“Tek ayrıcalıklı sınıf çocuklardır” – Betül Celep

Ankara ve Ağrı’da kaybolan 8 yaşındaki Eylül ile 3 yaşındaki Leyla’nın uzun süren arama faaliyetleri sonucu cansız bedenlerine ulaşıldı. Kaybolan çocukların haberlerinin arttığı son günlerde özellikle sosyal medyada çocuklara yönelik şiddet ve istismara karşı çok sayıda paylaşımla idam ve kimyasal kastrasyon (hadım) talepleri dillendirildi. Bu öfkeyi anlıyoruz fakat toplumsal bir sorunun çözümüne dair talepte bulunuyorsak öncelikle o sorunun kaynağını doğru anlıyor olmamız gerekir. Zira sosyal medyada yaşanan bu tür infialler bir vicdan rahatlatmanın ötesine geçmeli ve kalıcı çözümlere dönüşmeli.

Öncelikle “çocuğa yönelik cinsel istismarın sebebi nedir?” diye kendimize sormakla başlayalım. Bu sorunun cevabı “hasta”, “cani”, “katil”, “sapık” bireylerin dürtüleri değildir. Çocuğa yönelik cinsel istismar bir şiddet türüdür, kaynağı erkek egemen sistemdir. Çocuklar üzerinde kurulan tahakküm ilişkisi şiddeti doğurur ve çocukları nesneleştiren bu hiyerarşi yıkılmadığı sürece şiddeti ortadan kaldırmak mümkün değildir. Tıpkı kadına yönelik şiddette olduğu gibi. O zaman hiçbir şey yapmayalım, elimiz kolumuz bağlı mı oturalım diye düşünüyor olabilirsiniz. Elbette yapılacak çok şey var ama bu idam veya hadım talep etmek değil. Bu talepler tam da sorunun ataerkil sistemden kaynaklanan toplumsal boyutlarının göz ardı edilerek bireye indirgenmesi yaklaşımının bir ürünü. Ayrıca ekleyelim, aşırı derecede artırılmış cezalar doğru olmadığı gibi çözüm de değil. Bu tür cezalar “tecavüz edip, suç delilini ortadan kaldırmak amaçlı” cinayetlere neden olduğu gibi cezanın ağırlığı, başta aile içi istismar vakaları olmak üzere birçok durumda “mağdur” ve yakınlarını suçu ihbar yerine alternatif çözüm arayışlarına iter.

Dolayısıyla çocuklara yönelik cinsel istismarı bir öfke patlamasıyla cezaları artırmak üzerinden tartışmak tehlikelidir, yanlıştır. Bu şekilde esas olarak devletin önleyici tedbirlerini tartışmaktan da uzaklaşıyoruz. OHAL sürecinde KHK’lerle kapatılan çocuk dernekleri oldu. Bu dernekler tam da yukarıda bahsettiğimiz bakış açısıyla devletin çocuk istismarına karşı önleyici yükümlülüklerini hatırlatan, bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi için politika üreten zorlayıcı kurumlardı. O zaman şunu soralım: “KHK’lerle çocuk dernekleri kapatılırken neredeydik?” Bireylerin şiddete yönelmeleri anlık bir tercih de değil. Birçok saldırgan televizyondan, sosyal medyadan devletin temsilcileri ve kurumlarının cinsel istismara yaklaşımını biliyor, takip ediyor. Şimdi televizyona çıkıp “cezaları artıracağız” diye ahkam kesenler toplumda şiddetin ortaya çıkmasına on yıllardır çanak tuttuklarının farkında olmalıdırlar. 16 yıldır iktidarda olan AKP’nin cinsel istismara dair karnesine bir göz atarsanız karnede geçen her bir vakanın Eylül ve Leyla’nın öldürülmesiyle bütünlüklü bir ilişkisi olduğunu görebilirsiniz. Daha nice Eylül ve Leyla’ların kayıp gitmesini istemiyorsak tepkimizi siyasetçileri zorlayacak doğru talepler üzerine kurmalı ve tüm yaşam alanlarımızda örgütlü hareket etmek için inisiyatif almalıyız.