışı bir uluslararası platform olarak “Suriye’nin Dostları Grubu” kuruldu.

5) 18 Temmuz 2012: Şam’daki ulusal güvenlik binasınayapılan bombalı saldırıda Suriyeli tüm üst düzey güvenlik yetkilileri öldürüldü. Mayıs ayından itibaren CIA’nın gözetimi altında Türkiye üzerinden silahlandırılan gruplar, bu saldırıyla eş zamanlı olarak “kurtarılmış bölgeler” oluşturmaya başladı.[5]

6) 11 Eylül 2014: Cidde’de yapılan toplantıyla “Dostlar Grubu”, “IŞİD karşıtı koalisyona” dönüştü. Çünkü IŞİD’in hilafet devleti Suriye için tasarladığı devrimde kendi vekillerinin değil IŞİD ve benzerlerinin iktidar alternatifi olduğunu anlamasını sağladı.

İdlib, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın eseri

Erdoğan’ın yazısında “Köprüden önceki son çıkış” diye tanımladığı İdlib, 2015’te Ankara ve Suudiler tarafından Amerika’yı çekildiği Suriye savaşına yeniden ulaştıracak köprü projesi olarak tasarlanmıştı.

Türkiye ve Suudilerin girişimiyle “Fetih Ordusu” adı altında birleştirilen ve silahlandırılan grupların İdlib’i ele geçmesinden[6] kısa bir süre sonra Amerikan basını bu operasyonun arka planına ve hedefine dair ayrıntıları açıkladı.

Türkiye ve Suudilerin Fetih Ordusu’nu kurup İdlib’i devlet kontrolünden çıkararak neyi hedeflediğine ışık tutan en ilginç ayrıntı bir “Körfez kaynağının” şu ifadeleriydi: “ABD’nin bizimle beraber hareket etmesini sağlamanın tek yolu dişimizi göstermemizse, diş gösteririz. Ve Sünni dişi azılıdır.”[7]

Özetle 2015’te bir “zafer”, şimdi ise bir “kaygı” olarak bahsedilse de Ankara açısından İdlib, sadece Amerika’yı Suriye’ye müdahaleye çağırmanın aracı olarak değer taşıdı.

“Dostlar Grubu”nu ihya imkanı

Ankara, henüz savaş başlamamışken bile Suriye’ye dış müdahale istedi. Batılı müttefiklerini Libya’ya müdahale ettikleri için, Suriye’ye ise müdahale etmedikleri için eleştirdi, her ikisinde de “vicdan”a vurgu yaptı.[8]

Dostlar Grubu öncesinde yüzlerle ifade edilen ölü sayısının Dostlar Grubu sonrasında -çoğu Suriye askeri olmak üzere- yüz binlere yükselmesi ise Ankara açısından “vicdan” değil “Esed sorunu”ydu.

Yukarıda sorulan dört sorunun son ikisinin birer cümlelik cevabı ise şöyle:

1) Hayır, Dostlar Grubu’nu yeniden diriltmenin imkanı yok.

2) Hayır, Ankara’nın Batılı müttefiklerinin, ne İdlib’in ne de Suriye’nin geleceği konusunda Şam ve müttefiklerine karşı hiçbir şansı yok.

Çünkü Dostlar Grubu, Şam’ın müttefikleri henüz sahada değilken elindeki tüm kartlarını oynadı ve başarısız oldu. Şu an ise sahaya Şam ve müttefikleri hakim.

Öte yandan Suudilerle Katar’ın, Emirlikler ile Türkiye’nin, Türkiye ile Amerika’nın ve Amerikan sistemi ile Amerikan başkanının ilişkilerinin kazandığı yeni boyutlar da Dostlar Grubu’nun ihyasını imkansız kılıyor.

Ankara’nın Batılı müttefiklerinin başarı şansı

Erdoğan’ın İdlib için müdahaleye çağırdığı Batılı müttefikleri, Şam’ın ve müttefiklerinin yarattığı gerçekliği değiştirebilecek kapasiteye sahip değil, sadece sabotaj yapabilecek güce sahip.

30 Eylül 2015’ten itibaren Rusya’nın hava gücüyle, İran ve Hizbullah’ın ise kara gücüyle sahaya ağırlığını koyması, askeri alanda Suriye ordusunu, siyasi alanda da Şam’ı belirleyici hale getirdi.

Üç yıl içinde Suriye ordusu, Ankara ve müttefikleri tarafından desteklenen silahlı grupları ülkenin tamamından temizleyip İdlib’e hapsederken, ülkenin geleceğini şekillendirecek siyasi süreçler ise Şam’ın ajandasına göre şekilleniyor.

Buna karşın Ankara ve müttefiklerinin desteklediği gruplar İdlib’de hem birbirlerine hem de Suriye ordusuna karşı hayatta kalma mücadelesi veriyor.

2015’e kadar “Rejimle, Esed’in gitme şeklinden başka hiçbir şeyi konuşmayız” havasındaki “siyasi muhalifler” ise şu an Şam’la mecliste koltuk pazarlığı yapabilecek durumda bile değil.

Öte yandan Şam ve müttefikleri arasında çok uyumlu bir koordinasyon ve işbirliği söz konusu iken Ankara’nın hem Batılı hem de Arap müttefikleriyle ciddi çelişkileri var.

Örneğin Ankara’nın “terörist” diye nitelediği Suriye Demokratik Güçleri, (SDG) Amerika ve Fransa tarafından “ortak” olarak görülüyor.

Ankara’nın şimdiye kadar hakkında tek bir olumsuz kelime bile etmediği

Suudiler ise Türkiye’nin beka sorunu olarak tanımladığı SDG bölgesine mali destek sağlıyor.[9]

Bu şartlar altında Ankara’nın Batılı ortaklarının 30 Eylül 2015’ten bu yana Şam ve müttefikleri tarafından ilmek ilmek örülen Suriye gerçekliğini değiştirmesi ihtimal dışı gözüküyor.

“Beka sorunu”nu yaratanlardan çare dilenmenin mantığı

Ankara, Suriye’nin toprak bütünlüğünü Türkiye’nin “olmazsa olmazı[10] ve “beka meselesi[11]olarak tanımlıyor. Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruması için Rusya öncülüğünde oluşturulan Astana sürecinin de ortakları arasında yer alıyor.

Ancak İdlib’in Suriye’nin toprak bütünlüğüne dahil olmaması için Fırat’ın doğusunu Suriye’den ayırmaya çalışan Amerika’dan müdahale talep ediyor.

Çok daha önem verdiği bir müttefiki olan İsrail’in “İran’ı Suriye’den çıkar” şeklindeki mütevazi talebini bile karşılayabilmekten aciz olan Amerika, PYD ile kurmaya çalıştığı Suriye projesini sürekli olarak baltalayan Türkiye’nin istediklerini nasıl ve neden yapsın?

O halde Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunan Ankara, Fırat’ın doğusunu Suriye’den ayırmaya çalışan Amerika’nın İdlib’i devlet kontrolüne alarak toprak bütünlüğünü korumak isteyen Suriye’ye müdahale etmesini neden ister?

Çok taraflı çatışma dengesi

Herkes tarafından görülebilen bu çelişik durumun devlet aklı tarafından da görülebileceği varsayımı ile yukarıdaki sorunun cevabına ilişkin şu tahminde bulunulabilir:

Ankara da aslında Amerika’nın bu taleplerini karşılayamayacağını çok iyi biliyor; ancak çok taraflı çatışma dengesinin imkanlarından yararlanarak İdlib’de beklenen sonu geciktirmeye çalışıyor.

Ankara açısından çatışma dengesinin tarafları şunlar:

1- Silahlı gruplar: a) Ahrar Şam ve müttefikleri gibi “ılımlı” ya da “muhalif” diye adlandırılan gruplar, b) Heyet-i Tahrir Şam gibi “terörist” sayılan gruplar c) “Dinin Muhafızları” gibi “terörist” sayılan grupları “ılımlılaşmakla” suçlayan daha da radikal olan gruplar. d) Türkistan İslam Partisi gibi yabancı gruplar.

Ankara, ilk gruptakileri kendisiyle birlikte Astana’ya taşıyarak bu gruplar arasında çatışma zemini yarattı. Daha radikal gruplara karşı kendisine muhtaç hale gelen bu grupları Fırat Kalkanı veya Zeytin Dalı operasyonlarında kullanıyor.

2- Suriye Demokratik Güçleri/Meclisi (SDG/SDM): Amerikan başkanının Suriye’den çekileceklerine dair açıklamasından sonra Şam’la diyalog geliştiren SDM, İdlib konusundaki uluslararası krizden yararlanarak Fırat’ın doğusunda merkezi bir hükümet ilan etmeye hazırlanıyor.[12]

Bu kararın Amerika’ya mı yoksa onun Suriye’deki yeni vekil gücü olan SDM’ye mi ait olduğu ayrı bir konu. Ancak Ankara bu gelişmeyi hem Moskova’ya hem de Şam’a “ABD’nin Suriye’yi bölme planı” diye sunarak İdlib operasyonunun ertelenmesi yönünde kullanıyor.

3- Amerika: Suriye’deki yasadışı varlığını terörle mücadele ile gerekçelendiriyor, Fırat’ın doğusuna yönelik projesi aracılığıyla Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olabilmek için savaşın sürmesini istiyor.

Ankara, “Suriye’nin toprak bütünlüğü” ilkesine sığınarak Amerika’nın Kürtlerle ortaklığını bozmaya çalışsa da Washington’un Şam karşıtlığını İdlib için kullanmak istiyor.

Amerika ise Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda niteliksel olarak kendisiyle aynı şeyi yapan Türkiye’nin zahiri karşıtlığını sorun etmiyor. Çünkü Amerika’nın Kürtlerle yaptığını, Türkiye de ÖSO tabelasını kullanan silahlı gruplarla yapıyor.

4- Rusya:Suriye’nin toprak bütünlüğünü garanti etmeye dolayısıyla da Amerika’yı Suriye’den çıkarmaya odaklanmış bulunuyor.

Moskova, “Fırat Kalkanı” ve “Zeytin Dalı” kredileri ile Ankara’nın Washington’la olan gerilimini artırdı. Astana süreci ve çatışmasızlık bölgeleri bağlamında da Türkiye’yi iki şekilde kullandı.

a) Silahlı grupların Suriye ordusuyla savaştan uzak durması sağlandı.

b) “Ilımlı” ve “terörist” ayrıştırması sebebiyle silahlı gruplar arasındaki çatışma derinleştirildi.

Rusya, Ağustos 2016’dan beri Ankara’yı çok yönlü ve çok verimli bir şekilde kullandığı için onun çelişkili tutumlarını görmezden geldi.

Ankara da bu durumu bildiği için Tahran’da Suriye’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne bağlılık bildirip 4 gün sonra da Amerika’yı Suriye ve müttefiklerine müdahaleye çağırmakta bir sakınca görmedi.

Bu, çok taraflı çatışma dengesi sayesinde Ankara, “Gönlü Rusya’dan, kılıcı ise Amerika’dan yana” olan tutumunu “bizden başka herkes aptal” özgüveniyle sürdürüyor. Rusya’nın “Fırat Kalkanı” ve “Zeytin Dalı” kredilerinin ise hibe olduğunu düşünüyor.

İdlib’in Suriye’nin toprak bütünlüğüne yeniden dahil olması bu çok taraflı çatışma dengesini bozacak ve muhtemelen 2011’den beri Suriye konusunda Ankara’ya kredi açan tüm taraflar geri ödeme için fatura gönderecek.

İdlib işte bu yüzden Ankara’nın kabusu ve bunca çelişki de ancak kabusta anlaşılır olabiliyor.

Bu açıdan Erdoğan çok haklı “İdlib, köprüden önce son çıkış.”

 


[1]Hürriyet. 11 Eylül 2018, Erdoğan ABD basınına yazdı: Köprüden önce son çıkış http://www.hurriyet.com.tr/gundem/erdogan-abd-basinina-yazdi-kopruden-once-son-cikis-40952320

[3]BBC Türkçe, 7 Eylül 2018, Erdoğan’ın ‘İdlib’de ateşkes’ önerisine Putin’den ret https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-45450938

[4]Sabah. 9 Ağustos 2011. Ankara’dan son uyarı https://www.sabah.com.tr/dunya/2011/08/09/ankaradan-son-uyari

[5]Suriye’deki savaşın başlangıç sürecine ilişkin daha fazla ayrıntı için şu yazıya bakılabilir: 5. yılında Suriye isyanının 2 sayfalık özeti http://www.ydh.com.tr/YD452_5–yilinda-suriye-isyaninin-2-sayfalik-ozeti.html

[6]Habertürk, 28 Mart 2015, Fetih Ordusu, Idlib’i ele geçirdi! https://www.haberturk.com/dunya/haber/1059282-el-nusra-idlibi-ele-gecirdi

[7]Cumhuriyet. 13 Nisan 2015. İşte Esad’ı devirme planı http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/253491/iste_Esad_i_devirme_plani.html

[8]T24. 17 Kasım 2011. Erdoğan: Suriye’de petrol yok diye mi sessizsiniz? http://t24.com.tr/haber/erdogan-suriyede-petrol-yok-diye-mi-sessizsiniz,182129

[9]DW, 17 Ağustos 218. SDG bölgesine Suudilerden para yardımı, https://www.dw.com/tr/sdg-b%C3%B6lgesine-suudilerden-para-yard%C4%B1m%C4%B1/a-45115592

[10]Habertürk, 4 Nisan 2018. Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Suriye’nin toprak bütünlüğü bizim olmazsa olmazımızdır.” https://www.haberturk.com/yerel-haberler/15053431-cumhurbaskani-erdogan-suriyenin-toprak-butunlugu-bizim-olmazsa-olmazimizdir

[11]Sabah. 6 Ocak 2017. Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş: Türkiye’nin beka meselesidir http://www.sabah.com.tr/gundem/2017/01/06/basbakan-yardimcisi-kurtulmus-turkiyenin-beka-meselesidir#

[12]YDH. 10 Eylül 2018. Suriye Kürtleri nereye? http://www.ydh.com.tr/HD15686_suriye-kurtleri-nereye-.html